|
Yaşananların insan yaşamında kolay rastlanamayacak türden çok önemli ve tarihi olduğu kesindi... Bu bilinçle Atina'dan verilen emirle gerçekleştirilen 15 Temmuz 1974 darbesinin akşamından başlayarak adada yaşananlara dair uzun süre günlük tuttum...
Siyah kaplı 250 sayfalık bu deftere ne notlar düşülmedi ki günler boyu!...
Kimisi çok acı, kimisi alabildiğine coşkulu, kimisi buruk, kimisi umutsuz kimisi de gülünç...
Yeni nesiller için tarih, bizim nesil için ise birebir yaşanmışlığın ta kendisi olan bu notları belki bir gün kitap halinde yayımlarım...
Ama bugün çoğu kez yaptığım gibi o günlükten yararlanarak bazı anılarımı aktarmakla yetineceğim köşeme...
Savaşta gazeteciliğe, ya da savaş gazeteciliğine dair bu anılar...
* * *
20 Temmuz 1974 akşamına doğru ecnebi ve Türkiyeli gazeteciler Lefkoşa'daki Saray Otel'de toplanıp karargahlarını orada kurdular... Dışarıda tüm şiddetiyle sürmekte olan savaşa dair gözlemlerini gece kulübü olarak kullanılan bodrum katında yazıp görülmemiş bir telaşla yayın organlarına geçiyorlardı...
Çoğu Kıbrıs'a ilk kez gelmekteydi bu gazetecilerin...
Enformasyon Dairesi ile Bayrak Radyosu'nun silah altında olmayan bazı mensupları onlara her konuda yardımcı olabilmek ve o darmadağın düzende iletişim kurabilmelerini sağlayabilmek için canla başla çalışmaktaydılar...
Ben de silah altında olan gazetecilerdendim... Lefkoşa Sancak Karargahının DAL 2'sinde görevliydim... 23 Temmuz gecesi Sancaktarımız Sedat Semerci'nin odasına çağrıldım... Enformasyon ve DAL 2 görevlisi fotoğrafçı Ünal Ersoy'la yorucu bir görevden dönmüştüm... Girne'den Boğaz'a intikal eden ilk tank birliğini korkunç temmuz sıcağında aç- susuz birlikte karşılamış ve öndeki tankın içinde Lefkoşa'ya gelmiştik...
İçinde bulunduğumuz tankın Girne Caddesi'ne girip Dikili Taş'ın çevresinde birkaç tur atması, halkın moralinin yükselmesinde büyük etken olmuştu... Çünkü Rum Radyosu Girne'ye çıkan Türk birliklerinin toptan denize döküldüğünü yineleyip duruyordu...
Sancaktar'ın odasına girdiğimde Serdar Aydın Samioğlu ile DAL 2 komutanı Halil Paşa'nın yanı sıra HÜRRİYET gazetesi Kıbrıs temsilcisi Ziya Akçapar'ın da orada olduğunu gördüm...
Türkiye'den gelen gazeteciler ertesi gün şiddetli çarpışmaların olduğu Lefkoşa varoşlarını gezmek istiyorlardı... Akçapar bu isteği Karargaha iletmişti...
"Mihmandarları sen olacaksın" dedi Lefkoşa Sancaktarı Sedat Bey... "Silahlarını burada bırak ve bu arkadaşlara intikal et."
Ziya Akçapar'la birlikte Saray Otel'in bodrumuna girişim ve oradaki olağanüstü manzarayla karşılaşmam böyle oldu...
* * *
Şehit gazeteci Adem Yavuz'u o gece orada tanıdım... Son derece sakin, saygılı ve efendi bir genç adam... Kıbrıs'a ve olaylara dair yığınla soru sordu bana... Elimden geldiğince yanıtlamaya çalıştım...
Bir de yabancı gazeteciler grubu içinde neşesi ve samimiyetiyle dikkati çeken, viski bardaklarını art arda deviren o İngiliz gazeteci dikkati çekmeyecek gibi değildi...
