|
Sayın Ahmet TOLGAY
"KIBRIS" Gazetesi köşe yazarı.
KKTC'de geleneksel 'Eczacılar Günü' 14 Mayıs'ta çeşitli etkinliklerle kutlandı. Yapılan olağan etkinliklere ve söylenen klasikleşmiş sözlere karşın, Eczacılık mesleğine geçmiş yıllarda çok zor ve ağır şartlar altında hizmet vermiş olup halen, bu fani dünyadan göç etmiş bulunan fedakâr ve vefakâr eczacılarımıza gereken önemin verilmediğine inanıyorum. Bu mektubumun amacı, Kıbrıs'ta eczacılığın erken dönemlerini ve o dönemlere damgasını vurmuş değerli eczacılarımızı vefa duygularıyla anmaktır.
Ben eczacı değilim, hukukçuyum... Ancak eczacılık mesleği ile haşır neşir olmuş bir aileden gelmekteyim. Çünkü ailemde 1983 yılında hayata gözlerini yuman babam Eczacı Ahmet Feridun; 1989 yılında hayata veda eden ağabeyim Eczacı M. Kemal Feridun ve onun (Kemal Ağabeyimin) kayınpederi 1920'lerde, yani Kıbrıs tarihinde ilk zamanların eczacısı, 1962 yılında hayata veda eden Mustafa Zahit Hüsnü vardır.
Eczacılıkla ilgili ilk intibalarım çocukluk yaşlarımdan başlar. 1930'lu yılların başında babamın evde eczacılık imtihanlarına hazırlanırken, yüksek sesle tekrarlayarak ezberlemeye çalıştığı kelimelerden şunlar hala hatırımdadır: 'Colourless, Odourless, Christalline, Powder,...' O zamanlar Kıbrıs'ta Malarya salgını vardı. DDT ve antibiyotik..vs gibi modern ve etkin ilaçlar henüz keşfedilmemişti. Sülfat vardı. Sıvı şeklinde olandan, Malarya salgını dolayısıyla, her gün okullarda çocuklara birer kaşık verilirdi. Bu ilacın öteki şekli 'hap' biçiminde idi. Bu hapları eczacılar kendileri Hükümet eczanelerinde yaparlar ve sıtma hastalarına ve önleyici olarak da halka verirlerdi. Ben hala daha babamı o hapların hamurunu yaparken ve onları, hepsi bir ölçüde, olmak üzere nasıl hap olarak kesip şekillendirdiğini ve paketlediğini gözlerimin önüne getirebiliyorum. Eczanelerde yine çoğu kendi mamulleri olup günlük sarfiyatı fazla olan diğer sıvı ilaçları da hazırlayarak, büyük şişeler içinde hazır bulundururlar ve bunları hastalara verirken, karşılığında boş ve temiz şişeler getirmelerini isterlerdi. Çünkü o yoksulluk günlerinde, pek çok şeyin olduğu gibi, şişelerin de darlığı vardı Doktorlar, merkez görev yerlerine ilaveten o yerin etrafındaki köyleri de eczacı ile ziyaret ederler ve hastalara beraberce bakarlardı. Yani Eczacılar da her yere gider ve doktora yardım ederlerdi.
Öte yandan Eczacılar da diğer memurlar gibi becayiş edilebilirlerdi. Misal olarak benim babam ilk olarak kısa bir süre köyümüz Poli'de görev yapmış, ondan sonra sırası ile Kelokedera köyüne, Baf kasabasına, Vadili'ye (burada Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel'in babası Dr. Mehmet Ali Bey'le çalışmış ve ailece ilk defa orada tanışmıştık) tayin olunmuştu. Buradan da Mağusa'ya, tekrar Poli'ye, sonra Girne'ye, Lefke'ye ve tekrar Poli'ye becayiş edilmişti. Dönem, İngiliz Müstemleke dönemiydi...
O zamanlarda eczacılık mesleği şimdiki gibi sadece hazır ilaç dağıtımından ibaret değildi. Eczacılar, belirttiğim gibi doktorlarla beraber köylere gidiyor, onların hastalara bakmalarına yardımcı oluyorlardı. İcabında gecenin her hangi bir saatinde de hizmete çağrılabilirlerdi.
Ağabeyim Kemal Feridun ise Eczacılığa Lefke'de başlamış, bir süre sonra terfi edilerek Lefkoşa'ya getirilmiş, fakat kendi isteği üzerine tekrar Lefke'ye iade edilmişti. O zamanki hayat şartlarında Lefkoşa'da ev kiralama ya da her gün Lefke'den Lefkoşa'ya gelip dönme, kolay bir iş değildi.
