|
Mutallo, 1974 öncesi Baf Türklerinin yaşadığı mahalleydi... Benim de doğum yerim... 9 yaşına dek tozlu sokaklarını arşınladığım o ruhlar mahallesi, ah!..
47 yılın ardından ilk kez orayı ziyaret ettikten sonra buruk duygularla bu köşeye yansıttığım gözlemlerime çok sayıda mesaj geldi... Meğer duygularına tercüman olunmasını bekleyen ne kadar çok Baflı varmış!..
Baflı olmayanlar da iletti tabii ki içten duygularını... Örneğin Bilge Nevzat ya da Neriman Cahit hanımlar... Sevgili babası İrfan Nadir beyefendinin de Mutallolu olduğunu Bilge Hanım'dan öğrendim... Mutlu oldum öğrendiğimden...
Mümtaz Bayazitoğlu da anılarımdan esinlenerek "Bir Gün Mutlaka Mutallo" başlıklı yüksek ateşli yazısını yayımladı...
Sımsıkı gönül bağları olan ne çok kişi varmış meğer Mutallo ile!. Orayı görseler, ya da görmeseler bile...
Bu arada o yazıda sözünü ettiğim unutulmaz Mutallolu'lardan Venhar Keskin'i de kaybettik geçen pazar günü. Cenazesi bir gün sonra Mutallo'dan çok uzakta, Lefkoşa Mezarlığı'na defnedildi. Mutallo nire, Lefkoşa Mezarlığı nire!..
Diyeceğim o ki, Mutallo mahallesi artık gitti gider!.. Mutallolu'lar da teker teker gitmekte... Rahmetle anarım Venhar ağabeyi ve yitirdiğimiz tüm diğer Mutallolu'ları...
Mutallo'yu asıl güzel ve unutulmaz yapanların yitirdiğimiz o tertemiz, safkan Mutallolu'lar olduğunu o gün orayı, o yabancıl ve perişan haliyle gördüğümde anlamıştım... Büyüyen Baf metropolünün ortasında kalıp bir ruhlar mahallesine dönüşen Mutallo'ya ebediyen veda etmiştim, yeni bir ziyareti artık yüreğimin kaldıramayacağını bildiğimden dolayı...
* * *
Bilirsiniz kuşkusuz, sevgili Dr. Arif Ali Albayrak da Mutallolu... Kısacık ama anlamlı mektubu ve buna eklediği şiiri, yeni ve buruk bir Mutallo esintisini daha köşeme taşımış oluyor bugün... Damağımıza Baf sakızının tadını taşıyan o esintiyle baş başa bırakıyorum şimdi sizi:
"Sevgili Tolgay; geçtiğimiz haftalardan birinde yine Baf'taydık... İlk gittiğim dönemden çok farklı duygular içindeydim... Hayalet gibi bir şehir gelmişti bana... ELVEDA MUTALLO başlıklı gezi notlarınızda çok güzel yazdınız duygularınızı... Yürekten katılıyorum yazdıklarınıza... Yazınızın çıktığı gün sevgili anacığımı ziyaretteydik Güzelyurt'ta. Anacığım bir koca çınar gibiydi ve gözlerinde gördüm yazdıklarınızı... Yılların eskitemediği ve yıpratamadığı o hatıraları... Babam için yıllar önce yazdığım bir şiiri paylaşmak istedim sizinle. Bahse konu yerleri biliyorsanız, anlamı daha çok olacaktır bunun. Sevgiyle kalın... Dr. Arif Ali ALBAYRAK."
* * *
KASABA'DAKİ HAN DUVARLARI
Hayvanları çok severdi babam.
Bu yüzden "sunturaç'ı"
bir heykeltıraş ustalığı ile
kullanabileceği
"nalbantlık" mesleğini yaptı yıllarca.
Nalbanttı yani...
Hatırlıyorum;
çiğli bir yaz sabahında
Kasaba'daki hanın duvarları
ıslak ve kirli,
taze ekmek ve toz kokuyor etraf.
Usulca burnumun önünden
süzülmekte olan
tatlı bir hayvan kokusunu,
bir sisli perde ardından
sanki duyar,
sanki görür gibiyim.
Örtüsüz, kırık, tahta bir masanın başında
dostu "Yagobo" ve
yaşlı babamı seyrediyorum,
hoş kokulu bir
"çoban salatası" yapıyorken.
Herşey
o sabah koparılmıştı dalından,
tazeydi.
Taze nane ve küçük patlıcanları
hatırlıyorum şimdiki gibi.
Sonsuz bir zevkle;
elindeki çakısını
bir parça ekmeğe saplayıp
büyük bir keyifle
salatayı yemeye çalışan,
başı "peşkir" bağlı, dizlikli ihtiyarı
ve babamı izledim.
Sıvası dökülü, çatlamış,
ıslak ve kirli han duvarlarından,
küçük ve eski bir radyodan çıkan
rumca bir şarkının sözleri yansıyorken,
bir parça köy ekmeğinin
yere düştüğünü gördüm.
Çocuk aklı ile
hemen eğilip ekmeği aldım.
Yemek istedim.
Farkedemediğim,
anlaşılması güç
birşeyler oldu aniden.
Zaman durmuş,
dünya durmuş gibiydi.
Üzerinden yıllar geçmiş,
bir kuru hatıra olmuş
herşey.
O ekmeğin hayali
duruyor elimde taptaze.
Nedenini bilmiyorum,
hala yiyememişim...
Dr. Arif Ali Albayrak
3.11.95
|