|
Liderler beş aylık bir gecikmeyle "vira bismillah" dediler. Süreç, hem liderler açısından, hem de toplumlar açısından zor geçecek, bu kesin.
Liderler, seçildikleri tabana baktığımız zaman, üç ay içerisinde bir çözüme ulaşabilecek noktadadırlar. Ama kabul etmek gerekir ki, ne sayın Talat ne de sayın Hristofyas sadece oy aldıkları tabana göre hareket etmeyecekler, edemezler.
Kıbrıs'ın kuzeyinde ve güneyinde çözüm karşıtlığı hat safhadadır. Çözüm karşıtlarının yanı sıra, "çözüme ihtiyatlı yaklaşan" kesimler vardır. Tabii ki iki lidere destek veren, hemfikir olan kesimler de mevcuttur.
Liderler, toplumun genelinin kabul edeceği bir çözüme ulaşmak zorundadır.
Bir başka deyişle, Talat CTP tabanının, Hristofyas da AKEL tabanının cumhurbaşkanı değiller. Her ikisi de, toplumun genel hassasiyetini göz önünde bulundurmak zorundadır.
Belki de bu nedenle zaman zaman iki liderin yapmış olduğu açıklamalara anlam verilemiyor. Hristofyas'ı "Kilisenin kuklası", sayın Talat'ı da "Askerin adamı" diye eleştirip işin içinden çıkan yok.
Ya da sadece "eleştirmek" için onlarca cümle kuran da çok.
Kısacası, bu adada çözüm zor bir süreç ister. Bu süreci kaldırmak da çelik gibi sinir ister. Daha şimdiden çözüm karşıtların yükselttikleri seslere bakıyorum da, "ne istediğini" söyleyen çok az ama sayın Talat'a güvensizlik belirtenlerin sayısı hayli fazla.
Bu ülkedeki çözüm yanlıları, tüm farklılıklarına rağmen ortak paydada buluşarak çözüm isteklerini dile getirdiler geçmişte. Halkla bütünleşerek. Kendi içlerinde kavga ederek, bağırlarına ateş basarak dikenli yoldan yürüdüler...
Bunu yeniden başarmak hayal değildir. Güç değildir. Yeter ki istenilenin çözüm olduğu unutulmasın.
Sivil toplum örgütleri birbirini yeteri kadar zayıflatmadan, hırpalamadan bir araya gelebilmeyi başarmalı. Sivil toplum örgütlerinin başındaki bir çok isim kavgalarını "kişiselliğe" döktüler, bu aşikardır. Kimsenin topluma "kişisel hırslarını" dayatmaya hakkı yoktur. STÖ'ler, çözüm için işbirliği yapmaya mecburdur. STÖ üyeleri bunu çok iyi değerlendirmelidir.
BELÇA işçilere devredilir mi?
KTAMS ve BES BELÇA'daki gelişmeler konusunda suskunluğunu koruyor. KTÖS ortada görünen ve "suçlanan" sendika olarak duruyor. Bunun neden, KTÖS'ün muhtelif konularda ortaya koyduğu tavır.
Kısa geçmişimizde DOME OTEL örneği var.
DOME OTEL çalışanları, artık otelin de patronu. DOME OTEL'in yaz dönemini "beklenenin üzerinde bir karla" kapattığını öğreniyoruz.
Bu oldukça önemli bir gelişme değil mi? Çalışan, "özelleştirmeden" aldıkları otellerini bugün kar eden bir noktaya taşımayı başardılar.
BELÇA ve DOME OTEL'i aynı bağlamda bir düşünelim isterseniz. BELÇA kendi çalışanına devredilebilir mi?
KTÖS'ün sorunun çözümü için bu öneriyi masaya getirdiğini öğreniyoruz. KTÖS, özellikle çalışanın sendikalı olması, düzenli artışın yapılması, sosyal sigorta, ihtiyat sandığı yatırımlarının maaş üzerinden yapılması gibi konuların "maliyeti çok yükselttiği" görüşünde.
Burada suçlanan ise, BELÇA'nın rekabet ettiği kurumların, asgari ücretin de altında, asgari ücrete, az üzerinde adam çalıştırması, bunun denetlenmemesi, emek sömürüsünün olduğu yönünde.
Böyle bir durumda BELÇA gibi bir kuruluşun bu alanda rekabet edebilmesi zor. Bu nedenle de KTÖS, BELÇA'nın çalışana devrini öneriyor.
Peki DOME OTEL'de ne yapılmıştı?
Çalışana devir değil miydi yapılan? Bu devir sırasında da işten çıkarmalar olmamış mıydı? DOME OTEL önünde kurulan çadır, bizzat KTÖS yetkilileri tarafından ziyaret edilmiş, bir çok sendika tarafından TES ve Bayram Karaman, "sendikacılığın yüzkarası" olarak suçlanmıştı.
KİT konumundaki işyerlerinin işçiye devredilmesi ya da başka işletmeciye devredilmesi doğru zeminde uzun vadede kazanım sağlayabilecek bir uygulama olabilir.
"Özelleştirmeye karşıyız ama, ne yapalım?" demekle de olmuyor.
DOME OTEL'in işçiye devredilmesi sırasında en ufak bir şekilde işçiye, bunu uygulayanlara destek vermeyenlerin, bugün masaya "işçiye devredelim ya da işçi işsiz kalacak" demesi, aslında içinde bulunduğumuz "sendikal anormalliği" de gösteriyor bize...
|