Dünürümüz Mustafa Zahit Hüsnü Bey de o zamanın ilk ve ender eczacılarındandı. Eczacılık görevini eşinin yeri olan Lefke'de tamamlamış ve emekli olduktan sonra kendi özel eczanesini de orada açarak uzun yıllar bu eczaneyi Damadı Kemal Feridun'un da yardımıyla devam ettirmişti. Çok zeki bir adamdı ve eczacılığa ilaveten birçok konuda uzman bilgisi vardı.
Bu arada bildiğim ve hatırlayabildiğim kadarıyla Lefkoşa halkına da uzun yıllar Lefkoşa'da hizmet veren Hasan Hilmi Bey, Münir Bey ve Timur Azmi Bey'leri rahmetle anarım... Hayatta olan ve bu çok önemli görevi halen yürüten Eczacılarımıza ve Sn. Kamuran Aziz Hanım, Sn. Arif Küfi ve diğerleri gibi emekli olan eczacılarımıza selam, saygı, sevgi ve takdirlerimi sunarım.
Kıbrıs Türk Eczacılar Birliği Başkanı Sayın Fatma Azgın Hanımefendi'ye (onunla da akrabalık bağlarımız vardır) en derin selam ve saygılarımı sunar ve 'Kolay Gelsin' derim.
Derin sevgilerim ve başarı dileklerimle...
Av. Oktay Feridun
Lefkoşa.
* * *
(*) Değerli ağabeyim, duayen hukukçumuz Oktay Feridun Beyefendi, ülkemizde şimdi hızlı bir gelişme sürecinde olan eczacılık mesleğinin erken dönemlerine ışık tutan bu belgesel nitelikli yazısı için, köşemi yeğledi. Sevgili okurlarımla buluşturmaktan onur duyduğum ilginç yazısını köşeme ulaştırmasından dolayı, kendilerine içten teşekkürlerimi sunarım. (A. TOLGAY)
* * *
"DÜNYA SİGARASIZ GÜNÜ"
Bugün kendinize, sevdiklerinize ve çevrenize bir iyilik yapın sigarayı keserek... Siz onu kesmezseniz, onun sizi feci şekilde keseceğine dair milyonlarca kez kanıtlanmış acı sağlık gerçeklerini göz önünde bulundurun...
İnsanları sigarasız ve dumansız bir yaşama davet eden "Dünya Sigarasız Günü"nde, dost sandığınız sigaranın aslında kanınıza ve canınıza susamış en kötü düşmanınız olduğu gerçeğini kabul edin...
Onunla sahte arkadaşlığınızı sürdürme kararındaysanız, hiç değilse zararını yalnızca kendinizin görebileceği insancıl ve uygar önleminizi alınız... Başkalarının yanında, kapalı alanlarda ve kamusal yerlerde onunla olan sahte arkadaşlığınıza ara veriniz... Bu sahte ve ölümcül arkadaşlığa başkalarını da ortak etme hakkınız yoktur...
Bugün "Dünya Sigarasız Günü"nün gerekleri yapılırken, biri yerel, öteki evrensel iki acı gerçeği de unutmayalım. Yerel gerçeğimiz, 12 yıl önce KKTC Meclisinden geçirilen ve kapalı alanlarda sigara içilmesini yasaklayan yasanın hala uygulamada olmadığına dair...
Evrensel gerçek ise, gelişmiş ülkelerin gelişmemiş ülkelere cicili bicili paketler içinde yaptıkları sigara ihracatından astronomik gelir sağladıklarına ve de kendi vatandaşlarına çok pahalı ve caydırıcı bir fiyatla sattıkları sigaralarını, az gelişmiş ülkelerin insanlarına yok pahasına satıp sürümden kazandıklarına dair...
Yerel gerçeğe de, evrensel gerçeğe de en aşırı duyarlılığı gösterin... Ve bunlara mutlaka tavır koyun... Bireysel, çevresel ve toplumsal sağlığınız için...
* * *
BUGÜN BAŞKENT LEFKOŞA'NIN CİĞERLERİNİN ELEKTRİKSİZLİK VE SUSUZLUĞA MAHKUM EDİLİŞİNİN 139'NCU GÜNÜ... ÇOCUKLARIMIZIN EMANETİ OLAN PARKLARA KARŞI UYGULANAN BU SİYASİ KOMPLOYU VE BUNA DUYARSIZLIK GÖSTEREN HERKESİ BURADAN PROTESTO EDERİM...
|