|
Akıp giden zamana baktım...
Yıllar su gibi akıp geçmiş...
Zamanın arkasına sarkıp gittim...
Çocukluk günlerime...
Kaç acı olayla karşılaştım diye düşündüm...
Sadece iki...
"Kanser" denen bela o kadar uzaktı ki o yıllarda bizden...
Kimse bu habisten haberdar değildi...
***
Köklü bir ailenin oğluydu...
Adı gerekmez...
Aniden eriyip aktı...
Köyde matem...
Nedeni bilinmez bir çaresizlikti bu...
Eridi ve tükendi...
Teşhis konulmayan bir hastaydı...
Değişik senaryolar söylendi durdu...
Nişanlısından ayrıldığı için büyü ile mıhlatıldığı dahil...
Oysa, daha sonra göreceğim sahneler onun o yıllarda kansere ilk kurban giden olduğu yönündeydi...
***
İlk gençlik yıllarımda ise, Ali Rifat Balıkçıoğlu'nu gördüm...
Millet Bahçesi olarak tabir edilen yerin arkasındaki Hastahane'de...
Karma yaşadığımız dönemde...
Küçük bir bebek gibi yatıyordu...
Ve sadece "Çok ağrım var" diye feryat ediyordu...
***
Siyah beyaz bir filmi seyrediyorduk o zamanlar...
Kanser ve kalb işleri o kadar uzaktı ki bizden...
Ama yaşadığımız güne bakın...
Rakamlarla ifade etmek ne mümkün...
Bizi esir almışlar...
***
Raziye Kocaismail'i ben sadece BRT ekranlarından tanıyordum...
Bir resepsiyonda yanıma yaklaştı ve o kendine has çekingenliği ile yazılarımı okuduğunu söyledi...
O, Kocaismail ki ölüm ile yaşam arasındaki çizgide azrail ile dans etti...
Ve sonra yüreğini bu işlere verdi...
"Bana ne" deyip bir kenara çekilebilirdi...
Tüm ömrünü bu yolda tehdit görenlere adadı...
Yılmadı ve benim tanıdığım kadar yılmayacak...
Aslında kendini adam yerine koymayanlara karşı da kavgasını yürütecek...
Bana göre soyadı "Kocayürek" olmalıydı...
Çünkü bu onun hakkı...
Küçük çıkar hesabı hiç yapmadığı için...
Üstelik kendi evindeki yangına göz yummadığı için...
|