|
"Doğa Yağmacılığının Yeni Hedefi: İpsaro" başlıklı yazımda çevre ve doğa değerlerimizi savunamama sevgili okurlarımdan destek yağdı...
İnsan eliyle acımasızca ve sorumsuza çölleştirilmekte olan güzel ülkemiz adına teşekkür ederim bu duyarlılıklara...
Özcan Çiçek, Tengül Güneysu, İbrahim Göksel ve Servet İnce adlı okurlarım elektronik postayla arka arkaya geçtikleri mesajlarında "İpsaro'da kurulacak olan mermer ocaklarına şiddetle karşıyız" dediler.
Diş Hekimi Mehmet Ali Bıyıkoğlu, o bağlamda telefonla arayan ilk okurum oldu. Bıyıkoğlu ile telefonda olsun tanışmaktan büyük mutluluk, onur ve güven duydum. Diğer yurtsever çevrecilerimizle yaptığım gibi, onunla da ilk fırsatta bir araya gelme arzusundayım. Katledilmekte olan çevre ve doğa zenginliklerimiz konusunda Dt. Bıyıkoğlu ile görüşlerimiz tümüyle örtüşmekte... Hatta artık söz ve yazı yazma döneminin kapandığı ve eylemci bir dinamizmle harekete geçme zamanının geldiği konusunda bile tam görüş birliğimiz var... Bıyıkoğlu bu konuda benden var olan çevreci potansiyeli harekete geçirecek ve motivasyon yaratacak yazılar yazmamı istiyor...
* * *
Dt. Mehmet Ali Bıyıkoğlu, yazımda bir Kızılderili şefinin doğa katliamları karşısındaki uyarısına yer vermemden fevkalade duygulanmış... O Kızılderili şefinin yıllar önce yaptığı uyarının ve kehanetin acı yansımalarının artık dünyamızda görülmeye başlandığına vurgu yaparak, "ilkel sayılan bir yerlinin uygar insanlara yaptığı uyarıda yüzde yüz bilim ve gerçekçilik var" dedi...
Neydi yıllar öncesinden gelen o Kızılderili kehaneti?.. Bir kez daha yineleyeyim:
"Son ağaç öldüğünde, son akarsu kuruduğunda ve zehirlendiğinde, son balık tüketildiğinde, son kuş avlandığında, son buğday tükendiğinde karnımızı doyurabilmek için parayı yiyemeyeceğimizi anlayacağız..."
Evet... Aslında parayı değerli kılan doğanın nimetleri, zenginlikleri ve kaynaklarıdır. Onlar bir gün yok edildiğinde, ceplerimizdeki ve kasalarımızdaki paranın da hiçbir değeri kalmayacak. Paranın değeri ve teminatı, doğa zenginlikleridir...
Dt. Mehmet Ali Bıyıkoğlu, şunları söyledi bana:
"Ben bir köy çocuğuyum... Sütlüceli'yim... Çocukluk günlerimin bereketini anımsadım bir kez daha yazınızı okuyunca... Boyumuzu aşan gür buğday başaklarının içinde kaybolurduk oyun oynarken... Aradan çok bir zaman geçmedi... Şimdiki halimize bakınız... O sarı başak denizleri artık yok... Yediğimiz ekmeğin buğdayını ve ununu ve daha nice besin maddesini dışarıdan ithal ediyoruz... Kıyılmasına karar verilen İpsaro Vadisi, ayakta kalan son zenginliklerimizdendir. Çocuklarımıza bu ülkede hiçbir şey bırakmama hırsıyla harekete geçenlere karşı, bizler de artık eylemci kararlılığımızla harekete geçmeli ve bu ülkenin geleceğini çocuklarımız adına kurtarmalıyız..."
* * *
Şendil Kerim adlı okurumun kısa mesajı şöyle:
"Matsakis denen Rum milletvekilini siyasetteki fanatik ve eksantrik tutumlarından dolayı çılgın bir adam sanırdım şahsen halbuki ülkemizdeki çevre duyarsızlığı konusunda yaptığı son çıkış alabildiğine akıllıcadır. Ne demiş adam bakın: 'Kimse merak etmesin. Kıbrıs sorunu kendiliğinden çözülecek. Kuraklık yüzünden adamız çölleştiğinde herkes bu toprakları terk edecek ve sorun da o zaman çözümlenmiş olacak.' Şimdi biz de sorunun çözümü için elimizden geleni yapmaktayız. İpsaro Vadisi'ni de kuruttuktan sonra çölleşmeye doğru dev bir adım atılmış olacak... Ha gayret!..."
* * *
Merter Öktem adlı sevgili okurum, İpsaro Vadisi'nin kurtarılmasına ilişkin düşüncelerini paylaşmak üzere benimle mutlaka yüz yüze gelme isteğinde. Neden olmasın?..
Merter Öktem'in, elektronik postayla ulaştırdığı yurtsever satırlarını paylaşıma açıyorum:
"Ahmet Bey, selamlar ve iyi çalışmalar;
Bugünkü (3 Temmuz) yazınızı her günkü iş rutini içerisinde gözlerim yaşararak fakat iş yerinin verdiği resmiyetle ağlamamaya çalışarak okudum. Gerçekten İpsaro Tepeleri, bazılarının 'Cennet' diye tasvir ettiğinin dünyadaki somut hali. Tıpkı doğanın ellenmemiş her paçası, kumsaldaki tek bir kum taneciğinin mucizeviliği
gibi... Ve bir zamanların Beşparmaklar'ı gibi... 26 yaşındayım... Çocukluğumda ilk baykuşla, ilk tilkiyle, ilk dağ tavşanıyla, kısacası doğanın her zerresiyle tanışıp onu 'annem' gibi sevmeyi belledim... Beşparmaklar sayesinde... Beşparmaklar'ı mahvettikten sonra şimdi sıra İpsaro Vadisi'ne geldi... Doğaya karşı yapılan katliamları maalesef her Kıbrıslı gibi sadece izledim... Maalesef... Her vatandaş gibi... Ama kalbim sızladı... 'Annem' dediğime her vurdukları zaman, içime kan damladı. Ama kalbime bu kanın akması, sesimi çıkaramadığımdandı. Belki de her insan için gerekli olabilecek o son damla, sizin yazınızla birlikte damladı ve bardak taştı. Ahmet Bey; ben gerekirse tek başıma, ama inanıyorum tek başıma olmayacağım; bu tepeleri korumak için kendimce, genççe, belki delice ama kanlıca (delikanlıca demek istiyorum, lütfen şiddet gibi algılamayınız) bir fikir buldum. Sizden tek isteğim bu fikri size yüz yüze anlatma fırsatı vermeniz. İyi çalışmalar ve saygılar. Merter ÖKTEM"
* * *
Genç çevre mühendisi İlden Hanım'la konuştum geçen gün ayaküstü... Konularımız arasında İpsaro Tepeleri de vardı kuşkusuz... Çok kesin bir ifadeyle vurguladı İlden Hanım. Ve dedi ki: "İpsaro'yu kurtarmakta geç kalındığını düşünüyorum... 8 mermer ocağının izni verildi bile... Gitti gider İpsaro..."
Son not olarak neden bunu düştüm?... Durumun ne denli vahim ve acil olduğunun altını çizebilmek için...
|