|
CTP'nin ilkelerini, eserlerini ve yoldaşlarını yemeye başlaması olayın asıl trajik yanı...
Ne uğruna bu ham-hum?..
Su koyuvermeye başlayan iktidar koltuğu uğruna!...
Bugün KKTC'de hayatı durduran genel grev eylemine imza atan sendikaların kimliğine bakınız lütfen...
Hepsi de CTP'yi iktidara taşıyan demokratik mücadelenin ön safındaydılar...
Şimdi ise İSTİFA, bu sendikalar topluluğunun CTP iktidarına tanıdığı iki seçenekten biri...
"Ya yasanız gidecek, ya da siz" sloganıyla hepsi de atakta!..
Eşel-mobil sistemini yeniden düzenleyecek yasa tasarısının Meclis'ten geri çekilmesi için sokağa dökülüp devlet kurumlarına kilit vuran 33 sendikanın tabanı, ülkede hükümet götürüp hükümet getirecek denli güçlü...
Aileler bazında, sayısı on binlere varan bir irade...
Asla göz ardı edilemeyecek sarsıcı bir oy denizi...
Oysa bir zamanlar tüm bu sendikal tabanı kontrol ve yönlendirme gücüne sahipti CTP... Ama ne günlerdi o günler?..
Bu tabanla yola çıkarak demokrasi kulvarında az işler mi başarmıştı CTP?..
Ama o zamanlar CTP iktidar değil, muhalefet idi...
Şimdi ise açmazlarla örülü iktidarın ateşten gömleği içinde yanıp kavrulmakta... Çaresizlik içinde kıvranmakta...
Muhalefet fırtınalarının dayanılmaz önderi CTP Genel Başkanı şimdi Başbakan... Ve bir zamanlar kendisi iktidarlara hiçbir mazeret tanımazken "Vermeyince mabut, ne yapsın Sultan Mahmut" mazeretlerine sığınmakta şimdi...
Ya da "Ben anamdan Başbakan doğmadım... Gerekirse şapkamı alır giderim" türünden restler çekmekte...
"En yüce değer emektir" ilkesini siyaset sahnesine çakan "Emekçi halkın CTP'si"nin karşısında şimdi on binlerce emekçi!...
Kendisine bu zor dönemeçte destek atışı yapabilenler ise bir avuç sermayedar!..
Vay be!... Muhalefetin dayanılmaz fırtınası, emekçi halkın CTP'sini bu durumlarda da mı görecektik?..
Kendi ilkelerini yemek bu!...
* * *
1982'de yasallaştırılıp kurumsallaştırılmıştı eşel-mobil sistemi...
Enflasyon, devalüasyonlar ve kontrol edilemez hayat pahalılığı ortalığı kasıp kavuruyordu...Sabit gelirli bordrolular müthiş geçim sıkıntısındaydı...
Ve dinamik CTP, muhalefette fırtına misali esmekteydi!..
Bugün kararlılıkla karşısına dikilmiş bulunan sendikaları da arkasına alarak eylem üstüne eylem, demeç üstüne demeç, söylem üstüne söylem patlatarak UBP iktidarını bu duruma çare bulmaya zorluyordu CTP...
Doğurgan kafalı bir Maliye Bakanı vardı eylemlerle sallanan kabinede: Salih Coşar!... Bu zorlamalar içinde çare üretmekte gecikmedi... Eşel-mobil'i getirdi gündeme..
Ve en önemlisi, bu sisteme Ankara'yı razı etti...
İroniye bakınız ki, bu eşel-mobil'in kurumsallaştırılmasında zorlamaları ve baskılarıyla pay sahibi olan CTP, şimdi kendi demokratik eseri de sayılabilecek bu sistemi berhava etme eğilimlerinde...
Kendi eserlerini yemek bu!..
* * *
"Beraber yürüdük biz bu yolları" şarkılarını daha düne kadar birlikte söylediler...Ve CTP-sendikalar topluluğu nice demokratik operasyonun üstesinden geldi bu ülkede...
Beraber yürünen yolların coşkulu görüntüleri şimdi geniş ekran film şeridi gibi gözler önünden geçmekte...
Nasıl bir ortamda?...
Yolların artık hiç kesişmeyecekmiş gibi kesin bir hava bastığı ortamda!..
CTP'li Maliye Bakanı yıl başında bordrolulara refah payı olarak sıfır artış vereceğini resmen tebliğ ederken, onları "Aha size zaten her iki ayda bir alım gücünüzü koruyabilme adına hayat pahalılığı veriyorum" diye avutmuş ve yumuşatmıştı...
Oysa aradan 6 ay geçmeden o hayat pahalılığını da eşelemek durumunda olduğunu tebliğ buyurarak güven sarsıyor şimdi...
Güven sarsılınca da ne oluyor?..
"Sırada budanacak diğer kazanılmış haklarımız da var" kaygısıyla bir tsunami dalgası gibi şaha kalkıyor bordrolular...
Çünkü onlara artık güvensizlik ve de "CTP yoldaşlarını da yemeye başladı" düşüncesi hakim haklı olarak...
Güven bunalımı kötü bir şey!...
* * *
Şimdi gelelim olayın asıl bam teline basmaya:
Siz Salih Coşar'ın eşel-mobil'in ve de diğer reformların olurunu Ankara'dan kıldan yağ çeker misali kolayca aldığını mı sanıyorsunuz o günlerde?..
Hasbelkader bir üst düzey bürokrat olarak bendeniz de o günlerde Ankara'ya giden heyetlerde bulunmaktayım... Başbakanlık basın ve halkla ilişkiler görevlisi olarak...
Ankara haklı olarak bize verdiği paraların kontrolüne duyarlılık göstermekte... Bazı isteklerimizi ise benimsemekte zorlanmakta... Israrla geri çevirmekte onları... Bu yüzden görüşmeler kritik bir aşamaya gelip tıkanmakta...
İşte o zaman görüşmelerin kırılma noktasını belirleyecek atak, kendine özgü jestleri ve üslubuyla Salih Coşar'dan gelirdi... "Tamam" derdi Coşar."Bizden beklentilerinizde haklısınız. Biz üzerimize düşeni yapacağız. Ama şu net gerekçelerden dolayı sizin de bizim bazı temel isteklerimize olumlu bakmanız gerektiği ortadadır..."
Ve o net gerekçeleri inandırıcı tavrıyla örnekler ve rakamlar sunarak seslendirince Ankara yumuşar, protokol görüşmeleri de tatlıya bağlanırdı...
Bugün ben Ankara'yı ikna etmeye yeten o gerekçelerin bir kısmını, farklı bir üslupla da olsa, eylemdeki sendikaların söylemlerinde de görmekteyim...
Tabii ki Salih Coşar hırçın, ideolojik ve katı yaklaşımlarla seslendirmezdi o gerekçeleri... Usulet ve suhuletle seslendirirdi...
"İkna edebileceğimiz gerekçelerimiz varsa, medeni cesaretimizi neden göstermeyelim" demişti bana bir seferinde...
Şimdi bugün burada bunları ben, belki birilerine ilham olur düşüncesiyle yazmaktayım...
Biz ev ödevlerimizi yapalım... Evimizi temiz tutmayı öğrenelim... Doğru dürüst icraatlar sergileyelim... Ondan sonra, medeni cesaretimiz varsa, elimizdeki argümanlara yaslanarak, Ankara'yı ikna etmekte zorlanmayacağımıza eminim...
|