|
2004 barış sürecinde önemli roller oynayan öğretmenlerdi ve dolayısı ile onları temsil eden öğretmen sendikalarıydı.
Sadece düzenlenen muhteşem mitinglerdeki varlıklarıyla değil, toplumun aydınlatılmasında da öğretmenler önemli görevler üstlendiler.
Dönemin karakteri gereği mesleksel-zümresel-bireysel çıkarların ötesinde bir halkın geleceğini şekillendirmesine yardımcı olan motor güç öğretmenlerdi.
Bu tarihi görev Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin büyük bir çoğunlukla hükümet olmasına kadar devam etti.
Kıbrıs sorununda yaşanan hayal kırıklığı tüm kesimleri olduğu gibi öğretmenleri ve öğretmen sendikalarını da "iç konulara" yöneltti.
Aslında bu normal bir yönelişti. Çünkü geçmiş yönetimlerin uzun yıllara dayanan ihmalkârlığı, diğer kesimleri olduğu gibi öğretmenleri de mağdur etmişti.
Bu mağduriyet giderilmeliydi.
İşbaşında yol arkadaşlığı yapılan bir hükümet vardı ve bu hükümet de mağduriyetlerin giderileceğini söylüyordu.
Şimdi geldiğimiz noktada yaşanan inanılmaz yıpranmışlığın başlangıç noktası orası oldu.
Bir yanda öğretmen sendikalarının başkan veya yöneticilerinin milletvekili ve üst düzey bürokrat olmasının getirdiği rol karmaşası, diğer yanda ölçüsüz-dengesiz ve ne yazık ki üslupsuz talepler bugünkü ortamı yarattı.
İlk çatlak "meydanlarda birlikte yürüdük bu nedenle ne istersek vereceksiniz" söylemiyle ortaya çıktı.
"Meydanlarda bu ülke için yürüdük, maaş artışı için değil" diye itiraz etmeye çalışanlar anında susturuldular.
Sonra, hükümettekilerin beceriksizce tutumlarından dolayı yasalarla oynandı ve "menfaat dağıtma" anlayışı yaslar tarumar edilerek sürdürüldü.
Popülist yaklaşımlardan dolayı öyle bir noktaya gelindi ki sesini yükselten ve ayak patırtısı çıkaran hükümetten istediğini aldı.
Öğretmen sendikaları da öyle yaptı.
Tabii her şeyin bir sonu olduğu gibi kaynakların da bir sonu vardı.
Referandum sonrası patlayan inşaat sektörünün yarattığı göreceli zenginlik de "refah payı" adı altında ulufe gibi dağıtıldı.
İnşaat sektörü gerileyince de bu kez sinirler gerildi ve "emek düşmanı hükümet", "paragözler, doymak bilmezler" gibi düzeysiz tartışmalar başladı.
Bu düzeysiz tartışmalar da bizi bugünlere getirdi.
Toplumu eğitimi açısından yıkıma ve öğretmenin itibarı açısından ciddi bir erozyona.
***
Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası bir yandan üstüne vazife olmayan Lefke Avrupa Üniversitesi'ne bulaştı (ki oradaki öğretim üyelerinin niye DAÜ'deki gibi ayrı bir sendika kuramadıklarını hala anlayabilmiş değilim) diğer yandan da "biz bu hükümete her istediğimizi yaptırırız" mantığıyla sıkça ve gereksiz bir şekilde grev silahını kullandı.
Sudan bahanelerle okul etkinlikleri boykot edildi ve aslında eğitime ağır bir darbe vuruldu.
Kıdemli öğretmenlerle ilgili düzenleme bahane edildi ve eğitim felce uğratıldı.
Öğretmenlerin ve öğrencilerin binbir emekle hazırlandığı 19 mayıs kutlamaları sabote edildi ve ardından öğretmenler sendika tarafından açıkta bırakılarak toplumun en önemli uzlaşma noktası havaya uçuruldu.
Eğitim yılının uzaması ihtimaline karşın sendika "uzarsa ek mesai isteriz ha" diyerek tüm gerginliklerin üzerine tuz biber ekti.
Halbuki geçmişte örnek davranışlarıyla toplumda sembol olan öğretmenlere yakışan greve ara verip (ki sendika hayret bir şekilde o gün grev yapmadığını açıkladı) 19 mayısı kutlamaları ve eğitim süresinin uzaması halinde "biz gerekirse öğleden sonra da ders veririz ve öğrenciyi mağdur etmeyiz" demeleriydi.
Tam tersi yapıldı.
Ve bir inat uğruna grev sürdürülüyor.
Öğretmen sendikası yöneticilerinin ne niyette olduklarını bilmiyorum ama gelinen aşamada yıpranan ve erozyona uğrayanın öğretmenlerin itibarı olduğunu çok iyi görüyorum.
Kıbrıs Türkü en zor zamanında bile okullarını kapatmadı, öğretmenlerin özverisiyle eğitimini sürdürdü.
Galiba şimdi bunu hatırlatmakta fayda vardır.
|