Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
İngiltere donuyor
Maaşlar yargıda!
Yasayı nasıl deldiler?
Bufavento'ya hayat öpücüğü
"Rambo Magnum" zanlıları teminatla serbest
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak
Talat, seçim sürecinde tarafsız kalacak
Hastanelerde gaz bilmecesi

YORUMLANANLAR
Maaşlar yargıda! [2]
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak [2]
Bufavento'ya hayat öpücüğü [1]
Yasayı nasıl deldiler? [1]
Kim çözecek? [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [3]
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]
19 Nisan'da seçim var [11]
Tüp gaz krizi [5]
Erken seçime varız ! [2]
5 yılda, 1 milyon 280 bin keklik üretilecek [5]
3 milyon dolar için İpsaro'yu yok ediyorlar [2]
Tarih isyan ediyor [1]
19 milyon kez geçiş [4]
Çözüm olursa yüzlerce genç adaya dönecek [17]
İsrail'den Mağusa Limanı'na yatırım talebi [10]
Rum yönetimi hesap vermeli [3]
Kocasoy: Yasada tadilat yapılmalı [2]



“BİRLEŞMEK TANRI KELAMI DEĞİL” SÖZÜNE BİR BAKIŞ

Ali Baturay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   11 Şubat 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Muhabir arkadaşımız Aral Moral’ın Cumhurbaşkanı Talat ile yaptığı özel röportajın yankıları sürüyor.

   Talat’ın söz konusu röportajda “Birleşmek tanrı kelamı değil” sözleri bolca tartışıldı.

   Bazı  dostlar, “illa ki bu sözleri manşete çekmek şart mıydı?” diye sordu.

   Röportajı baştan aşağıya okudum, eğer gazeteci gözüyle bakacaksak, bu röportaja bu başlıktan başka bir başlık çıkarılamazdı (veya yakışmazdı).

    Upuzun röportajda Talat, hemen hemen ülkedeki tüm konuları değerlendirdi ama gazetecilik açısından ilginç olan tek yönü şu “Birleşmek tanrı kelamı değil” sözüydü.

   Bugün Cumhurbaşkanı Talat veya Başbakan Soyer ya da Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı ile röportaj yapmak çok da orijinal bir iş değildir aslında, çünkü hemen her gün her konuda kendilerini ziyarete gelenleri veya kendilerinin birilerini ziyaret ettikleri, açılış yaptıkları mekanlarda konuşup duruyorlar.

   Cumhurbaşkanı Talat, biraz daha seçici davranıyor, biraz daha az konuşuyor ama Başbakan Soyer ile Başbakan Yardımcısı Avcı, hangi kanal, hangi programcı çağırırsa çağırsın gidip katılıyor ve konuşuyorlar...

   Artık ne söyleyeceklerini bile ezberledik.

   İşte bu kadar çok konuşan, bu kadar çok ekranlara çıkan, bu kadar çok demeç veren söz konusu yöneticilerle özel röportaj yapmanın pek de bir “özelliği” yoktur eğer o kişiye özel bir şeyi açıklayıp, kıyak yapmayacaksa...

   Bu açıdan Aral Moral’ın Talat röportajından da pek özel bir şey çıkacağından umutlu değildim ama sonuçta röportaj isteğinizi bir cumhurbaşkanı kabul ediyor ve zaman ayırıyorsa saygı duymak ve gazetenin önemli bir yerinde yer vermek de gerekir.

    Ancak Aral’ın röportajının orijinal yanı olan “Birleşmek tanrı kelamı değil” sözü, gerçekten de üzerinde durulacak bir sözdür, toplumda tartışma yaratacağı da belliydi.

    Biz öyle yapmadık ama gazetecilikte çok yaygın bir “istismar” yöntemi vardır.

    Gazetede ön plana çıkarılan bir sözün önündeki ve ardındaki sözleri atarsanız, ortada kalan söz çok büyük etki yaratabilir.

     Bunun çok da etik olduğu söylenemez; gerçi bu çoğu kez anlık etki yaratma adına “masum bir istismar” olarak karşımıza çıksa da zaman zaman can yakan boyutlara da ulaşabiliyor.

