|
Dün Saray Önü'nde (Atatürk Meydanı) kalbleri parçalayacak bir manzara bizi karşıladı.
Hayatının yetmişinde tahmin edilen görme özürlü bir kadın, Meydan'ın dört yolu ortasında duruyordu.
Kör bir ihtiyara, evet, büyük bir sefalet, apaçık bir ihtiyaç!.. Bütün giydikleri eski; bir gömlek, yırtık - pırtık bir çarşaf; ayakları toprağa basacak kadar eski, parçalanmış bir çift pabuçdan ibaret idi. İçten gelen bir üzüntü bizi bu biçarenin yanına götürdü. Ne hazin bir görüntü! İki kolları arasında sıkı sıkı tuttuğu birkaç aylık bir çocuk yatıyordu. Bu yavru, guyâ ki insanlığın dünyasında yaşamağa mahkum imiş gibi gayet garibane bir vaziyet almış. Çocukların şânından olan ağlamağa bile cesaret edemiyor gibi görünüyordu. Bu ma'sum da, ihtimal büyük annesi olan koca - karının küçük bir nümanesi idi. Bu da çıplak.
Biri kör bir ihtiyar, öbürü ise hayatın ne olduğunu bilmeyen bir yavru! Bu iki vücut, Saray Meydanı'nın tozları toprakları arasında şiddetli esen rüzgara tutulmuş, titriyordu. Şiddetli bir üzüntü ile, niçin durduğunu ve nereye gitmek istediğini kendisinden sorduk. Cevap verdi:
- Ayasofya (Selimiye) Câmi-i şerifine gideceğim, fakat yolumu kaybettim, nerede olduğumu bilmiyorum.
Kendisini Ayasofya'ya giden uzun caddeye koyduk. Zavallı yavru ile öteye - beriye çarparak gitti.
Bütün hayatında olduğu gibi burada da talihi yaver gitmedi Koca Saray Önü'nde gideceği yere kadar ona yardımcı olacak kimseyi bulamadık.
Bu kadının geçim sıkıntısının ağırlığı altında ezildiği görülüyordu. Ayasofya'ya giderken sinesinde tuttuğu bu zavallı ciğer-pâresini, bu kutsal ma'bedin kapısında bir mermer taşın üzerine bırakacaktı. Çocuğa sevgisi var, lâkin feleğin yaptıklarına dayanacak gücü kalmamıştı. Bu bi-çare ana, hayatının son zamanlarında yavrusunun sesini - sedasını da işitemeyecekti. Çünkü câmi avlusunda onu insanlığın merhametine teslim edecekti. Yavru, kim bilir, ne kadar zaman, beşik yerine soğuk bir mermer üzerinde kalacak, göz yaşları seller gibi o küçücük yanakları üzerinden akıp gidecekti. Kim bu yavruya "ağlama!" diyecek, hangi şefkat onu kucaklayacak, hangi meme ona süt verecek?
Hıristiyan vatandaşlarımızda bulunan bu gibi yavrular, özel yerlerde süt anaları buldurularak beslenir, eğitilir, öğrenimden geçirilerek yetiştirilir. Üzülerek söyleyelim ki bizde bu gibi yerler yoktur. Ve de sığınacakları tek yer, insanların merhametidir.
Milletin malı olan Evkaf'tan boş yere birtakım masraf edileceğine, maaşlara bire bir artış yapılacağına bu müessese Rumlardaki gibi bir hayır müessesesi kursa daha uygun olmaz mı?
----
Sünuhât
30 Nisan 1908
Perşembe; Sayı: 73
Hükümetin Dikkatine
Osmanlı Çavuşları
Lefkoşa emniyet mensupları arasında bazı çavuşlar tanırız ki çok zamandan beri askeri mesleğe girmiş ve bu müddet zarfında fedâkârâne hizmetleri geçmiştir.
Bunlardan Baş-*Çavuş Mehmed Ali Efendi, hayatının uzun bir müddetini bu memlekette geçirmiştir. Mehmet Ali Çavuş fevka'l-âde dirayetli, muktedir olup emniyet işlerinden başka, suç da'vâlarında da Başsavcılık Yardımcılığı görevini üstlenir.
Mehmed Ali Çavuş'la beraber; Nuri Çavuş, günümüzde Değirmenlik kasabası emniyet kuvvetleri me'muru Baş Çavuş Ahmed Efendi, Halepli Mehmed Hilâl Çavuş, Hüseyin Mazhar Çavuş, Hasan Çavuş, Ali Çavuş vardır ki bu çavuşlar cidden gayretli, kıdemli ve görevlerine bağlı kimselerdir.
Emniyet görevlerinde bu Türk çavuşlarının hakikaten her gün başarılarını görüyoruz. Böylesi güzel hizmetleri geçen ve geçmekte olan çavuşların görev zevklerini artırmak için ödüllendirmeleri yerinde olur. Zaten kendileri de böyle bir bekleyişin içindedirler. Çünkü bu bir tür adalet gereğidir. Biz bu gerçeğe parmak basar ve ilgililerin dikkatini çekeriz.
---
Gazetemizin 2 Safer (05 Mart 1908) tarihli ve 66 sayılı nüshasında "Müslim" imzasıyla Spartarigo (Ötüken) da'vâsına dâir Avukat Cemal Efendi aleyhinde yayımlanan makalenin gerçeklere uymadığı sonradan yapılan araştırma ile ortaya çıktığından bu yanlışı düzeltiriz.
