|
Bizim kuşağın çoğu Nazım Hoca'dan şikayetçidir...
Bana göre biraz ucuza kaçtıkları için...
Nazım Hoca ciddi bir adamdı...
Katıksız bir yurtseverdi...
Otorite kurarken sertlik de yapardı...
Ancak, sap ile samanı ayıracak nitelikte bir adamdı...
Bana eğitimde bir yılımı kaybettirmesine karşın ona öfke duymadım...
Üstelik, adını beşinci sınıfta bile yazmayı öğrenemeyenleri benim eğitmenliğime verdiği zaman bile...
***
Beşinci sınıftayık...
Motor'u, yanı motosikleti "Botor" , "Patatesi" ise "Badeez" diye yazanları çalıştıracaksın...
İşin zordur...
Bu iş deveye hendek atlatmaya benzer...
Benim de o gücüm olmadığı için, onlara birşey öğretemedim...
Onların öğrenecek niyeti yoktu da ondan...
Oysa rahmetli bacanağım beni yıllar sonra çok sabırlı bulacaktı...
İçimde esen fırtınalara inat...
Ve ben onu hep özleyecektim...
***
Finalde ise onlara dört soru sordu...
Elde var sıfır...
"Hocaları cevaplasın" dedi...
Bir tek yanlış cevap çıktı...
Hocalığa yakışmamıştı...
Cezayı hiç sormayın...
Sekiz deynek hoca, dört deynek öğrenme niyeti olmayan öğrenciler yiyecekti...
İşte Nazım Osmancık buydu...
Askeri okula öğrenci seçmeye gelenlere, arka sırada kurşun kalemini kemiren beni gösterecekti...
"En zekileri o" diyerek...
Ancak, dokuz körün bir deyneği olan ben, bu yarışta olmayacaktım...
Ali Sencer Zekai gidecekti...
Anaokulundan İlkokul sona kadar beraber olacağımız Sencer...
Ve onu da kaybedecektik...
Öyle veya böyle...
***
Bir de Salih Hoca vardı...
Siyah çerçeveli, fago gözlükleriyle gönlümüze yer eden...
Ve ağzından düşmeyen şu dizelerle anımsayacaktık onu hep; "Şu zeytin yağlı dolma yemek değil rezalet...Hürriyet, müsavat, adalet"...
Sonraları sır olup gidecekti...
O yıllarda adı muhalife çıkmıştı çünkü...
Muhaliflerin torbaya konduğu yıllardı...
Şiir ise Orhan Veli Kanık'ındı...
Kırmızı çizgili yıllar dedik ya...
|