|
KKTC'nin ilanını ısrarla savunanlar KKTC'nin uluslararası bir kimlikle gerçek anlamda kendi ayakları üzerinde durmasını hiç bir zaman istememişlerdir. Kıbrıs Türk halkı bu konuda kendini yönetenlerin samimi olmadığını zamanında çıplak gözle görmüştür. Bu gözlem nedeniyle de KKTC ruhsuz beden olarak algılanmıştır
Yıldönümlerinde yeni söylevler için yeni nedenler yoksa orada durup iyice düşünmek gerekir.
Gazeteci olarak bizler önemli kabul ettiğimiz saptamaları kamu oyuna bıkmadan anımsatma durumundayız.
Bugün 15 Kasım 2008.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının üzerinden 25 yıl geçti.
Yirmi bir yıl öncesini dün gibi anımsarım.
15 Kasım'a ulaşılırken toplumda yaşananları da unutmadım.
Kıbrıs Türk halkının kendi yönetimine sahip olma hakkına kimse itiraz etmez. Hele 1963 Aralık olayları sonrasındaki somut koşullar bunu zorunlu hale getirmişti.
1983 Kasımı'na yaklaşılırken Yenidüzen gazetesine verdiğim bir demeci anımsıyorum. Söylediğimin özü şuydu: "Dünya ölçeklerinde bağımsız bir devlet ilan edilecekse hiç itirazım yoktur."
Bu yaklaşımımın açılımı, "Cumhuriyet ilanı Kıbrıs Türk halkının her türlü dış karışmacılıktan uzak kendi kaderini belirleme koşulları yaratacaksa bunun artısı eksisinden çok fazladır."
Aradan yıllar geçti, o günkü düşüncemde herhangi bir değişim yoktur.
Kıbrıs Türk halkının adı ne olursa olsun kendi yönetimini sahiplenmesi için o yapının kendine ait olduğunu ikilemsiz kabul etmesi gerekir.
* * *
1963 Aralığı'nın ardından çeşitli isimlerle Kıbrıs Türkü'nün bir yönetim yapısı oldu. KKTC'ye ulaşana dek öyle dönemlerden geçildi ki bugünkü yapının kat kat gerisinde bir şemsiye altında bulunuldu.
Ama dönüp geriye bakıyorsunuz 1963-1974 arası insanımız o yönetime çok uzun vadeli bir güven duyup memur, öğretmen, polis, doktor kısaca pek çok iş dalında çalışmayı kabul etmiş ve bu kabulle beraber kaç yılın sonunda emekli olacağına inanmıştır.
O tercihi yapanlar arasında olanlardanım.
Öğretmen olarak kamu çalışma yaşamına adım atma kararı verirken o günün şartlarında kendimi iş güvencesinde olacağımı hissediyordum.
Peki o güvenin adresi önce Dr. Fazıl Küçük, daha sonra Rauf Denktaş'ın başında olduğu yürütme organı mıydı?
O organ ya da o günün yönetimi değildi güvenin adresi. Adres o yönetimin üzerinden Ankara'ydı.
O günlerden KKTC'ye kadar gelindi.
Bugünkü yapının da uluslararası bir tanınmışlığı yok. Ancak insanlar "Devlet işi" diyerek kamuda çalışmaya akın etmektedir.
Acı ama gerçek kimse sırtını "Kale gibi KKTC"ye dayamıyor. Dayanılan yine Ankara...
Kıbrıs Türk halkının kendi devlet yapısına gönülden sahip çıkması resmi devlet politikası hiç bir zaman olmadı.
KKTC'nin resmi evraklarına Türkiye'de bile dudak büküldüğüne çok tanık olundu.
KKTC'nin kırmızı diplomatik pasaportuna İstanbul'da görevli polisin evirip çevirdikten sonra alaycı bir gülüşle mühür bastığını olayı yaşayan deneyimli bir politikacıdan dinlemiştim.
* * *
KKTC'nin ilanının üzerinde 25 yıl geçti.
KKTC'nin ilan edilmesiyle ilgili anlatılanlar, yazılanlar bir yana bu satırların yazarı olarak KKTC'nin ilanının en önemli gerekçesinin Rauf Denktaş'ın siyasi ömrünü uzatmak olduğuna hâlâ inanıyorum. KTFD anayasasına göre devlet başkanının sonsuz seçilme hakkı yoktu.
KTFD anayasasında isim değişikliği KKTC'nin ilan edilmesinden çok daha kolaydı.
Dahası, 15 Kasım 1983'te federe meclisin oybirliği ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilirken, 40 milletvekili ve meclis dışından atanan bir bakanın önerisiyle alınan KKTC'nin kuruluş bildirgesi kararında şu ifadeler yer alıyordu:
"Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil eden, doğuştan hür ve eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamalarına inanan, bu inanç içinde, Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran 1983 tarihli kararıyla dünyaya ilan etmiş olan, ırk, milli menşe, dil ve din gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden, Kıbrıs'ta, Doğu Akdeniz'de, Orta-Doğu'da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, huzur ve güven içinde yaşama ve kendi kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inanan, aynı adada yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu iki halkın aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmanın mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığının bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip, kolaylaştırabileceğine kani olan, iki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşmacı bir politika ile çözümlenebileceğine inanan ve bu amaçla müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve önerilmiş bulunan zirve toplantısının bu açıdan yarar sağlayacağına inanan meclisimiz, Kıbrıs Türk halkı adına, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve 'bağımsızlık bildirisini' onaylar."
Yani KKTC'nin ilanı, "...iki eşit halk arasında ortaklığının bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip, kolaylaştırabileceğine..." inancıyla ilan edildi. Amaç yine Kıbrıslı Rumlarla ortak devlet çatısı altında buluşmak.
KKTC'nin ilanını ısrarla savunanlar KKTC'nin uluslararası bir kimlikle gerçek anlamda kendi ayakları üzerinde durmasını hiç bir zaman istememişlerdir. Kıbrıs Türk halkı bu konuda kendini yönetenlerin samimi olmadığını zamanında çıplak gözle görmüştür. Bu gözlem nedeniyle de KKTC ruhsuz beden olarak algılanmıştır.
Bu yaklaşım Kıbrıs Türk halkının kendi devletine sahip olmak istemediği şeklinde algılanmasın. Kıbrıs Türk halkı en az Rumlar kadar kendi kendini yönetme hakkına sahip olduğu inancındadır. Kıbrıs sorununun çözüm sürecine engel olmadan kendi devletinin tüm kurumlarıyla var olmasını da istemektedir. Ama acı olan yıllarca bunu mikrofona yakın olarak savunur gibi duranların buna neredeyse hiç inanmadan yılları boş yere harcamalarıdır.
Günün sözü:
Kaptanı yol bilmeyen gemi, limanı zor bulur
|