|
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın bir birlerine suçlamalarda bulunması bazı kesimlerde hayal kırıklığı yarattı.
Yoldaşların kavgaya erken başladığı yorumları yapıldı.
"Halbuki iyi başlamışlardı" diye başlayan cümlelerde Papadopulos dönemi bir türlü açılamayan Lokmacı kapısının açılması, bir türlü kurulamayan teknik komiteler ve çalışma gruplarının kısa sürede kurulması, Hristofyas'ın Papadopulos'un aksine Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütü temsilcilerini ve gazetecileri kabul edip görüşmesi örnek gösteriliyor kısaca.
Gerçekten de ortada karşılıklı bir iyi niyet gösterisi var.
Papadopulos'un katı ve baskıcı tutumu Rum seçmen tarafından da kabul görmemiş ki seçimde daha birinci turdan elenmiş.
Hristofyas daha hoşgörülü, daha barışçıl, daha uzlaşmacı bir kişi, Papadopulos'un kötü imajının ardından yalnızca kendi halkı ve Kıbrıslı Türklere karşı değil, tüm dünyaya karşı da barışçı, uzlaşmacı bir imaj yaratmaya çalışıyor, adeta bir sınavdan geçiyor.
Bu konuda şu ana kadar da başarılı olmuş durumda.
Gerçekten de Hristofyas istemeseydi ne Lokmacı açılırdı ne de komiteler ve çalışma grupları kurulurdu.
Ben kısa zamanda çözüm olacağına inananlardan değilim ama hem Talat'ın hem de Hristofyas'ın iyi niyetli, uzlaşmacı tutumlarının tüm Kıbrıslıların yararına olduğuna inanıyorum.
Talat ile Hristofyas'ın son atışmalarına gelince, bence fazla dert etmeyin, olacak bunlar, zaman zaman atışacaklar da...
Geçmişi bir çırpıda silemezler, her iki lider de kendi kişisel hassasiyetlerinden çok toplumsal hassasiyetleri ön plana çıkaracakları için zaman zaman bir birlerini eleştirmelerine de tanık olacağız.
Ancak ben her iki liderin de eleştirel açıklamalarına baktım, inanın öyle kin, nefret, defterleri yırtma mesajı almadım.
Eleştirileri bile dengeli.
Daha kavga edecekleri, ters düşecekleri çok konular olacak.
Elbette gönül ister ki kavgasız, gürültüsüz çözüme koşsunlar ama bu imkansız, ortada bir paylaşım olacak sonuçta, bir pazarlık ve yılların uzlaşmazlığı varken papara kopmadan yürümez bu işler.
Yeter ki üç öğün yemek yer gibi demeç bombardımanına kalkışıp da onarılması zor tahribatlar yaratmasınlar.
Bence şu sıralarda endişe edecek bir durum yok.
Öte yandan, Hristofyas'ın çözümün anahtarının Türkiye'de olduğunu söylemesine de niye kızıyoruz anlamadım.
Eğri oturup doğru konuşalım, Hristofyas yalan mı söyledi yani, Kıbrıs'ta Türkiyesiz bir çözüm olabilir mi, Türkiye'nin istemediği bir çözümün altına imza atabilir mi Talat?
Hatırlayın isterseniz, Türkiye Annan planını işaret etmese, plana o kadar yüksek oranda evet çıkar mıydı sanıyorsunuz?
Türkiye'de devlet ve hükümet yetkililerinin Kıbrıs'ta çözüme yönelik söylemlerinde olumsuz yönde bir değişim olduğunu biz fark ediyoruz da Hristofyas fark edemiyor mu sanıyorsunuz?
Kuzey Kıbrıs'a gelen generallerin sözlerini dikkate almamalarını mı istiyorsunuz?
Orgeneral Bağbuğ Paşa; "Çözüme varılabilmesi için önce KKTC gerçeği kabul edilecek", demedi mi?
E olmaz işte, dünya böyle bir ülkeyi tanımıyor, tanımayacak da, böyle bir gerçeği kabul etmeyecek.
"Önce KKTC" diye ısrar ederseniz, çözüm istemiyorsunuz demektir.
Hristofyas, Talat'a dokunmayıp, Türkiye'ye yükleniyor ama dolaylı olarak Talat'ı baskı altında bırakıyor.
Talat da cevap verme ihtiyacı hissediyor, Türkiye'ye kol kanat germiş pozisyonuna düşüyor.
Çok rahat hissetmiyor kendini Talat, son zamanlarda zaten ne sağcılara ne de solculara yaranabiliyorken, bir de Türkiye'yle ters düşmek istemiyor.
Ve tabii ki Talat, Hristofyas'ı Annan planına "hayır" demesiyle yargılıyor, eleştirilerini bu noktadan hareketle yapıyor.
Keşke hiç olmasa böyle atışmalar ama olacak, çok daha şiddetlisi de olabilir, yeter ki attıkları olumlu adımları geri çekmesinler ki şu anda öyle bir tehlike görülmüyor.
Bence bu atışmaları şimdilik fazla dert etmeyelim, henüz karalar bağlayacak bir durum yok.
|