|
Dev-İş Genel Başkanı Mehmet Seyis'in mektubundan sonra Başbakan Ferdi Sabit Soyer, görüşlerini sizlerle paylaşıyor (1)
Bazıları sevmese bile genellemelerden biraz ayrılmaya çalışırım. Çünkü tahlilleri tam anlamı ile yapmazsak ne dünün olaylarından yeterince ders çıkartırız, ne de yarına bu temelde yürüyebiliriz
Dev-İş Genel Başkanı Mehmet Seyis'in önceki gün bu köşede yayımlanan mektubunun ardından Başbakan Ferdi Sabit Soyer, önce telefonla arayıp duyarlılıkla görüşlerini paylaştı. Ardından da yazılı olarak iletti... Başbakan Soyer'in uzun ve dünden bugüne muhasebe nitelikli mektubunu bugün ve yarın iki bölümde sizlere aktaracağım.
" Sayın Hastürer, belki alışılmadık bir şeydir, bir ülkenin Başbakanı'nın kimi zaman bir makale yazarına belli konularda görüşlerini yazması. Ama galiba birazda alışılmışın dışına çıkmak gerekiyor.
DEV İŞ Başkanı Sayın Mehmet Seyis, sizin köşenizde yayınlanan yazısında, her sağduyu sahibi insanın bir beklentisini çok iyi bir şekilde dile getirmektedir.
Sayın Mehmet Seyis; "Açıkçası 2000 2004 yılları arasında o içten mücadeleyi özlüyorum. Tüm sosyal kesimlerin kendi zümresel çıkarlarını, kişisel hesaplarını bir yana bırakarak tek bir yürek gibi ayni ideal uğruna bir araya geldiği o dönemi özleyen herhalde yalnız ben değilim. Eminim ki tüm ilerici demokrat ve barıştan yana olup da meydanları dolduran tüm Kıbrıslı Türkler özlüyordur" demektedir.
Elbette önemli bir tespittir bu. Ancak bazıları sevmese bile genellemelerden biraz ayrılmaya çalışırım. Çünkü tahlilleri tam anlamı ile yapmazsak ne dünün olaylarından yeterince ders çıkartırız, ne de yarına bu temelde yürüyebiliriz.
2000 - 2004 arası oldukça önemlidir ve Kıbrıs Türk halkının siyasi yaşamında önemli bir yer tutar.
Eğer mücadele açısından söz edeceksek, bu dönem, bir birinden farklı, ama bir ötekini etkileyen olaylarla doludur... Her birinde siyasi ve sosyal güçler farklı farklı duruş sergiledi. Ama hepsi birbirini etkileyerek en sonunda 2002 sonundan başlayan o "büyük "dönemi yarattı...
"Meşhur casusluk" davası ve buna Kıbrıs Türk halkının demokratik tepkisi unutulamaz.
Bankalar krizi olarak ifade etmek isterim diğerini. Bunu uzun yıllar süren enflasyonist bir dönemin sonucu olarak yaşadık. Gerek Türkiye de gerekse Kıbrıs'ta yüksek faiz siyaseti geçerli idi. Bu ülkemizdeki pek çok üretkenliğin gerilemesine, hem de rant ekonomisi ile kolay para kazanma kültürüne ve buna bağlı olarak da hem insani, hem de mali pek çok disiplin ve değerin erozyona uğramasına yol açmıştı.
İşte bu dönemde farklı toplum kesimleri farklı gerekçelerle hareketlendiler. Büyük sosyal çalkantılar yaşadık. Bu gün çoğu unutabilir veya hatırlamak istemeyebilir. Ama o dönemde 4 bini aşkın kişi bırakın geçinmeye, sosyal sigorta veya devlete dönük yükümlülüklerini de yerine getirmemişti. Bu dönem geride büyük bir yıkım bırakmıştı. İnsanlar ev taksitlerini ödeyememiş ve şirketler de krize sürüklenmişti. İnsanlar yılların birikimlerini bir anda kaybetmiş, her şey müthiş bir çöküşe sürüklenmişti.
