|
Polisin konuşturma yöntemleri arasında dayağın da olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir, hatta yalnızca konuşturmak için değil, suçlulara öfkelenip onları döven polisler olduğu da bilinmektedir.
Siz ister bunlara "iddia" deyin, ister "karalama" ama bunlar gerçektir.
Poliste son dönemlerde "dayak cennetten çıktı" sözüne inananlarda artış var.
Ne isterse olsun, muhatap olduğu kişi ne suç işlerse işlesin, polisin dayak atma hakkı yoktur.
Eğer suçluların cezasını polis verecek olsaydı mahkemelere gerek olmazdı.
Evet, sözü, geçen cumartesi Mağusa'da polis tarafından acımasızca dövülen Burak Esendağ'a getirmek istiyorum.
"Dövülen" diyorum, halbuki orada olmadığım ve gözümle görmediğim için "dövüldüğü iddia edilen" veya "dayak yediği iddia edilen" demem gerekirdi değil mi?
Yani sözlerimi "iddiaya" dayandırmalıydım.
Belki gözümle görmedim ama Mağusa'da böyle bir dayak olayı olduğuna inandım.
Tabii biraz da polisler cephesinden araştırma yaptım, polise yakın kaynaklar, Burak'ın kendilerine küfrettiğini, topluluk içerisinde polisin prestijini sarsıcı ifadeler kullandığını söylüyor.
Polise küfrün de bir cezası var elbet ama bu kesinlikle dayak değildir.
Yaptı mı yapmadı mı bilmiyoruz ama polislere kötü söz söylemiş olsa bile, bu durum, biri subay beş polisin, ellerini kelepçeledikleri Burak Esendağ'ın üzerine çullanıp, tekme, tokatla, copla öldüresiye dövülmesini haklı kılmaz.
Gazetelerde yayınlanan fotoğraflardan da gördüğünüz gibi gencin sağlam tarafını bırakmadılar.
Ne biçim öfkedir bu, ne biçim nefrettir?
Polislik gerçekten zor iştir, streslidir, düzgün mesaisi yoktur, ek mesai ödenek hakkı da yoktur...
Ancak oldukça da sorumluluk gerektiren bir meslektir.
Sorumluluğunu bilmeyen polis, görevlerini ve yetkilerini kötüye kullanabilir.
Polis olan kişi bu görevi hazmetmelidir, bir takım kompleksleriyle kendine verilen yetkileri başkasını ezmek için kullanamayacağını bilmelidir.
Polis, birilerini döverek, darp ederek saygınlık kazanamaz.
Polis, görevini layıkıyla yerine getirerek, mesleğin verdiği o ağırlığı hissedip de yaşam şekli olarak benimseyerek saygınlık kazanır.
Polis teşkilatının kapalı bir yapısı var, bu kapalı yapı içinde olup bitenden kimsenin haberi olamıyor.
Bu yapı içerisinde kimi kusurların dışa yansımamasını istismar eden bazı polislerin yaptığı da yanlarına kalıyor.
Polis herkesle ilgili her haberi geçer ama konu polis veya asker oldu mu ketum oluyorlar, kol kırılır yen içinde kalır misali.
En basitinden, polis veya asker trafik kazası yapsa bile polisten bilgi alamazsınız.
Hatırlayacaksınız birkaç ay önce Mağusa'da ordu evinde yangın çıktı, dünya duydu, gördü, polisten ve askerden tek satırlık açıklama gelmedi, milleti enayi yerine koyar gibi.
Polis veya askerle ilgili bir iddia ortaya çıkar, dallanır, budaklanır çıkıp bir açıklama yapmazlar, "hayır öyle değil böyledir" diye.
İşte Mağusa'daki dayak olayı; gazeteler yazdı, gencin ailesi basın toplantısı düzenledi polisten tıs yok.
Çıkın söyleyin "yalandır, böyle bir şey yok" deyin, o da bir şeydir sonuçta ama yok, illa bir sessizlik.
Polis teşkilatında, görevini kötüye kullananları kendi içinde cezalandırıyorlarmış, hayır kendi içinizde cezalandırmayın, çünkü o cezalarınız göstermeliktir.
O yüzdendir ki bu tür işkence olaylarının arkası kesilmiyor.
İşkence bir insan hakları ihlalidir, göz göre göre insanlık suçu işleniyor ve bunlar hasıraltı ediliyor.
İşkence yapanlar, gözlerini kapatıp bir an düşünsünler bakalım; "elleri kelepçeli, savunmasız haldeyken, dört- beş kişi acımasızca kendilerine vuruyor" nasıl bir duygu acaba?
Başlıkta sormuştum, "polis döver mi?" diye, evet dövüyor, polislerin ballandıra ballandıra nasıl dayak attığına kulak misafiri de oldum ben ama bu insanlık suçundan vazgeçmelidirler.
Dinsizin hakkından imansız gelir misali, mağdur taraf da hakkını sonuna kadar aramalıdır, belki o zaman emsal teşkil eder de işkenceye yeltenenler bunu yüz kere düşünüp vazgeçer.
|