|
Beklenen oldu ve 2 lider Yeşilırmak gerginliğine rağmen kapsamlı müzakereleri başlatacak sürece start verdi.
Hem de "kırmızı çizgilerini" ta baştan ortaya koyarak.
Dünkü görüşme hayati derecede önem taşıyordu.
İki nedenden dolayı:
Birincisi 24 nisan referandumlarından sonra oluşan statükoyu değiştirmesi açısından.
İkincisi ve daha da önemlisi yakın bir gelecekte çözüme ulaşma doğrultusunda kullanılacak son şans olması açısından.
24 nisan referandumlarında çözüm planının reddedilmesi kendine göre bir statükonun oluşmasına yol açmıştı.
Bu statükonun baş mimarı kuşkusuz ki çözüm planına hayır denmesini sağlayan eski başkan Tassos Papadopulos'tan başkası değildi.
Papadopulos Avrupa Birliği üzerinden uzun erimli bir mücadele ile Türkiye'yi dize getirip istediklerini alabileceği bir stratejiyi yürürlüğe koymuştu.
Bu strateji güç üzerine oluşturulduğu için de Kıbrıs sorununa görüşmeler yoluyla çözüm bulma noktasını içermiyordu.
Türk tarafı uluslararası camiadan da aldığı destekle "izolasyonların kaldırılması" şeklindeki kontra politikayı yürürlüğe koymuştu.
Referandum sonrası oluşan statükonun kabaca tarifi buydu.
Bu statüko birinci darbesini Dimitris Hristofyas'ın başkanlığa seçilmesiyle aldı.
Hristofyas ile Papadopulos arasındaki temel görüş ayrılığı uygulanacak stratejiye ilişkindi.
Hristofyas "uzun erimli mücadelede" kaybedecek tarafın Rum tarafı olacağına inanıyor ve geçen sürecin ayrılığı pekiştireceğini düşünüyordu.
Zaten seçim propagandasını bu görüş üzerine oluşturdu ve Rum halkından onay aldı.
Bu statükodaki birinci gedikti.
İkincisi de dün gerçekleşti ve sadece 4 yıl aradan sonra Kıbrıs sorununu görüşmeler yoluyla çözmek için yeniden pazarlık masası oluşturuldu.
Böylece 2004 sonrası statükonun yıkılışı da ilan edilmiş oldu.
***
İki liderin görüşmeler süreci öncesinde bir nevi niyet deklarasyonunda bulunması veya günümüzün deyimi ile kırmızı çizgilerini açıklaması belki de görüşmelerin akıbeti açısından önemli bir gelişmeydi.
Çünkü geçmiş görüşmeler Avrupa Birliği üyeliği baskısı altında biraz dağınık ve tesadüflerin etkili olduğu bir modelde gerçekleşmişti.
Şimdi taraflar niyetlerini başından ortaya koyarak bir uzlaşmaya varmaya çalışacaklar.
Şüphesiz tavizler de verecekler.
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar da bunu bilerek referandumda oy kullanacaklar.
Geçmiş dönemde oy verecek olanları bilgisiz kılıp kendi istediği doğrultuda sonuç çıkarma tehlikesi de ortadan kalkmış olacak.
***
Başlayacak müzakerelerin önündeki en önemli tehdit uzlaşmama noktalarında kendini gösterecek.
İki lider onaylayacakları bir anlaşma metnini referanduma götürmek için çalışacaklar.
Peki onaylamadıkları yani uzlaşamadıkları noktalar ne olacak?
Eğer uzlaşılan noktalar çoğunluktaysa yine de çıkıp "biz uzlaşamadık bu yüzden görüşmeleri bitiriyoruz mu diyecekler?
Yoksa artılar ve eksiler muhasebesi yapıp sonucu oy kullanacak olanlara mı bırakacaklar?
Bunun en kısa sürede belirlenmesi gerekir.
Aksi görüşmeleri başarısızlığa mahkum edebilir...
|