Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Gönyeli KTSYD Kupası'na da göz dikti: 7-6
Cihangir Turan ile turladı:1-0
Rum yönetimi, 100 bin Euro'ya kadar olan mevduatlara teminat verecek
SİNEMALARDA GÖSTERİMDE OLAN FİLMLER
BİR YASTIKTA 50 YIL
Kara Kitap
Simitis: Her iki tarafın da çıkarlarına saygı gösterilmeli
Basketbol hakemleri hazırlıklarına başladılar
PORTRE BARMEN Hüseyin Dermuş
DİSİ: Rumlara hizmet edecek bazı takvimler var

YORUMLANANLAR
Çiftçi ve hayvancıya DESTEK PAKETİ [1]
UBP anahtarı UBP'lilerde olmalı [1]
Büyük sınav [1]
Gazimağusa'da 26 köyde elektrik kesintisi yapılacak [1]
Mahkemelerden rekor cezalar [1]
Küfür etti diye öldürüyordu [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [2]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [2]
Bu kez Girne zehirlendi [2]



İnanmak, sevmek, aşık olmak...

Hasan Hastürer

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   21 Mayıs 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

İnanma ve sevgi özürlü olanların oranı ne denli çoğalırsa bireysel ve toplumsal ruh sağlığı ters yönde o kadar etkilenir.

En temel konularda yalan söyleyenlerin sayısı arttıkça, pozitif yönde değişim hangi oranda olası olabilir ki?

Halbuki inanmıyorsan, inanmıyorsun.

Sevmiyorsan da sevmiyorsun.

Role hiç gerek yok. Marifet aklın ve gönlün neredeyse oraya doğru yürümektir.

 

Şöyle bir etrafınıza göz atınız.

"Kaç kişi inanır gördüğüne, ne kadar inanıyor?"

"Kaç kişi seviyorum dediğini, gerçekten ne kadar seviyor?"

Alıp karşınıza sohbet ediyorsunuz. Adam neredeyse 40 yıldır bir siyasi tercihin kararlı ve inançlı savunucusu.

Sohbet derinleşince çok açık görüyorsunuz ki adam yıllardır inanmış rolünü büyük bir başarıyla oynamış.

Tuttuğu takım bile bir başkasına tepkinin ürünü. Orada bile fanatik taraftar rolünü oynamaktan büyük haz duyanları görüyorsunuz.

Yapay ya da sahte inanmışlığa paralel sevginin bile olmayanını pazarlayan ne kadar insan var?

Halbuki, yapayı ile vaziyetin idare edilemeyeceği değer sevgidir. Bozulan değer yargıları içerisinde olmayan sevgiyi var gibi satmaya kalkanlar az değil. Belki de hatırı sayılır oranda böyle davranan olduğu için inanmadan inanmış görünen, sevmeden sever rolünü oynayanların gerçek dışılığı kolay fark edilmiyor.

Ancak sonuçta inanma ve sevgi özürlü olanların oranı ne denli çoğalırsa bireysel ve toplumsal ruh sağlığı ters yönde o kadar etkilenir.

En temel konularda yalan söyleyenlerin sayısı arttıkça, pozitif yönde değişim hangi oranda olası olabilir ki?

Halbuki inanmıyorsan, inanmıyorsun.

Sevmiyorsan da sevmiyorsun.

Role hiç gerek yok. Marifet aklın ve gönlün neredeyse oraya doğru yürümektir.

* * *

Geçenlerde cuma namazı öncesinde camiye hazırlanan birkaç işadamı ile sohbet ediyordum. Sohbete ara verdik, camiye, namaza gidip döndüler. Biri aynı zamanda hacı. Bağnaz yanları yok diye sohbetimiz kolaylaştı.

Konumuz dini inançların günlük yaşama yansımaları.

"Dünya sorunları ile mücadele ederken, insanın inançla sığınacağı bir limana gereksinimi var. İslam dini, dünyanın en modern dini olarak sunulmasına karşılık, çağdaş dünya gerçeklerine ayak uydurarak insanlara, toplumlara sorunlar karşısında yeterince moral destek kaynağı olabiliyor mu? Olamıyorsa neden?" diye sordum.

Sorumu samimi olarak yanıtlamaya çalıştılar. İş geldi yine inanmadan inanır rolü yapanlara. Azımsanmayacak oranda insanın islami inanış çerçevesinde söyledikleri, inanır göründükleri ile yaptıkları üst üste gelmiyor.

Adam beş vakit namazını kılıyor. Dini görevlerini eksiksiz yerine getirmeye "özen gösterdiği" fotoğrafını çiziyor. Ancak ikili ilişkilerde, alışverişte dürüstlük çizgisinin çok gerisinde.