Gerçi 2004' ten sonra sosyal sigortada ve ağır faiz ve cezalarla daha da katmerleşen borçlarından insanlarımızı, yaptığımız yasal düzenlemelerle kurtarıp, yeniden sisteme dahil ettik. Bu yeniden sisteme giren, yoksul, çoğu emekçi insan sayısı yalnız sosyal sigortalarda 3000 bini aşkındır. Geride daha 800 civarında insan vardır.
Bu arada bankalar krizi ile mağdur olan binlerce insanda, Türkiye'den, Anadolu insanının verdiği vergilerden ayrılan bir payla ve Türkiye'nin desteği ile mevduatlarını geri aldılar. Ama bunu da Kıbrıs Türk halkı bir başka açıdan ödedi. Türkiye'den aldığımız desteğin ciddi bir boyutu da bu alana gitti. Her halde bu da unutuldu ki son zamanlarda yine toplumsal üretkenliğimizi sorgulamadan, daha fazla olgusu gündeme girdi ve "sınır bekçiliği" kavramları yeniden üstelikte ilericiyim diyenler arasında da yer etmeye başladı.
Sevgili Hasan Hastürer, bu konularda yazılan makaleleri yayınlanan acı dolu bildirileri, gazete haberlerini, toplasan, herhalde hayli hacimli bir kitap olurdu.
Neyse, yine konuya gelelim. Bazıları da o dönemde de "bu kapitalizmin krizi, düzen falan" dedi. Ama ortak paydası yurtseverlik olan pek çok kesim de, bu konunun ideolojik ve politik kısırlığa girmeden nasıl çözme kavuşturulacağı ile ilgili olarak siyasi fayda gütmeden konunun üstüne gitti. Bunlardan bir tanesi de CTP idi. O günlerde sık sık kullandığım bir söz vardı. "Biber ağacına arı bile konmaz, acıdan bal çıkmaz".
Böylece bu acı olayı hiç bir zaman siyasi değişimin aracı olarak görmedik. İstesek alt üst edebileceğimiz bir ortam vardı. İktidarın tam muhalifi olarak siyasi bir olay olarak ele almadık. Aksine, Bankalar Yasası, Merkez Bankası yasasının belli eleştirilerimize karşın oy birliği ile çıkması için büyük gayret sarf ettik.
O günlerden kalan en büyük olay, meşhur Meclis baskınıdır. CTP, dün de bu günde sorumlu siyasi parti olarak en geniş kitlelerin öfke seline değil, demokratik olgun potansiyele sahip olması için her zaman gereken kararlılığı, sorumluluk ve demokratik olgunluk içinde kalarak gösterdi. Vur kır diyenlerin karşısında hep akıl ve doğru demokratik, tepki gelişmesine özen gösterdik.
Hiç unutmayın, meşhur Meclis baskınında, o dönemin Cumhurbaşkanı Kıbrıs'ta değildi. Ne hikmetse öfkeli kitleler, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın bir kapısından girip, öbür kapısından çıktıktan sonra, doğru Meclise gelmiş ve meşhur olaylar patlak vermişti.
Ayni günün akşamı ise Cumhurbaşkanına vekâlet eden makamın açıklamalarını şok içinde dinlemiştik. Olayı Rum tarafının organize ettiğini ve sol kuruluşların bunu yaptığını ilan edivermişti. Tıpkı, 5-6 Eylül İstanbul olaylarını, bu gün okuduğumuz gibi.
Unutmam, o günlerden daha önce, meşhur casusluk davası ile Sayın Şener Levent hedef alındığında da CTP'yi sevmemesine karşın, "bana ne" dememiş ve inkâr edilse bile demokratik değerlerin savunulması için tüm gücümüz ile destek vermiştik. Ama ayni zamanda da tepkinin sövme saymaya, ileri geri tepkiye değil, doğru demokratik zeminde gerçekleşmesi için de beraber yürüdüklerimizin kimi zaman hakarete varan, uç söylem ve tavırlarına karşı da kararlılıkla duruş sergilemiştik...
Bunu da bu gün bazı çevrelerden çok duyduğum "biz seçtik ona göre" deyişlerine karşın, hiç bir zaman kimseye de bu desteğimizi fatura diye de uzatmadık". ( sürecek).
|