    Bu gibi haberlere özellikle Türkiye spor ve magazin basınında sıkça rastlamak mümkün.

   Örneğin Fenerbahçe futbolcusu Kezman’ın; “Sakatlık nedeniyle kadroya girememek ve formamı başka bir arkadaşıma kaptırmak beni çok üzdü. Ancak, artık kendimi çok iyi hissediyor ve oynamak istiyorum. Tabii ki son kararı verecek olan antrenörümüz Zico’dur, kararına saygılıyım” şeklindeki sözleri gazeteye aynen şöyle manşet oluyor:

   Kezman, Zico’ya rest çekti: “Oynamak istiyorum”

   Halbuki ortada rest- mest yok son derece samimi sözler vardı.

   Bu tür haberler dün de vardı, bugün de var, yarın da olacaktır...

   Bazı kişiler bir dolu konuşmanın içinden cımbızla seçilen bazı sözcüklerin ön plana çekilmesine bozularak, “Bula bula bunları mı ön plana çıkardın?” diye gazeteciye sorar.

   Muhabirin soruyla karışık cevabı klasiktir: “O sözleri söylemediniz mi?”

   Mutlaka, “söyledim ama...” diye gelir ardından cevap.

   Evet söylemişti ama manşet olacağını düşünmemişti...

   Şimdi bu uzunca girişten sonra şu “Birleşmek tanrı kelamı değildir” sözüne dönecek olursak, buradaki durum, yukarıda anlattıklarıma benzemiyor.

    Talat, bu sözü bilerek ve isteyerek, önünü ve ardını doldurarak söyledi.

    Aslında Talat, bu sözün tepki çekebileceğini de düşünerek, hem bunu söylemeden önce kurduğu cümlelerle bu söze yardımcı oldu, hem de ardından söyledikleri, tepkileri bertaraf etmek için açıklayıcı cümlelerdi.

    Talat, başka platformlarda başka kelimelerle buna benzer şeyler söyledi aslına balarsanız ama bu kez netti söylediği.  

    Talat’ın “birleşik Kıbrıs” istediğine ve o makamda oturduğu sürece federal bir Kıbrıs için mücadele edeceğine, Kıbrıs Türk tarafının birleşme dışında bir planı olmadığına inanıyorum, ‘Birleşik Kıbrıs tanrı kelamı değil’ sözlerini de Güney Kıbrıs’a yönelik kullandığına inanmak istiyorum.

   Ancak ne isterse olsun, “Birleşmek tanrı kelamı değil”, hiç de hoş bir cümle değil.

   Birleşik Kıbrıs uğuruna kurulmuş, yıllarca bu uğurda mücadele etmiş bir partinin daha düne kadar başkanı olan Talat’ın ne isterse olsun bu sözü söylememesi gerekirdi.

   Kıbrıs Türk tarafının birleşme dışında bir planı yoktur ama Türkiye’yi yönetenlerin kafalarında “KKTC” dışında bir plan da yoktur, “çözüm istiyoruz” sözlerinin altı dolmamakta, daha çok “KKTC”yi yükseltme yönünde ifadeler sarf etmektedirler.

    Son zamanlarda bu niyetleri ya da federal bir çözüm için niyetsizlikleri çok belirginleşmiştir.

    “AB hedefleri” olmasa baklayı ağızlarından tam çıkaracaklar...

   İşte böyle bir ortamda Talat’ın “Birleşmek tanrı kelamı değil” sözü insanları endişelendiriyor, üstelik iş ola söylense bile bu söz “umutsuzluk” aşılamaktadır, “hayal kırıklığı” yaratmaktadır.

    Ömrünün büyük bir bölümü o koltukta geçen Denktaş’a bile “henüz geç değil” deyip, çözüm için bastırdık, bu kadar kısa sürede Talat’ın “Rumları bekleyecek halimiz yok” demesini yadırgadım doğrusu...

   Genç ve mücadeleci bir lider diye o koltuğa layık gördüğümüz Talat’ın kısa sürede “bıkmış” gibi görünmesi, Rum liderliği karşısında manevra yapamayacak, politika üretemeyecek, bıkkın, bezgin bir lider imajı vermesi hoş değildir. Rum yönetimine sürekli suçlamada bulunmak bir politika olamaz.

