|
Memlekette tam bir dağınıklık var.
Eylemsiz, grevsiz gün geçmiyor...
Hükümete olan güven her geçen gün azalıyor.
Hükümet maalesef otoritesini de kaybetti.
Neden?
Sen çalışma saatleriyle ilgili asıp- kestin, büyük laflar ettin ama sermayeye karşı iki hafta dayanamadın, dönüp tükürdüğünü yaladın...
Senin sağlık bakanın birtakım reformlar için gitti hekimlerle anlaştı, sen döndün "para yok" gerekçesiyle kendi bakanının da hekimlerin de hevesini kursağında bıraktın...
Sen önce kolejleri kaldırdın, ondan sonra gidip benzeri bir uygulamayı geri getirdin.
Sen KDV iadelerini bile aylardır ödeyemiyorsun.
Sen KDV iadelerini kaldırırken "yerine piyango uygulaması getireceğim" diyorsun ama yapmıyorsun.
Sen LAÜ'de ve Dome Hotel'de tartışma yaratacak, seni zora sokacak icraatlara göz yumuyorsun...
Sen 'özel ile kamu arasındaki uçurumu kaldıracağım' iddiasıyla göreve geldin ama özel sektör çalışanlarını "üvey evlat" olmaktan halen kurtaramadın...
Bir yerleşim biriminden yüksek gerilim hattı geçiriyor, sen burada çelişkili açıklamalar yapıyor, bölgede yaşayanları dikkate almıyorsun...
Sen birtakım harçları, vergileri artırıyor ama nedenini vatandaşa anlatamıyorsun...
Sen bazı sivil toplum örgütleri biraz abartıyor olsa bile zıtlaşmayı seçiyor, uzlaşma yolunu bulamıyorsun.
Daha birçok örnek sayabilirim...
Birçok konuda hükümetin geri adım attığını gören her kesim, üzerine geliyor doğal olarak...
Sen durmadan bir ileri iki geri yaparsan, kararlı duramazsan, tabii ki sana güven kalmaz, iyi niyetli olsan da artık senin iyi niyetinden kuşku duyarlar.
Hükümet kesinlikle kontrolü kaybetmiştir.
Artık hükümet kimseye bir şey yaptıramıyor, kabul ettiremiyor.
Kritik hataları nedeniyle hükümetin bazı iyi niyetli uygulamaları ve açıklamaları istismar edilebiliyor.
Doğruyu söylemek gerekirse, aslında hükümet de çok zor dönemden geçiyor, bütçeyi doğrultmakta zorlanıyor, referandumun ardından inşaat sektörüyle gelen geçici refah günleri geride kaldı, örneğin bugün akaryakıtın dünya piyasalarındaki artışı bile inanılmaz bir yük getiriyor bütçeye.
"Nereden bulursan bul parayı bana ver" diyoruz.
Peki nereden bulacak?
Gidecek Türkiye'den isteyecek, Türkiye'yi yönetenler de tabii ki isteklerini dikte edecek.
Peki o zaman nüfus aktarımına "hayır" diyebilecek mi, ya da başka dayatmalara?
Diyemeyecek.
"Kendi ayaklarımızın üzerinde durmalıyız" diyoruz ama Türkiye'den para istemeden ayakları üzerinde duracak bir hükümete bu konuda kim destek verecek?
Hiç kimse.
Çünkü rahatımızdan milim feragat edemeyiz.
Peki hükümet bu konudaki kitleleri inandırabilir mi?
O kadar çok hata yapılıyor ki artık kimse hükümetin samimiyetine güvenemiyor.
Ve ülkede kavgayı seçtik bir kere.
Halbuki ülkenin daha iyi yerlere gelmesi için işbirliğine gerek var. Ama o işbirliği hiçbir alanda yok.
Mesela hükmet ile KTOEÖS'e bakıyorsunuz, sanki iki inatçı keçi, çıkmışlar köprüye, boynuz boynuza gelmişler, "sen çekil, sen çekil" deyip duruyorlar, ikisi de dereye düşmek üzere farkında değiller.
Düşünebiliyor musunuz, konuşuyorlar, fotoğraflara gülücükler saçıyorlar, vatandaşa umut veriyorlar, ondan sonra KTOEÖS hükümetten, hükümet KTOEÖS'ten açılım bekliyor.
Kırsın artık bir taraf gururunu ya da inadını.
Kıbrıslı Türkler bu ülkede hızla tükeniyor, nüfusumuzda süratli bir erozyon yaşanıyor.
Kimliğimiz, kültürel yapımız bozuldu.
Bunlara kafa yoracağımıza, Kıbrıs sorununda başlamak üzere olan yeni sürece endeksleneceğimize, durmuş kavga ediyor, bir birimizi yiyoruz.
Kıbrıs Türk toplumu, en fazla birlikteliğe ihtiyaç duyduğu bir dönemde maalesef bir biriyle kavga ediyor.
Kalmışız bir avuç Kıbrıslı Türk ama esas bizi bekleyen tehlikeleri göz ardı edip, düşman kardeşler gibi didişip duruyoruz.
Barışı ağzımızdan düşürmüyoruz, çözüm deyip duruyoruz.
Biz kendi iç barışımızı kaybetmişiz, kendi sorunlarımızı çözmekten acizken, nasıl barıştan ve çözümden söz edebiliriz ki?
|