Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Nev başkenti "Alev Alev" yaktı
Gazimağusa'da bu akşam Bonnie Tyler var
Futbolda alınan sonuçlar ve günün programı
Futbolcular istediğini aldı
Hasan Olgu ve Fırat Yalova'da

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Anacığıma mektubumdur...

Hasan Hastürer

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   12 Mayıs 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Anacığım, isyanlarını, tepkilerini hiç unutmam... Söylemesen da belli ederdin. Ama asla kinin yoktu.

Ben da sana çekmişim. Söylerim, yazarım, ama asla kin tutmam.

Dilime ve kalemime giden iki başlangıç noktası var. Biri yüreğim, öteki beynim... Duygularımı hiç gizlemem. İçimden geleni yazarım. Aklımdan geçenleri, beynimin ilgili bölümlerinde şekillenenleri yazarım...

Kimseye kinim yok... Ama yaptığım iş doğru bildiklerimi toplum için yazmamı gerektirir

 

Sevgili Anacığım,

Anneler günü dündü. Bizim Kaymaklı'dan arkadaşım Ferdi Sabit Soyer şimdi Başbakan... Bu ülkede sorumluluğun ne kadar büyükse başının derdi da o kadar çok.

Normal bir memlekette yaşamadığımızı kabul etmek istemeyiz. Aslında kabul etsek pek çok tartışma yapılmayacak ama o zaman da çağdaşlaşmanın her bakımdan önündeki engellere bağışıklık kazanarak yaşayacağız.

Başbakan Soyer'den uzun bir mektup gelmişti. Köşemin büyüklüğü bir günde yayımlamaya yetmediği için iki günde yayımladım. Ama seni unutmadığımı bir köşeciğine yazıp, mektubumu bugüne bıraktığımı sana bildirdim.

Canım anacığım,

Son soluğu alıp beden olarak aramızdan ayrılışının üzerinden yirmi dört sene geçti.

Yokluğuna alışamadığımı, alışamayacağımı hissedip, düşünmüştüm. Ama farklı bir yaklaşımla içime öyle bir his girdi ki sen hiç yok olmadın. Hep çevremdesin, nereye gidersem sen varsın...

Önceki akşam BRT'de Siyah- Beyaz ve Genç TV'de Gak Tv programlarına konuktum... Konuşurken sen stüdyoda kameraların arkasında hep oturuyordum.

Söylediklerimi bakışlarınla onaylayıp, yüzünde müthiş huzurla, başını salladığını hep gördüm.

Şimdi yazımı yazıyorum. Yan tarafıma gelip yazdıklarımı okuduğunu görüyorum. Anne kokunu duyuyorum... Gül gibi yumuşacık, ipek saçların yüzüme dokunuyor... Yanaklarından öpüyorum anacığım...

... Ve sesini gerçekten duyuyorum.

Yazayım mı neler söylediğini?

Tam 34 sene önce Ekim 1974'te söylediklerin.

"Hem ferah ederim, hem üzülürüm... Görürüm başkalarının evlatları girer çıkar. Benim Allah ömür versin size de, kardaşınıza da, yalnız Hasan girer çıkar. Tek bir tane... Nerde öyle Kıbrıs'ta olsanız da girip çıkıp hal hatır sorsanız... Benim da evim dolsaydı. Ne yapalım kader böyleymiş..."

Nerden buldun oğlum bunları deme... Hatırla hem 1974 öncesi hem sonrasında doğru dürüst telefon imkanı yoktu.

Londra'dan abam ve abimler o zaman teyip dediğimiz kaset doldurup yollarlar, biz de aynı şekilde doldurup, yani konuşup kaydederek geri yollardık.

Geçenlerde Eray Abim geldi Londra'dan... Gelirken Ekim 1974'te Çakır'ın teybinde doldurup yolladığımız bir kaseti getirdi.

1974 Savaşlarının hemen sonrasıydı. O günleri anlatmışız uzun uzun... Sen, rahmetli bubacığım ve ben.

Şarkı bile söylemişiz.

Ama daha en başında Kıbrıs'ta biz bize, adeta yapayalnız kalışımıza isyan etmişsin. Anacığım, isyanlarını, tepkilerini hiç unutmam... Söylemesen da belli ederdin. Ama asla kinin yoktu.

Ben da sana çekmişim. Söylerim, yazarım, ama asla kin tutmam.

Dilime ve kalemime giden iki başlangıç noktası var. Biri yüreğim, öteki beynim... Duygularımı hiç gizlemem. İçimden geleni yazarım. Aklımdan geçenleri, beynimin ilgili bölümlerinde şekillenenleri yazarım...

Kimseye kinim yok... Ama yaptığım iş doğru bildiklerimi toplum için yazmamı gerektirir.

Hade eskiden siyaseten uzağımda olan insanlar memleketi idare ederdi. Yanlışları yazarken daha rahattım. Şimdi tüm önemli görevlerde siyaseten de yakın arkadaşlarımız var. Napayım? Gene toplumsal nöbetimi tutup eleştiriyorum... Bu defa yazdıktan sonra, - yalan mı söyleyim-, "Acaba kırdım mı?" diye maraz ederim.

Zor iş be anne bu yaptığım gazetecilik iş.

Belki sana ilk kez yazacağım.