    Türkiye yan çizme eğilimindeyken, bizim de yan çizermiş gibi yapmamız şart mıdır?

   

 

**************

 

 

BİR PSİKOLOGUN RAPORUNDAN

CEZAEVİ GERÇEĞİ

 

  Geçenlerde bulunduğum bir ortamda rastlantı sonucu bazı gardiyan arkadaşlarla karşılaştım.

   Söz, önceki hafta cezaeviyle ilgili yazdığım yazıya geldi ve gardiyan arkadaşlar, yazdıklarımın gerçek ama eksik olduğunu söyledi.

   Aslında birkaç gardiyan arkadaşım var ve cezaevinde yaşananları az çok biliyorum ama bulunduğum o ortamdaki arkadaşlar, bildiklerimin çok daha fazlasını anlattı.

   Durum gerçekten vahim ve bu hızla mahkum akışı sürdükçe çok daha kötü olacağı aşikar.

   Bu gardiyan arkadaşlar anlatırken gözlerinden, duydukları endişeyi, korkuyu okuyabildim.

   Psikolojilerinin bozulduğunu, bu durumun aile ilişkilerini de etkilediğini söylüyorlar.

   Her şeyden önce “yeni bir cezaevi şart” diyorlar.

   Madem ki mahkumların Türkiye’ye iadesi, yasal olarak mümkün değil ve mahkum akışı sürüyor, mahkumların ihtiyacını karşılayabilecek, gardiyanlara çağdaş bir çalışma imkanı sağlayabilecek, tam teşekküllü bir cezaevinin şart olduğunu söylüyor gardiyanlar...

   Bir de normal memurmuş gibi değerlendirilmeleri zorlarına gidiyor.

   Yaşadıkları onca zorluk nedeniyle, bünyelerinde psikolojik ve fiziksel bazı bozukluklar baş gösterdiğine işaret eden gardiyanlar, 25 yıllık fiili hizmetlerinden sonra yaş haddine bakılmaksızın emekli olmaları halinde, emekli ikramiyesiyle birlikte emekli maaşını da alabilmelerine olanak sağlayacak yasal düzenleme istiyorlar.

   Psikolojik olarak iyi durumda olmadıklarını kanıtlamak için de psikolog Sevil Hançerli’nin imzası ve mührünü taşıyan resmi bir belgeyi uzattılar bana.

     Belgede yazılanlar gerçekten insanı şaşırtıyor. Hançerli’nin raporunu sizinle paylaşmak istedim:

   “Ben aşağıda imza sahibi bulunan psikolog Sevil Hançerli. Bu raporu hazırlamaktaki amacım; cezaevi çalışanlarının çalışmış oldukları kurumdan dolayı psikolojik olarak nasıl etkilendiklerini belirtmektedir.

    5 Ağustos 2005- 7 Nisan 2006 tarihleri arasında ‘Merkezi Cezaevi’nde gönüllü olarak çalıştım. Çalışmış olduğum süre içerisinde kurumda çalışan personel ile ilgili birçok gözlemler ve görüşmeler yaptım. Bugün cezaevlerinde çeşitli araştırmalar yapılmaktadır ve yapılan bu çalışmalarla cezaevlerinde bir takım düzenlemelere gidilmektedir. Fakat koşullar ne kadar iyileştirilirse iyileştirilsin, cezaevinin ruh sağlığına olumsuz etkileri vardır. Örneğin kurumda çalışan personel sürekli olarak fiziksel tehditlere (mahkumlardan kaynaklanan) karşılaşmaktadır. En ufak şeylerden kavgalar çıkmakta ve bu durumda fiziksel güvenliğe yönelik kaygıların oluşmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda çalışma koşullarının ağır olması ve kurumdaki stres faktörlerinin fazla olması bir takım psikolojik bozukluklara yol açmaktadır. Yapılan araştırmalar bu bozuklukların beş yıl ve üzerinde ortaya çıktığını göstermektedir.