(Not: Rumlar, adı edilen köydeki câmi yerine, Hükümetin uyarılarına rağmen, bir kilise inşâ ederler. Evkaf Dairesi, bunların aleyhlerine açtığı da'vâyı, Avukat Cemal Efendi'nin bilgisizliği ve ilgisizliği yüzünden kaybeder ve zarara uğrar. Birisi, bu olayı anlatan bir makale kaleme alır ve onu "Müslim" adı ile gazetede yayımlatır.
Ancak, Sünuhât, bu yazıda Avukat Cemal Efendi hakkında ileri sürülenlerin doğru olmadığını, yaptığı araştırma sonunda anlayacak ve yanlışını düzeltecektir - H.F.)
---
Sünuhât
30 Nisan 1908
Perşembe; Sayı: 73
İÇ HABERLER
Belediye Reisinin Maaşı
Lefkoşa Belediye Reisliğine seçilen Bodamyalı-zâde Şevket Bey'e, üyelerin oy-birliği ile on iki lira maaş ödenmesi kararlaştırılmıştır.
Büyük Satış
İki sene evvel Ada'ya gelip emlâk ve arazi satın alan Vilkos Kumpanyası, şimdiye kadar satın almış olduklarını bir Yahudi Kumpanyası'na devretmiş; fakat yasal işlemleri henüz yerine getirmediği tarafımızdan öğrenilmiştir. Bu satış yüzünden Ada'ya birçok yahudi'nin geleceği şüphesizdir.
Girne Muhbirimizden
Muhbirimizin verdiği bilgiye göre Hıristiyanların paskalyaları münasebetiyle Pazar günü Karmi' (Karaman)de bütün köy halkı, devriyede bulunan iki süvari üzerine hücum etmişler, zabtiyelerin üzerine taşlar yağdırmışlar, hatta zabtiyeleri dövmek cür'etinde bile bulunmuşlardır. Zor durumda kalan zabtiyeler kendilerini kurtarmak için birkaç el silâh atmak zorunda kalmışlardır.
Sonunda olay Girne'de duyulur. Bunun üzerine Kumandan, Baş-çavuş, on iki piyade, altı süvari; martinleri, süngüleri, kamaları, kurşunları ile donanımlı olarak gece alâ-turka saat bir dolaylarında adı geçen köye gitmişler. Saldırganlardan yirmi kişiyi tutuklayarak ertesi gün kelepçelerle Girne'ye getirmişlerdir. Zanlılar henüz mahkemeye sevk edilmiş değillerdir.
Bu beklenmedik saldırının guyâ sebebi, Râif Onbaşı'nın köylünün silâh atmasına mâni olması imiş!..
Sünuhât: Silâh atmak yasaya aykırı olduğundan, Onbaşı eğer bu yolda bir harekette bulunmuş ise, görevini yerine getirdiği için gerçekten takdir olunur.
Lefkoşa'dan başlayıp bütün köylere kadar yayılan bu gürültülere artık bir nihâyet verilmesi, güvenliğin sağlanması bakımından, temenni olunan hallerdendir.
Lefkoşa'da olup Gidyo Cenâbları'nın aşırı taraftarlarından Yunan uyruklu Katso Andoni, nümayiş yaptıkları gün revolver atışında bulunduğundan dolayı tutuklanmış ve sekiz gün içeride kalmıştır.
Geçen Salı günü Kaza Mahkemesi Reisi huzurunda da'vâsı görülmüş ve tutuklandığı günden i'tibâren sekiz gün hapis cezasına çarptırılması kararlaştırılmıştır. Ancak bu mahkumiyeti, tutuklandığı günlerde geçirdiğinden hemen serbest bırakılmıştır.
Lefkoşa'da Hıristiyanlar tarafından yapılan nümayişlerden dolayı birçok kişinin mahkemeye sevk edilmekte olduklarını yazmış idik.
Bu arada, tanınmış tüccarlardan Zinona Zahariyadi Efendi, işbu gürültülerde revolver atışı yaptığı iddiasıyla mahkemeye verilmiş ve 28 Nisan'da görülen da'vâda yeterince delil bulunamadığından serbest bırakılmıştır.
Lefkoşa Polisi'nin Görev Bağlılığı
Başpiskoposluk mes'elesinden dolayı birbirini izleyerek Hıristiyanlar tarafından yer alan gösteriler adeta güvenliği sarsmış idi. Bunun üzerine Asâletlu Vâli Hazretleri tarafından Polis Müdürlüğü'ne tam yetki veren Bildirge'nin yayımlanmasından sonra güvenlik tam anlamıyla geri gelmiştir. Polis Müdürlüğü'nün bu konudaki görev bağlılığı takdir olunur.
----
Rumların paskası münasebetiyle acayip bir nesne olmak üzere saman v.s.'den oluşturdukları ve "Hazret-i İsâ'nın Kâtili" diye adlandırdıkları bir Yahudi'yi, Kafesli Mahallesi kilisesinde silâhla vuracak olan bir Hıristiyan, ateş ettiği sırada kendi parmaklarını kurşunun te'siri ile parçalamıştır.
----
İ'lân
Ada'nın bütün köy ve kasabalarında ortaya çıkacak kaberleri elden geldiğince gecikmeksizin matbaamıza bildirmek üzere muhbirlere ihtiyacımız vardır.
Muhabirlerin istedikleri gibi yazacakları şeyleri, imzalı ya da imzasız olarak yayımlayacağımıza söz veriyoruz.
Bu görevi üstlenecek efendilerin gecikmeden matbaamıza bilgi vermeleri i'lân olunur.
|