|
Yakın tarihimizin önemli sayfalarından birini oluşturan Erenköy Direnişi'nin ilk komutanı "AKA" kodlu, (daha sonra generalliğe terfi ettirilen) Yarbay Sadi Eninanç, komutasındaki bir grup mücahidin başkaldırısı üzerine, 1964 yılında, büyük çarpışmalardan önce, olaylı biçimde, bir tekneyle Türkiye'ye gönderilmişti. TMT komutasına karşı yapılan çok ender başkaldırıların ilkiydi bu... 6 Mayıs tarihli ve "Destanın Arka Yüzü" başlıklı yazımda, direniş tarihimizin bu ilginç olayına değinmiş, bu arada olayın hala etkisinde olan Eninanç Ailesi'nin duygularını, elimdeki belgelere dayanarak yansıtmıştım. Merhum komutanın kızı İnci Eninanç'ın şimdi o yazımla ilgili olarak ulaştırdığı mektubu, yakın mücadele tarihimize ışık tutacak dökümanlardan biri olarak aşağıda sunuyorum:
"Değerli Gazeteci - Yazar
Sayın Ahmet TOLGAY Beyefendi
KIBRIS GAZETESİ...
18.06.2008
6 Mayıs 2008 tarihli Kıbrıs Gazetesi'nde yer alan köşe yazınızda 'Destanın Arka Yüzü' başlıklı çok değerli yazınızı bizi haberdar ederek, evimize kadar teşrif buyuran arkadaşınız Metin ÇATAN beyefendiden öğrenmiş ve yazınızı internetten okumuş bulunuyoruz.
Göstermiş olduğunuz nezaket ve duyarlılıktan dolayı sizlere ailemiz adına şükran ve teşekkürlerimizi iletiriz. Gerek Metin beyefendinin gerekse sizin büyük bir duyarlılıkla ailemizi teselliyi amaçladığınız güzel yazılarınızda bizi rahatlatan bir husus da sizler gibi değerli insanların varlığını görmüş olmaktan şüphesiz duyduğumuz büyük memnuniyettir.
Yazınızda bahsi geçen mücahit T. K. ne yazık ki Erenköy Direnişi'nin ilk komutanı Yarbay Sadi ENİNANÇ'ın kişilik ve görevine saldıran ve hiçbir işlem görmemiş olan talihsiz bir belgeyi düzenleyen birkaç kişiden biri olarak 40 yıl sonra Arslan MENGÜÇ' ün kitabında yayımlatan kişidir. Her iki komutan karşısında çifte standart uygulandığı da ifadelerinde mevcuttur.
Kıbrıs Türk Mücahitler ve TMT Derneği'ne göndermiş olduğumuz dosyamızda komutanla ilgili eleştirilere vermiş olduğumuz yanıtların yanı sıra, kendilerine ulaşabildiğimiz pozitif düşünceli mücahitlerin yanıtları da mevcuttur.
T.C. Genel Kurmay Başkanlığı yaptığı inceleme sonucunda tarafımıza yargıya gitmemizin uygun olacağı görüşünü bildirmiştir.
Ancak vatan savunmasında bulunmuş ve yaşı ilerlemiş bu mücahitleri dava etmek ne derece doğru olur, tartışılabilir.
Diğer yanda dürüst, mesleki fedakarlık ve başarılarına rağmen başarısız, yeteneksiz, dirayetsiz ve gayri ahlaki gösterilmeye çalışılan savunmasız bir ölüye, TSK mensubu bir subaya yapılan ortada seviyesiz yayımlar vardır...
Erenköy Direnişinin AKA kodlu ilk komutanı muhakkak ki bunları hak etmemişti.
O, ilk katliamlar sırasında Erenköy'e koşmuştu. Birkaç ay içinde kayalık, stratejik bölgelerde ilk kazıları yapmak, ilk santralleri kurmak, tek şehit dışında zayiat verilmeden başarılan ilk çarpışmaları yönetmek, ilk askeri disiplin ve dağıtımı tesis etmek, sanıyoruz ilk temeli oluşturan küçümsenemeyecek husus ve çalışmalardır.
O, sadece 1964'de Erenköy'e geldiği için bir kahraman değildi. İlk temeli oluşturmak üzere türlü yokluk ve güçlüklere göğüs gererek, (kendisini çok seven mücahit Fadıl İNCİRLİ'nin dediği gibi) elinden geleni yapmış bir insandı. Hayatını ve emeğini ortaya koymak istemişti. Ama O, şimdi seviyesiz yayımlarda tanıtıldığı gibi kalmaya mahkum, kendisine karşı komutasındaki direnişçiler tarafından ihtilal yapılan bir TSK mensubu merhum bir subay olarak mı kalacaktı?
Yıllardır, direnişe katılan eli silah tutmuş herkes anılırken onun adı geçmiyordu... Biz şimdiye dek hiçbir beklentisi olmamış bir aile olarak maalesef 40 yıl sonra bu yayımlar yüzünden gerçekleri ortaya koymak durumunda kaldık. Onun aklanarak gerçek yerini bulmasını istiyoruz.
O, Erenköy dönüşü, ismini vermeden savaşı anlattığı röportaj için Hürriyet Gazetesi'nin büyük para teklifini kabul etmeyerek 'ben sadece milletimiz okusun, öğrensin diye anlattım' demişti.
O, sonuçta Jandarma Teşkilatı'nın sevilen, cesur, haysiyetli ve başarılı bir subayı iken harpte bir komutana yapılamayacak tutum ve davranışlara maruz kalmış, 40 yıl sonra gıyabında yapılan haksız ve küçük düşürücü yayımlarla da Kıbrıs Tarihi'nin karanlık bir sayfası olarak gösterilmeye çalışılarak, aziz ruhu muazzep edilmiştir. Oysa siz ve Metin bey yazılarınızla onun ruhunu şad ettiniz. Çok sağ olunuz.
Ayrıca Ahmet Bey, biz de sizin gibi çevreci ve hayvansever bir aileyiz. Ne yazık ki insanoğlu yalnız kendi türüne değil, doğaya ve hayvanlara da acımasızca zarar veriyor.
Bendeniz de 18 yıldan beri hayvan hakları konusunda çeşitli şekillerde uğraş ve mücadele veren bir kişiyim. Duyarlı insanları tanımış olmak da bizler için inanın sevinç ve teselli kaynağı oluyor.
Çevrecilik mücadelenizde de size başarılar diler, size ve Metin beyefendiye ailemiz adına en derin sevgi ve saygılarımızı sunarım, sağlıklı ve hayırlı günler dileriz.
İnci ENİNANÇ
Ankara."
|