|
Bir enkazın ortasına düşmüş, acemi bir er gibiydim...
Görevimiz kaçak yakalamaktı...
O günlerde kimler yoktu ki...
Hüseyin Özel...
Sonradan, faili meçhul bir cinayete kurban gidecekti...
Bir zamanlar, UBP'lilerin nezih mekânı Bonjur'un sahibi...
Kamber, Kayyum ve Karabela...
Bunlar, Boğaz Sancağının adamıydı...
İnanılmaz bir üçlüydü onlar...
Biri hariç...
***
Şimdilerde Ağır Ceza duruşmalarının yapıldığı yer bizim koğuştu...
İngiliz egemenliğin utanç koğuşu...
Nice idamların verildiği yer...
Böyle girecektik yeni bir hayata...
***
Nöbetlerin en güzeli şehirde olandı...
Sinemalar, eğlence merkezleri, yani Çağlayan...
En ürkütücü ise, "Sancaktarlık" kapısında durmak...
Bu nedenle bir uyanıkla kapışmamız sonucu, Cihat Yarbay'la yüzyüze gelecektik...
*** ***
Uykudan erken uyandırıldığım zaman, her zaman akresifim...
Bunun sebebi, belki çocukluğumda yaşadığım olaylar, kim bilir belki de hayra yorulmayan rüyalardan dolayıdır...
Fazla yoruma gerek yok...
Uyandırıldım, "Filan hasta oldu, nöbeti sen tutacaksın"...
İsyan ettim...
Abuzer Başçavuş, önce kulaklarına inanamadı, sonra yüzüme baktı...
"Delimisin sen oğlum" diyerek...
Aslında, delirmemiştim, beni delirten bu ahlaksız davranıştı...
Ancak, bu son raundu ben kazanacaktım...
Sonradan aramızdaki yaş farkına rağmen dost olacağımız Cihat Yarbay, bana hakkımı verecekti...
O, yıllarda ise çizgiler kırmızı, ancak ufuklar karanlıktı...
|