|
Ülkemizde hep kadının siyasi yaşamda nerede olması gerektiği tartışılmakta... Ve ben diyorum ki, kadınlarımız bu bağlamda olmaları gereken yere gelebilmiş olsalardı, siyasetimiz bugünkü kadar başarısız, heyecansız ve zarafet yoksunu olmayacaktı...
Toplumsal yaşamın her kademesinde önemli yerlere gelmeyi çok kısa süre içinde başarabilen kadınlarımız, aynı başarıyı siyasal süreçte gösteremiyorlar...
Kadınlarımız, erkeklerin siyasi görevlere seçilmelerinde o kadar etkili olabildikleri halde, kendi hemcinslerinin seçiminde o denli duyarlı ve girişken olamıyorlar...
Tanıdığım aydın ve etkin bayanlara siyasal yaşamdan neden uzak durduklarını sorduğumda genellikle iki yanıt almaktayım... Bunların birincisi "Ne işimiz var bizim siyasette!..", ikincisi ise "Erkekler bize o fırsatı vermiyor ki..." şeklinde...
Oysa insanlığın tarihi serüvenine baktığımızda kadının siyasette hep var olduğunu görürüz...Hatta daha ileri giderek "siyaseti icat eden, kadınlardır" dersem hiç de abartmış sayılmam.
* * *
Kadın, aile, toplum ve siyaset, insanlığın var oluş ve gelişim serüveninin temel döngüsünü oluşturmakta... Kadın aileyi, aile de toplumu oluştururken, siyaset ve din hep bağlayıcı unsurlar olmuştur. İnsanlık tarihinin ilk dönemlerine gidecek olursak, erkek "avcı" rolünü, kadın da "toparlayıcı" rolünü üstlenmiştir...
"Ya savaş, ya da kaç" içgüdüsüyle hareket edilen o günün koşullarında, fiziken güçsüz taraf olarak kadın, hayatta kalmayı sosyal zekası ile başarmış ve topluma aile olgusunu getirerek ilk örgütlenmeyi de başlatmıştır.
İlerleyen dönemlerde ise insanların doğayla olan savaşının yerini yiyecek bulma ve daha iyi koşullarda yaşamak adına kabile, topluluk ve devletler savaşı almıştır...
Tüm bu gelişmeler olurken kadınlar risk almadan geride ama hep etkin ve yönlendirici olmuşlardır... Böylelikle kadın ve erkek tarafından ezberlenmiş bu roller binlerce yıl genlerimiz yoluyla kuşaktan kuşağa aktarıldı...
İnsanlığın uygarlaşması ile fiziksel gücün yerini makineler almaya başlayınca, o güne kadar mütevazı davranarak durumu idare etmeye çalışan kadınlar da ön plana çıkmak istemişlerdir. Ne ki kolay değildi binlerce yıllık alışkanlıkları yıkabilmek...
* * *
Orta Çağ'da birçok kadın sırf marjinal oldukları için "cadılık"la suçlanarak yakılmıştı...Jeanne Darc da bunlardan biriydi... Elinde kılıç bir orduya önderlik eden ve ülkesine bağımsızlık kazandıran bu kızın kilise tarafından yakılmasının asıl nedeni, ezberlenmiş bütün rolleri altüst etmiş olmasıydı... Yakılması bir saat, anlaşılması ise bir asır aldı onun...
Birçok şeye araç edilen din, gelenek ve toplum baskısı, bütün coğrafyalarda kadının geride durmasını ve fazla akıllı görünmemesini emrediyordu. Doğu toplumlarında bu baskılar daha da arttırılarak, kadınların eğitim hakları da ellerinden alınmış, iş sektörlerinin ve sosyal yaşamın dışına itilerek kendini geliştirmesi engellenmeye çalışılmıştı...
Diyebilirim ki, kadınlar yakın yüzyıla kadar, mağara döneminde erkekler aslanlara kaplanlara yem olurken ateşin başında keyif yapmanın diyetini ödediler.
Bugün içinde olduğumuz sibernetik çağda savaşlar da dahil olmak üzere insan gücünün yerini tümüyle makineler almış ve insan zekası her şeyden üstün olmuştur...
Bunun üzerine iktidarı kadınlarla paylaşmak istemeyen bir grup şovenist bilim adamı kadınla erkek beynini inceleyip karşılaştırmaya da kalktılar...
Fakat durum kanıtlanılmak istenilenin tam tersi çıkınca, uzun bir süre o bağlamdaki çalışmalar gizli yürütüldü... Nesillerin değişimi ve şoven zihniyetin demode olması ile bilim de bu konuda elde ettiği bulguları kamuoyu ile paylaşmak durumunda kaldı.
Sonuç çarpıcıydı: Kadınların sağ beyin küresini erkeklerden daha yoğun kullandıkları açıklandı. Sağ beyin küremiz sosyal, duygusal zekamızı, analiz yapmayı, konuşmayı, öngörülerimizi yönetir...
Peki buna kısaca "siyaset yeteneği" de diyemez miyiz?..
(Yarın da sürecek)
|