  Cezaevinde çalışmaya başladıktan sonra personelde; öfke, saldırganlık,  duyarsızlık ya da durgunluk gibi bazı davranış değişiklikleri  ve bir takım uyum sorunları yaşadıkları görülmektedir. Ayrıca personelde sinirlilik, endişe gibi duygu durumlarının ve bir takım psikosomatik (psikolojik sorunların bedenselleştirilmesi) belirtilerin yaygınlaştığı görülmüştür. Ortaya çıkan bu olumsuz değişikliklerde personelin, sosyal ilişkilerinde ve aile içi etkileşimlerinde de sorunlar yaşamalarına neden olmaktadır. Belirtilmiş olduğum tüm bu değişiklikleri, cezaevinde çalışmış olduğum süre içerisinde personel üzerinde gözlemlemiş bulunmaktayım.

   Sonuç olarak, önemli olanın cezaevinde olup da ceza almak değil, o koşullarda yaşamak olduğunu düşünmekteyim.”

   Sayın Sevil Hançerli’nin görüşlerine değer vermek ve saygı göstermek gerekir. Üstelik Hançerli, bu raporu 2006’da kaleme almış, şimdilerde durum çok daha vahim.

   Bu tür araştırmaları daha fazla yapıp, uzmanların, hekimlerin, psikologların bulgularına değer vermek, gardiyanların feryatlarına kulak kabartıp, bu cezaevini, gardiyanların çalışma koşullarını, özlük haklarını ve emeklilik haklarını bir kez daha gözden geçirmekte yarar vardır diye düşünüyorum, ateş olmayan yerden niye bu kadar yoğun duman çıksın ki?

 

 

************

 

 

 

“FARKI YOK” DEMEK İÇİN ERKEN DEĞİL MİDİR?

 

   Güney Kıbrıs’ta devlet başkanı değişirse, Rum yönetiminin politikası değişir mi?

   Bu o kadar kolay görünmüyor aslında.

   Hristofyas dahil, hiçbir aday, Kıbrıslı Türklere ya da çözüme yönelik çok da orijinal, çok da yeni bir öneri sunabilmiş değil.

   Yüzeysel ifadelere itibar edecek halimiz yok.

   Oy kaybı korkusuyla temkinli ifadeler kullanıyorlar.

   Ancak daha ta baştan, “Hristofyas’ın Papadopulos’tan farkı yok” demek de çok önyargılı bir söz değil midir?   

   Papadopulos’un değişmeyeceği aşikardır da en azından Hristofyas denenmemiştir...

   2460 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
04 Ocak 2009, Pazar   Gazze'deki dram
22 Aralık 2008, Pazartesi   114 KİŞİNİN İŞTEN ÇIKARILDIĞI GÜN BELEDİYEYE MİSAFİR OLMAK!
21 Aralık 2008, Pazar   FUTBOL FEDERASYONU, KOP'A ÜYELİK KONUSUNDA YALNIZ KALDI
14 Aralık 2008, Pazar   HELVA İMALATHANESİ BATTI SAYIN BÜYÜKELÇİ
13 Aralık 2008, Cumartesi   İSTİFA
11 Aralık 2008, Perşembe   EKONOMİSTLERDEN SONRA ÖMER ADAL DA GERÇEKLERİ GÖRDÜ
10 Aralık 2008, Çarşamba   DERSHANE BASKINININ HATIRLATTIKLARI
08 Aralık 2008, Pazartesi   ÇOCUKLAR BAYRAMLARDA PİNTİ YETİŞKİNLERİ SEVMEZ
07 Aralık 2008, Pazar   TALAT, SÜT ÇOCUĞU İSE HRİSTOFYAS NASIL BİR ÇOCUKTUR?
03 Aralık 2008, Çarşamba   KAYBETMEK



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5145 1.5252
1 STERLİN 2.2171 2.2336
1 EURO 2.0281 2.0424



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Yurdun her yanında seçim heyecanı

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Hasan Hastürer

Sevgi çemberiyle ortak insani dayanışma

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

KKTC'de sağlık olayı ve Veteriner Fakü...

Ahmet Tolgay

CTP - UBP KOALİSYONU TARİHİ BİR İHTİYAÇ...

Bilbay Eminoğlu

Hangi "Necati"ye oy vereceğiz?

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

TARİH KİMİN ESERLERİNİ KORUYACAK!

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Trajik bilanço

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital