|
Nail Atalay'ın Ombudsmanlığı bırakıp kendine yeni bir yaşam yolu çizdiği günlerdeydi... Halefi bir türlü seçilemiyor ve ombudsmanlık makamının boş tutulması uzadıkça uzuyordu...
İronik bir yazı yazmıştım o günlerde...
Bir zamanlar ombudsmanlık yasasının Dr. Derviş Eroğlu Hükümeti tarafından Meclis'ten geçirilmesinin geciktirilmesi, devletin üst kademelerinde ciddi bir krize yol açmıştı... Zamanın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Eroğlu arasında su yüzüne çıkan ilk siyasal çatışma, işte bu geciktirilen ombudsmanlık yasası yüzündendi...
Denktaş, ombudsmanlık kurumunun devletleşme açısından taşıdığı önemi dilinden düşürmüyor ve bu konudaki kayıtsızlığından dolayı Eroğlu başkanlığındaki UBP Hükümetine her gün ver yansın ediyordu...
En sonunda ombudsmanlık yasası Meclis'ten geçirilir... Sayıştay Başkanlığı'ndan emekli Nail Atalay ilk ombudsman olarak seçilir... Ve Denktaş'la UBP arasında başlayan kavga da büyüyerek sür git olur...
İşte ben Atalay'dan sonra ombudsmanlık makamının boş tutulup önemsenmemesini ele aldığım o yazıda "Bir zamanlar devlette kriz yaratan ombudsmanlık kurumu şimdi bomboş, atıl, hiç gereksizmiş gibi... Ama Denktaş dahil kimse bunu umursamıyor. Bir tutarsızlık var bu işte" mealinde yorum yapmıştım...
* * *
O yazıdan sonra Nail Atalay benimle buluşur... Ombudsmanlık kurumunun özelliklerini ve kurumun başında bulunduğu süre içinde yaşadıklarını anlatır... Aldığım bilgiler, kaynak gösterilmeden birkaç yazıma daha konu olur...
Nail Atalay "Daha da ayrıntılara girebilmek için bir yemekte buluşalım" der. Ne ki, sözleşilen yemek gerçekleşemez bir türlü... Nail Bey'le ne zaman karşılaşsak "O yemek sözüm geçerlidir ha!.." der...
Kimi zaman özel ve resmi yemeklerde buluştuğumuz oldu. Yine verdiği yemek sözünü dile getirdiğinde "İşte birlikte yemekteyiz ya abi" derdim. Ondan da "Bu yemek o yemek değil" yanıtı gelirdi hep...
Araya Nail Bey'in çok ciddi rahatsızlıkları girdi. Geçen ayın başlarında hastane odasında kendisini ziyaret ettiğimde, baktım ki hala unutmamış. "Hastaneden bir çıkayım o yemeği yiyeceğiz" diyor kararlılıkla.
* * *
Ve o yemek en sonunda Nail Bey'in evinde, değerli eşi Mürüvvet Hanımefendi'nin donattığı masada, beni zenginleştiren bir sohbet ortamında gerçekleşti.
Gazetede vefasızlıktan yakınan sözlerini okumuştum bir gün önce...
"Bu toplum size gerçekten vefa borçludur Nail Bey" dedim. "Ama bazıları vefasızlık ediyor diye de kendinizi üzmeyiniz. Nice güzel değerini yitiren toplumumuzda vefasızlık da kurumsallaşmıştır. Bu kurumsallaşmayı yaratanlar da gün gele vefasızlığın acısını çekerler."
Burada, Kız Lisesi'nin emekli Türkçe öğretmeni Mürüvvet Hanım şunları söylüyor:
"Çilesi bol olsa da, yurt içinde ve yurt dışında çok güzel günlerimiz oldu. Ülkemize, halkımıza ve inandığımız ideallere doyasıya hizmet verdik. Bunun huzuru bize yeter ve hiçbir şeye değişilmez."
O an, toplumumuzun güngörmüş asil insanlarının, çok zor koşullardaki geçmiş hizmetlerinden ne büyük bir iç huzuru duyduklarını ve emeklerini topluma nasıl cömertçe helal ettiklerini bir kez daha duyumsadım. Çünkü birkaç hafta önce toplumumuzun bir diğer tarihi hizmetkarı Ümit Süleyman Onan'dan da tıpatıp benzeri sözleri duymuştum...
Nail Atalay, sevenlerini çok korkutan ciddi bir rahatsızlık geçirdi... Hastanenin nöroloji bölümünde de günlerce yattı... Şimdi kendini toparlamış durumda... Ve anılarının ikinci cildi için büyük bir heves duymakta...
"Birleşmiş Milletler'de On Buçuk Yıl" adlı kitabına yazdıkları yakın tarihimizin karanlık dehlizlerine projektör tuttu... Nice bilinmeyeni gün ışığına çıkardı... "Ama daha anlatılacak çok şey var" diyor Nail Bey. "Peki niye anlatmıyorsun?" diye sorduğumda "Gelenektir ve etik kuraldır. Siyasetin gizli olaylarının açıklanabilmesi için aradan belli bir zaman diliminin geçmesi gerekir" yanıtını veriyor...
O çok önemli bilinmeyenleri de Nail Atalay'ın kaleminden ya da ağzından öğrenebilmek için, Tanrı'nın ona cömertçe sağlık ve afiyet sunmasını dilerim...
* * *
Özel yemeğin sürpriz konuğu, Nail Atalay'la yaptığı uzun soluklu röportajı kısa süre önce yayımlamış olan araştırmacı-yazar Dr. Filiz Besim'di. O artık Atalay Ailesi'nin kızı... Ve bakıyorum, Nail Bey'in yemek masasındaki gizem yüklü sözleri onu hayli etkilemekte ve kışkırtmakta... Dr. Filiz, röportajının ikinci etabına girişir ve Nail Bey'in tereddütlerini kırarak bilinmeyenleri toplumun önüne taşırsa şaşmam!..
O röportajın, hasta yatağından yeni kalkmış Nail Atalay'a yaşam iksiri gibi geldiğini ve motivasyonunu yükselttiğini hissediyorum... Aldığı olumlu tepkilerden son derece memnun... Ama kitabına sığmadığı gibi dört günlük röportajına da sığamazdı onun yaşanmışlıkları.
Bir köylü çocuğu olarak yaşama öğretmen olarak atıldı... ODTÜ'nün ilk Kıbrıslı mezunlarından ve öğretim görevlilerinden... TMT döneminde nefer gibi çalıştı... Cumhurbaşkanlığındaki geniş yetkili müdürlüğünden sonra, 10 yılı aşkın Birleşmiş Milletler Temsilciliğimizi yaptı... Dış görev dönüşü Sayıştay Başkanlığı ve Ombudsmanlık makamlarına silinmez damgasını vurdu... Ve siyasetimizin o en kritik dönemlerinde Cumhurbaşkanı adaylığına dek geldi... Hep halkının içinde tevazuyla bulundu... Cefakar toplumunun sinesinden çıkmış bir anıt adam o...
Sayıştay Başkanlığı ve Ombudsmanlık günlerinde yaşadığı anılar, iç düzenimize dair nice vurgulamalar ve derslerle dolu... Sanıyorum en fazla da açıklamaktan çekindiği işte o görevlerine dair yaşanmışlıkları... Bazı şeyleri üstü kapaklı anlatırken yüzüne gelen ifade, bu toplumun anatomisini ve siyaset dünyamızın organizmasını derinlemesine çözümlerken yaşadığı acıların ve düş kırıklıklarının göstergesi... Nelerle yüzleşmemiş ki!.. Ve anlıyorum ki, aslında vefasızlık onun için çok tanıdık...
Şimdi oldukça tereddütlü... Ama içten dileğim ve beklentim, Nail Atalay'ın Sayıştaylık ve Ombudsman'lık anılarını da en kısa sürede topluma sunabilmesi...
|