|
Dr. Ersan Berksel'in mektubuyla daha bir içerik kazanan AVVVVVVV!.. başlıklı yazımdan sonra, avcı bir topluma dönüştüğümüz gerçeğiyle bir kez daha yüzleştim...
Çoğu avcılardan olmak üzere o kadar yoğun mesaj aldım ki...
Avlakların korunması adına av mevsiminin ertelenmesine destek verilmesi, bana yağdırılan bu mesajların ortak özelliği...
Av mevsiminin her şeye karşın açılmasını isteyen birkaç avcı mektubu da yok değildi hani... Ama bunları genel kaideyi bozamayan istisnalar olarak kabul etmeli...
Doğal dengeleri gittikçe bozulmakta olan ülkemizde avın tamamen kaldırılması görüşüme destek verenler ise avcılık camiasının dışındaki çevreci dostlar...
Bu arada ülkemizdeki av fanatizminin hangi boyularda olduğunu gösteren haberlerin gazete sayfalarına yansıması da berdevam... "Av mevsimi açılsın mı, açılmasın mı?" tartışmaları sürerken tüfek kuşanıp kaçak ava çıkanların varlığına işaret ediyor o haberler...
Polis tarafından kaçak avda yakalananlar var... Ya yakalanamayanlar?...
* * *
Bu arada avcı ruhunu çok güzel yansıtan mektuplardan biri de, biz köşe yazarlarının en duyarlı izleyicileri arasında sayabileceğim sevgili Tahsin Kaya'dan geldi. Kaya'nın ilginç satırlarını değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum:
"Sn. Tolgay, belki şaşıracaksınız ama ben de bir avcıyım. Hem de çocuk yaşımdan beri. Evet abiciğim, suçsuz bir canlıya ateş edip onu öldürmenin haklı tarafı olamaz. Bu konuyu asla tartışamam. Tüfek sesi duyunca maalesef insanlığımızı unutuyoruz. Ancak vereceğim birkaç örnekten benim gibi veya gibilerin ruh hallerinin durumunu artık siz yorumlayınız...
2-3 yıl önce Serhatköy- Sarıtaşlar bölgesinde yavruları ile yola çıkan kekliği ezmemek için çok büyük bir kaza atlattım. O şoku yaşarken kendi kendimi 'Ulan hayvan, avda bu hayvancıkları vurmak için canını yiyorsun da, şimdi niye canını tehlikeye atıyorsun?' diye sorguladım...
Başka bir zaman da Lefkoşa'da yolda yürüyen kumruyu basmamak için fren yaptığımda az kalsın arkadaki araç bana vuruyordu.
Yine bir yıl narenciye bahçemde yuvalandığını bildiğim kekliğin yuvasını bozmamak için bahçenin çapalanmasını geciktirmiştim. Tabii traktör sürücüsü işaret koymama ve güya iyice kontrol etmesine rağmen, maalesef hayvancık çapaların arasında kalmıştı...
Öte yandan bir defasında portakal ağacında sinili kekliği gördüğümde, hem de av günü olmamasına rağmen, dönüp evden aldığım tüfekle onu vurduğumu da hatırlıyorum...
Abi anla işte, bu avcılık karışık bir şey. İnan benim avda öyle hırsım yoktur. Yine de şansımdan avlar üzerime çıkıyor. Geçen av mevsiminde iki tavşan vurdum ki, tam tiyatroluk.
Bir de avda yapılan sporun yanında o arkadaş çevresi ile yapılan sohbetlerin, şakaların, yeme içmenin tadı da başka oluyor canım...
Mesela KIBRIS'ta haber olmuştu hani, tavşan tel tuzakta ölmek üzere iken kurtarılmıştı... İnan olsun ki, o tavşana da çok acımıştık. Avda bulunca vururuz o ayrı konu. Hatta çok fanatik bir avcı arkadaşım o haberi dükkanına astı. Bir de demez mi 'Bakın yahu hayvana ne eziyet çektiriyorlar!..'
Abi, av konusunda benim ruh halim bu. Hiç de parmağımın arkasına saklanıp bahane bulmaya çalışmıyorum.
Ancak bu ülkede avcılık olduğu sürece bu av hayvanları da yaşatılacaktır. Mesela tilkiler vurulmuyor veya akbabalar, peki niye soyları tükendi? Av hayvanlarının yaşatılması için avcıların yaptığı katkı da göz ardı edilmemelidir. Biz avcılar daha da çok para verip av hayvanlarının çoğalmasına katkıda bulunmaya her zaman hazırız.
Saygılarımla
Tahsin KAYA"
* * *
Bir de av fıkrası geldi... Okuduğumda resmen koptum... Fıkrayı da sizinle paylaşıyorum:
Minicik serçe ince av mevsiminde kırlarda uçuyormuş...
Bir anda karşıdan pür silah bir avcının geldiğini fark eder... Neredeyse adamla burun buruna gelecek...
Serçeyi gören avcı da tüfeğini doğrultmuş hemen... Serçecik avcının üzerinden aşıp kaçabilmek için telaşla hızlanırken, adamın kafasına çarpmış ve baygın durumda yere düşmüş... Avcı insafa gelmiş (tıpkı bizim Tahsin Kaya gibi) ve baygın serçeciği avucuna alıp büyük bir ihtimamla evine getirmiş...
Adamın eskiden kalma bir kafesi var evde... Baygın ve minik serçeciği kafesin içine güzelce yerleştirmiş... Yanına da az biraz su, az biraz ekmek koymuş...
Vurmuş kafayı yatmış ondan sonra...
Serçecik bir süre sonra ayılmaya başlamış... Daha tam seçemiyor ortalığı... Hafif bulanıklık var... Bir bakmış ki kapatıldığı daracık yerde tel örgüler, kuru ekmek, su falan...
Birdenbire dank etmiş vaziyet... "Hastir lan!.." demiş. "Kafasına çarpınca avcıyı öldürmüşüz demek ki!.. Al sana şimdi hapishane hayatı!..."
* * *
Ve okurla bir buluşma daha:
"Sevgili Tolgay; Sahra Çölü'nde savrulan kum tanecikleri gibiyiz... Halimiz yazılarınızda da var... Allah hakkımızda hayır eylesin... Ne yapmak gerekir?.. Biraz da artık ne yapmamız gerektiği üzerinde yoğunlaşmalıyız sanırım... Artık herkesin elini taşın altına koyma zamanı geldi diye düşünüyorum...
Selamlar...
Anıl KAYA."
|