Kıbrısımızı, insanlarımızı çok ama çok sevmeme karşılık hem yoruldum, hem da usandım...

Alemin akıllısı ben değilim mutlaka. Her şeyin en iyisini en doğrusunu da ben görmüyorum... Ama bulunduğum yerden baktığım zaman çok daha az hatayla işlerin çok daha iyi olabileceğine inanırım. Ama olmuyor... Hem işler iyi gitmiyor, hem de uzun bir mücadelenin ardından göreve gelen arkadaşlarımız ciddi anlamda yıpranıyor.

Benim yaptığım eleştiriler de bu yıpranmaya etki yapıyor mu? Herhalde yapıyor. Ama hiç yazmasam, hiç konuşmasam yıpranma olmayacak mı? Mutlaka olacak... Ben iyi niyetle uyarılarımı yapıyorum. Beni toplum da anlıyor, arkadaşlarım da... Buna inanıyorum, ya da inanmak istiyorum.

Sevgili Anacığım,

En son mektubumdan bu yana bir sene geçti.

Zaman durup bizi beklemiyor. Acı, tatlı pek çok olay yaşanıyor.

Rum tarafında ilk defa bir solcu, Hristofyas, Cumhurbaşkanı seçildi. Biz o ödevimizi daha önce tutup Talat'ı seçmiştik. Ama öbür tarafta Papadopulos, istekli davranmayınca hiç bir şey olmamıştı. Şimdi Talat ve Hristofyas ideolojik olarak aynı dili konuşuyor. Barışın değerini bilen insanlar...

İlk yaptıkları iş Lokmacı Kapısını açmak oldu.

Şimdi bizim çarşıya giden, yürüyerek Uzun yola geçip gelebiliyor. Rumlar ve turistler de Uzun Yol'da yürürken devam edip bu taraf geliyor.

Ben çocukken elimden tutup ısmarlama potin yaptırmak için götürdüğün Arasta'da esnafın yüzü uzun aradan sonra güldü.

Zaman zaman gider çarşıdaki insanlarla konuşurum. Geçenlerde gene gittim. Türkiye'den gelip o eski günleri hiç bilmeyen esnaf da var. Artık ısmarlama ayakkabı yapan yok. Anlattım onlara nasıl ayakkabı ısmarladığımızı... Küçük bir dükkandı gittiğimiz... Ayakkabıcı yere bir karton parçası bırakırdı... Üzerine ayağımı bastırır, çevresini kalemle çizerdi... Model olarak iki seçenek vardı.. Ya bağlı ya bağsız...

Sevgili Anacağım,

Bu arada Londra'ya da gittim. Bugüne kadar hiç görmediğim fotoğrafları Fatma Abamda gördüm... Bir tanesinde bubacığımla beraber Kaymaklı'daki evimizde... Bubacığım ayakta, sen ise bir bacağını her zamanki gibi sandalye üzerine toplayıp oturmuşsun. Ötekisi de Ali Deden'le sen ve kucağında şimdi 74 yaşında olan Fatma abam... Resim en az yetmiş yıllık. Başında çarşafın. Çarşaflı günlerini ben da hatırlarım... Başında kara çarşaf olduğu günlerde bile aydınlık fikirliydin... Zaten Kıbrıs Türk kadını kıyafet bakımından görselliği ne olursa olsu kıyafet devrimini Anadolu'dan önce benimsemedi mi?

Neyse anacığım... Çok uzatmayım...

Vallahi doğruyu söyleyim, yazımın başına göre şimdi ruhum daha rahat... Sanki da başımı kucağına bıraktım, sen da beni seviyorsun...

Ellerinden öperim sevgili anacığım...

Günün sözü:

Ana gölgesi, yaşam boyu üzerimizden eksilmez

   433 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Temmuz 2008, Pazar   Denizden para değil cesaret kazandım...
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Aziz Kent'in gördüğü adres TC Büyükelçiliği...
04 Temmuz 2008, Cuma   Yurt dışındaki insan kaynaklarımızı da bilmiyoruz...
03 Temmuz 2008, Perşembe   Rauf Denktaş'tan mektup var...
02 Temmuz 2008, Çarşamba   Talat'ın dört buçuk saatlik sabrı ve Hristofyas'ın sıkıntısı...
01 Temmuz 2008, Salı   Sıkıntı lafı kıvırmada...
30 Haziran 2008, Pazartesi   Bunun adı adres olmaktır...
29 Haziran 2008, Pazar   Dün, bugün, yarın... İşte Budapeşte...
28 Haziran 2008, Cumartesi   KTHY'nin talihsizliği nerede?
27 Haziran 2008, Cuma   Kalitesizlikten öte kullanılamaz su...



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

NÜFUS, ÇEVRE VE BİR HOŞGELDİN

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Denizden para değil cesaret kazandım...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

Laforizmalar

Bilbay Eminoğlu

"Ama dibelik ya beleşe verecek gızımı ...

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınlarının insan sağlığı üzerindeki...

Dr. Umut Altunç

Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler

Aysu Basri

AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

G-8 zirvesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

II. Uluslararası Şiir Buluşması

Psikolog Ayla Kahraman

Psikososyal istismar

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Cildi koruyan gıdalar

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

KALİTELİ İNSAN AYRICALIĞI

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital