|
Dünkü konuşmalarda altı çizilen önemli hususlardan biri de şuydu: "Ülke genelinde başarının yolu yerel yönetimlerin başarısından geçer." Bunun doğruluğunu anlayan ülkelerde merkezi yönetim yerel yönetimle uyuma özen gösterir. Çünkü bilinir ki yerel yönetimler başarısız olursa, o ülkede yönetim başarısından söz edilemez
İSTANBUL- Napolyon'a mal edilen İstanbul için söylenmiş bir söz var: "Dünya tek ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu."
İstanbul, hakkında en çok şiir yazılan şehirlerin başında gelir.
Sanatın tüm dallarına esin kaynağı olan İstanbul'da tarihin izleri de var. İşte bu nedenle de İstanbul için "Tarihle bugünün buluştuğu şehir" tanımlaması da abartısızdır.
Kıbrıs'ın sakinliği ve bizlere hitap eden güzelliğinden sonra İstanbul bizler için zor bir şehirdir. Özellikle akşam saatlerinde hatta sabah yakın çok daha kolay fark edilen derinden gelen kesintisiz gürültü insanı yorar.
Belki daha doğru tanımlamayla bizim gibileri yorar.
Ya trafiği....
İstanbul trafiğinde araba kullananların sinirlerinin çelikten olması gerekir.
O güzelim İstanbul, her gün hem insan, hem de araçlar tarafından işgal ediliyor.
Her fırsatta söylerim ve de yazarım. İSTANBUL ÖYLESİNE TÜKENMEZ GÜZELLİKLERE SAHİPTİR Kİ ON BEŞ MİLYONA YAKIN İNSANIN TÜKETME ÇABALARINA RAĞMEN İSTANBUL HÂLÂ ÇOK GÜZEL.
* * *
Geçtiğimiz hafta sonu uluslararası bir gazeteci toplantısı nedeniyle İstanbul'daydım. Pazartesi sabah dönmüştüm Kıbrıs'a.
Bu hafta sonu yine İstanbul'dayım. Bu kez İstanbul'da bulunma nedenim 1. AVRASYA YEREL YÖNETİMLER KONGRESİ...
Türk Dünyası Belediyeler Birliği ile Türk İşbirliği ve Kalkınma Dairesi Başkanlığı'nın ortak organizasyonu olan kongrenin açılışı dün tarihi Dolmabahçe Sarayı'nda yapıldı.
Dolmabahçe Sarayı dendi mi aklımıza Mustafa Kemal Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de Dolmabahçe Sarayı'nda yaşama gözlerini yumması gelir.
Kongrenin açılışı Dolmabahçe Sarayı'nda olacağı için dersimi çalışıp Dolmabahçe Sarayı ile ilgili bilgi yetersizliğimi gidermeye çalıştım.
Dolmabahçe Sarayı bir tarih aslında.
Bakınız neler buldum araştırırken:
" Sarayın bulunduğu yer 17. yüzyıla kadar Boğaziçi'nin koylarından biri olan bu yörenin; Altın Post'u aramaya çıkan Argonotların efsanevi gemisi Argos'un demirlediği, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethi sırasında Haliç'e indirmek üzere gemilerini karaya çıkardığı yer olduğu ileri sürülür.
Osmanlılar döneminde kaptan paşaların donanmayı demirledikleri, geleneksel denizcilik törenlerinin yapılageldiği doğal bir liman görünümünde olan bu koy; 17. yüzyıldan başlayarak dönem dönem doldurulmuş ve Dolmabahçe adıyla padişahların Boğaziçi'ndeki has bahçelerinden biri konumuna getirilmiştir.
Tarihsel süreç içinde çeşitli padişahlar tarafından yaptırılan köşk ve kasırlarla donatılan Dolmabahçe; zamanla "Beşiktaş Sahil Sarayı" adıyla anılan bir saray görünümü kazanmıştır.
Beşiktaş Sahil Sarayı, Sultan Abdülmecid döneminde (1839-1861) ahşap ve kullanışsız olduğu gerekçesiyle 1843 yılından başlayarak yıktırılmış ve aynı yerde günümüze dek gelen Dolmabahçe Sarayı'nın temelleri atılmıştır.
Yapımı, çevre duvarlarıyla birlikte 1856 yılında bitirilen Dolmabahçe Sarayı 110.000 m2'yi aşan bir alan üstüne kurulmuş ve ana yapısı dışında onaltı ayrı bölümden oluşmuştur... Dolmabahçe Sarayı'nın Batı etkileri altında, Avrupa saraylarından örnek alınarak yapılmış bir saray olmasına karşılık, işlevsel kuruluşu ve iç mekan yapısında "Harem"in eskisi kadar kesin çizgilerle olmasa da ayrı bir bölüm olarak kurulmasına özen gösterilmiştir. Ancak Topkapı Sarayı'nın tersine, harem, artık saraydan ayrı tutulmuş bir yapı ya da yapılar topluluğu değildir; aynı çatı altında, aynı yapı bütünlüğü içinde yerleştirilmiş özel bir yaşama birimidir.
Dolmabahçe Sarayı'nın yaklaşık üçte ikisini oluşturan Harem Bölümü'ne, Mabeyn ve Muayede Salonu'ndan geleneksel ayrımı vurgulayan demir ve ahşap kapılarla kesilmiş koridorlardan geçilmekte, bu bölümde Boğaziçi'nin yansımalarıyla aydınlanan salonlar, sofalar boyunca padişahların, padişah eşlerinin, çeşitli görevleri olan kadınların, şehzade ve sultanların yatak odaları, çalışma ve dinlenme odaları sıralanmaktadır. Valide Sultan Dairesi, Mavi ve Pembe Salonlar, Abdülmecid, Abdülaziz ve Reşad tarafından kullanılan odalar, Cariyerler Bölümü, Kadınefendi odaları, Büyük Atatürk'ün çalışma ve yatak odası, sayısız değerli eşya, halı, levha, vazo, avize, tablo gibi sanat yapıtları Harem'in ilginç ve etkileyici parçalarını oluşturmaktadır."
* * *
Dolmabahçe Sarayı dün çok önemli bir kongrenin açılışına ev sahipliği yaptı.
Sarayın bahçesine daha adımızı atarken sanki de tarih sizi hoşgeldin diyerek karşılıyor.
Binanın dış görüntüsü insanı etkilerken içeri girdiğiniz zaman daha fazla etkileniyorsunuz.
Kongrenin ana başlığı İşbirliği Stratejilerinin Geliştirilmesi.
Kabul edelim ki çağdaş dünya yerel yönetimlerin önemini çok iyi anladı. Anlamanın ötesinde yerel yönetimin önemine yakışır bir demokratik ve de etkili kimlik kazanması için merkezi yönetimler gerekli yasal düzenlemeleri yapıyor.
Türkiye de bu konuda ciddi mesafeler alıyor.
Türk Dünyası Belediyeler Birliği Başkanı Erol Kaya'nın açılış konuşması çağdaş yerel yönetimin nasıl olacağının özetiydi.
Erol Kaya, "Gelişen ve globalleşen dünyada artık ülkelerden önce şehirler yarışıyor" derken çok önemli bir doğrunun altını çiziyordu.
Kongrenin açılışını, ardından da ilk oturumu izledim.
Konuşulanları dinlerken sürekli bizdeki durumla kıyasladım.
Nerede insan varsa orada insanca yaşam koşulları olacak. Ancak şehirler her türlü alt yapının olabildiğince üst düzeyde olması gereken yerlerdir.
İşte bu hizmet yoğunluğunun da etkisiyle şehre ısrarcı vurgular yapılıp şunlar söyleniyor: " Şehir hayattır; Şehir kültürdür; Şehir ümit kapısıdır; Şehir daha ileri yaşam standardıdır; Şehir özensi insan olan yerleşim yeridir ve ŞEHİR DEMOKRASİDİR..."
* * *
Dünkü konuşmalarda altı çizilen önemli hususlardan biri de şuydu: " Ülke genelinde başarının yolu yerel yönetimlerin başarısından geçer." Bunun doğruluğunu anlayan ülkelerde merkezi yönetim yerel yönetimle uyuma özen gösterir. Çünkü bilinir ki yerel yönetimler başarısız olursa, o ülkede yönetim başarısından söz edilemez.
* * *
Kongrede KKTC Belediyelerini Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, Yeni İskele Belediye Başkanı Halil Orun, Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip temsil ediyor. Onlarla birlikte Belediyeler Birliği Genel Sekreteri Taşer Aybars da kongreyi izliyor.
Mahmhut Özçınar dün akşam İstanbul'a geldi.
Orun, Edip ve Aybars'la konuşulanlardan yola çıkıp bizdeki durumu da konuşuyoruz.
Belediye Başkanlarımızı dinlerken söylemediklerini de bulup okumaya çalışıyorum.
Gazeteci konumumdan baktığım zaman sınırlı sayıda belediyemiz hariç belediyelerin çoğu amatörce yönetiliyor.
Devlet katkısı yeterli mi? Kesinlikle değil. Çare üretilip yerel yönetimlerin ekonomikman da güçlü olmasını sağlamak gerekir.
Ancak belediyelerin ekonomik olarak güçlenmesi kadar hatta daha fazla evrensel standartlarda profesyonelleşmenin sağlanmasıdır.
Kaynaklar doğru yönde değerlendirilmezse Amerikanın bütçesi bile yetmez.
* * *
Bir ülkede insan yaşamının kalitesinin yükselmesinde yerel yönetimlerin payı çoktur.
Bizde alışık olmadığımız açılımlarla yerel yönetimler yerel yönetim sınırları içindeki insanları bilgi ve beceri sahibi olması için de organizasyonlar, çalışmalar yapar.
Artık Amerika'yı yeniden keşfetme devri mazide kaldı.
Makendonya Cumhuriyeti Yerel Yönetim Bakanı'nı dinledik. Makedonya'daki sistemi anlatırken bakınız ne dedi: " Demokratikleşmenin belediyelerin sorumlu olduğu alanlar artırılarak geliştirilebileceği konusunda geniş bir konsensus mevcuttur ve anayasa değişiklikleriyle belediyelerin yetkilerine birçok alan ilave edilmiştir.
Makedonyada belediyeler idari talimatlar kapsamında değildir, yalnızca yasama hükümlerine uymak zorundadır."
* * *
1. AVRASYA YEREL YÖNETİMLER KONGRESİ, yerel yönetim konusunda bilgi dağarcığımın ağırlaşması için ciddi bir fırsat oldu.
Günün sözü:
Bilgi ve deneyim paylaşımı, yanlışı aşağı çeker
|