Birkaç gün içinde Adem Yavuz'un da, o İngiliz gazetecinin de savaşın ölümcül yaralarını alacağını ve meslek şehidi olacaklarını nereden bilebilirdim o gece!..
Ertesi gün, yani 24 Temmuz'da, aralarında Leymosun kökenli TRT mensubu Çetin Çeki'nin de bulunduğu Türkiyeli gazeteci grubuyla Yenişehir'de, Kaymaklı'da ve Kızılbaş'ta Türk kontrolüne geçen bölgeleri gezdik... Her taraf hazin ve hatta ürpertici bir dağınıklık içinde... Hala ortada duran ve kızgın yaz güneşinin altında şişmekte olan cesetlerle karşılaşıyoruz...
Rumların mevzi olarak kullandığı bir evin içine bakmaya girdiğimizde odalardan birine sığınan aç ve susuz iri kıyım bir domuzun üzerimize saldırması... Önce panik ve sonra kahkahalarımız...
Yenişehir'deki kulüplerden biri Türk mücahitlerinin karargahına dönüştürülmüştü... Adem Yavuz'la bilardo masasında bir süre oyalandık sohbetimizi sürdürürken...
Yavuz mücahitlerin kumanyalarından bize yapılan ikramı nazikçe geri çevirir... "Sizin yemeğiniz size yetmez, benim çantamda bisküvilerim var" der...
* * *
Ertesi gün Adem Yavuz'un ekibinden ayrıldım...
Bir başka gazeteci grubuyla Girne'nin ötesine, ileri hatlara gidecektik...Emir öyle... Aramızda şimdi hayatta olmayan Kemal Aşık (Bayrak ve TRT muhabiri) ile İzzet-Rıza Yalın (BRT ve CUMHURİYET muhabiri), Enformasyon'dan Özcan Özcanhan ile BOZKURT foto muhabiri Mehmet Ali Acar ve Sancak Karargahından yardımcım Biray Canateş de var... (O güne dair bugün yayımladığım fotoğrafta görülenler. En sağdaki beyaz tişörtlü bendeniz.)
Birkaç ecnebi gazetecinin bizden önce bölgeye intikal ettiğini ve uyarılara rağmen arazi içinde ilerlediklerini orada öğreniyoruz... "Orada" dediğim yer, bugünkü Saint Tropez Restoran... O günlerde de restoran olarak kullanılan bu mekandan ötesi henüz temizlenmemiş, güvenilir değil...
Çok geçmeden ileriden şiddetli bir patlama duyuluyor...
Haberin bize ulaşması gecikmez... Uyarılara rağmen ilerleyen ecnebi gazeteciler mayınlara basmıştır... İçlerinden biri ağır yaralı... Çok kısa sürede Saint Tropez'in oraya bir askeri ambulans geliyor...
Arkadaşları ve Türk askerleri tarafından taşınan ağır yaralı gazeteci ambulansa alınırken, içim parçalanıyor...
Tepeden tırnağa kan içindeki ağır yaralı gazeteci, Saray Otel'in bodrumunda neşesi ve samimiyetiyle dikkatimi çeken genç adamdan başkası değildir... Kurtarılması mümkün olmaz... Yaşamını yitirir kısa sürede...
Lefkoşa'ya dönüşümüzde bizi çok travmatik bir haber daha bekliyordu.
Adem Yavuz'lu ve Ziya Akçapar'lı gazeteci grubu, Serdarlı'dan Lefkoşa'ya dönüşlerinde, silahlı bir Rum grubu tarafından kurşuna dizilmişti...
Ölümcül yara alan Adem Yavuz, olay sırasında doğum sancıları çekmekte olan köylü bir Türk kadınını da beraberinde Lefkoşa'daki hastaneye yetiştirmeye çalışıyordu...
Doğan bebeğine "Adem" adını verecekti kadıncağız!...
|