Kendisi gibi düşünmeyene hoşgörüsü neredeyse "sıfır".

Yüzünden "nur" akacak yerde öfke, kin ve düşmanlık akıyor.

"Böyle bir fotoğraf yansıtanlar ne kadardır?"

Doğru bir soru. Bazen çok sağlıklı istatistik bilgiye gereksinim olmadan genel bakış, bir yargıya kaynak olabiliyorsa orada durup düşünmek gerekiyor.

* * *

Geçen hafta başı 12 Mayıs 2008 Pazartesi Kamu-Sen'in "Kamuda verimlilik, sorunları ve çözüm yolları" konulu sempozyumda Salih Coşar ve Muharrem Faiz'le birlikte konuktum.

Din görevlisi bir üyeden yazılı olarak bana yöneltilen bir soru vardı. Dini inancın verimlilikle bağlantısını sorgulayıp fikrimi ortaya koymamı istiyordu.

Çok kısa olmayan bir yanıt verdim.

Söylediklerimin özü şuydu:

"Maddi dünyanın sorunları insanı gerçekten yoruyor. O en zor anlarda maddi dünyadan uzaklaşıp manevi, duygusal, insani değerlerin egemen olduğu bir dünyaya sığınmak ihtiyacı duyar insan.

İslamiyet en son ve en çağdaş din olarak sunulmasına rağmen islamiyetin görevlilerinden, profesyonellerinden geniş kesimlere ulaştırılan söylevler bilimselliğin, modern anlayışın ağır bastığı ortamlarda kolay kabul görmüyor. Kimse beni sağ ya da sol omzumdaki meleklerle, günah korkutmalarıyla inançlı kılamaz. Dinim sorulduğu zaman Müslüman olduğumu söylerim. Ama dinimi savunacak kadar donanımlı değilim. Bildiğim bir tek sure Fatiha Süresidir."

Bunları söylerken salondaki kalabalığın en önünde Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu ve Türkiye'den onunla birlikte gelen arkadaşları da vardı. AKP'ye yakın insanlar olduklarını biliyordum. Beni dikkatle dinliyorlardı. Konuşmama devam ettim:

"İnsanın dini inançla kendine manevi bir dünya yaratma koşulu yoksa, inanç şansınızı yitirmiş sayılmazsınız. Dini inancın insan ruhunda yarattığı alternatif barınakla sevginin, aşkın yarattığı barınak arasında çok önemli fark yoktur. Dini inançta istediğiniz inanç derinliğini yakalayamadıysanız aşık olarak o boşluğu doldurun."

Bunları söylediğim zaman salondan aldığım olumlu tepkiyi mutlaka tahmin ediyorsunuz..

Söylediklerimle dini inancı asla hafife almadım. Anlatmaya çalıştığım, maddi dünyanın insanı yoran baskısından kurtulmaya daha kolay kabul gören seçenekler sunmaktı.

* * *

Aslında Mevlana'nın ünlü sözü, "Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol", günlük yaşamda büyük çoğunluk tarafından gerçekten benimsense pek çok sorun ortadan kalkacak. İkili ilişkiler çok daha sağlıklı zemine oturacak. İkili ilişkiler sağlıklı zemine oturdu mu toplumsal yaşam kalitesi süratle yukarılara yükselecek.

Sorun burada galiba...

Günün sözü:

Yalan sökülüp atılmadan gerçek dikilemez

   644 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Şimdi obir taraftan ucuz olduk... Tamam mı?
10 Ekim 2008, Cuma   Barışın elçileriyle yürümek...
09 Ekim 2008, Perşembe   Durumumuz çok vahim...
08 Ekim 2008, Çarşamba   Ne oldu bize? Sevinemiyoruz bile...
07 Ekim 2008, Salı   "Beş YTL'lik dana eti kuyruk yağı bol olsun!!!"
06 Ekim 2008, Pazartesi   Kötü senaryolar kurmak istemem
05 Ekim 2008, Pazar   Mehmet Ali Talat'ı dikizledim...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Teknoloji içeri, emek dışarı...
03 Ekim 2008, Cuma   Dünyanın merkezi Dikilitaş değil...
02 Ekim 2008, Perşembe   Dün Strasbourg'ta bizim için tarihi bir gündü...



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

ÇIKARLAR MI KORKULAR MI?

Ali Baturay

EROĞLU DÖNMELİ MİYDİ?

Hasan Hastürer

Şimdi obir taraftan ucuz olduk... Tamam mı...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Desmond Tutu'yu kim tutar?..

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Okurlardan güncel konulara ilişkin görüşle...

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Cevap hakkı...

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Mali kriz ve AB

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital