|
Kıbrıs sorununda yine ortalık darmadağın.
Rum yönetiminin, İngiltere ile imzaladığı memorandum, ortalığı toz duman etti yine.
Bir anda yine karşılıklı demeçler, karşılıklı suçlamalar, yine başa dönülüyormuş intibası, yine olumlu izlenimi veren son Talat- Hristofyas görüşmesi ile ilgili şüpheler...
Demeçler, demeçler, demeçler...
Suçlamalar, suçlamalar, suçlamalar...
“İşte biz demiştik” diyenler, kehanetlerinin tuttuğunu iddia edenler.
Türk tezlerinden uzak İngiliz tavrı, herkesi şaşırttı.
“Referandum öncesi Türk tezlerini destekleyen İngiltere’ye neler oldu?” diyor insanlar.
E bırakın referandumu, Annan planını, üç dört ay öncesine kadar Güney Kıbrıs’ta İngilizlere öfke doruktaydı, eleştiriler hakarete eşdeğerdi.
Şimdi durumlar değişti.
Halbuki İngiltere’nin bu tavrına hiç şaşmamak lazım.
İngiltere böyledir işte, hem nala vurur hem mıha, hem tazıya tut, hem tavşana kaç der...
Bu ülkede iki toplumun da başına ne geldiyse baş sorumlusu İngiltere değil midir, iki toplumu bir birine kırdırmamış mıdır?
İki toplum da İngiltere’den çok çekmiştir ama şimdi bir, bir taraf onu abi görüp yanına yanaşıyor, bir diğer taraf.
İngiltere kötü bir abidir, çıkarcı bir abidir, çıkarı için yapmayacağı yoktur, çıkarı için bu düşman kardeşleri kullanmaya devam edecektir.
Bakın neler yapmış yine?
Ne olmuş da daha kısa süre öncesine kadar Rumların öfkesini çekmiş İngiltere tavır değiştirmiş?
Çıkar meselesi, bir çıkarı var mutlaka.
İngiltere ve ABD’nin bu ülke üzerindeki derin çıkarlarını bilmiyor musunuz?
Bu iki ülkenin bu ülkeden elini çekeceğini, Kıbrıs sorununa burnunu sokmaktan vazgeçeceğini mi sanıyorsunuz?
Öyle sanıyorsanız yanılıyorsunuz, işte bir gün ondan bir gün bundan yana, bir gün arabulucu ama hep iş karıştırıcı olarak duracaklar buralarda.
Bakmayın siz çözüm ister gibi davrandıklarına, burada çözümsüzlük her iki ülkenin de çıkarına.
Biraz klasik, biraz düz mantık laf gibi gelebilir size ama “onlar isteseydi, Kıbrıs sorunu bu kadar uzun sürmezdi.”
İşte İngiltere yeni bir tartışma konusu yarattı, bir şey olacağı yok aslında, bir süre de böyle gidecek, ta ki yeni bir tartışma konusu ortaya çıksın.
****************
BU TOPLUMUN ÇEVRE
KÜLTÜRÜ, ÇEVRE BİLİNCİ YOK
Hafta boyu birçok köşe yazarı çevre ile ilgili yazılar yazdı.
Çevrenin nasıl katledildiğini, ülkeyi yönetenlerin bu çevre katliamına nasıl kayıtsız kaldığını uzun örneklerle verdi meslektaşlarımız.
Ve bu güzel ülkemizin “güzelliklerinin” nasıl da her geçen gün yok edildiğine dikkat çektiler.
Ancak bu ülkeyi yönetenler kadar, bu ülkede yaşayanlar da çevreye gereken önemi vermiyor.
Yılda bir çevre gününde insanların aklına geliyor çevre ve klişe, bildik sözlerle ahkâm kesiliyor, göstermelik çöp toplama etkinlikleri yapılıyor ve tekrardan bir yıl boyunca çevre katlediliyor.
Ne ovamız kaldı, ne tepemiz, ne ormanımız, ne denizimiz...
Dağlarımızı bile oyduk, şeklini değiştirdik ama dur diyen yok.
İnşaat için katlediliyor, taş-çakıl için katlediliyor, rant için katlediliyor, sorumsuzca davranılarak katlediliyor...
Şikayet ediyoruz da biz vatandaşlar ne kadar saygılıyız çevreye, doğaya?
Plaj temizleme törenleri düzenliyoruz da acaba plajları kirletenler kim?
Ya piknik alanlarını?
Parkları?
Yolları, sokakları?
Uzaydan birileri mi gelip kirletiyor, hayır biz kirletiyoruz.
Yıllarda Boğaz piknik alanında insanlar çöpler arasında piknik yaptı, yedi içti.
Gidiyor, yiyor, içiyor, çöpünü orada bırakıyor, sonra bir hafta iki hafta sonra yine gidip orada yiyip içiyor.
Yattığı yere pisliğini bırakan keçiler, koyunlar, inekler gibi...
Plaja gidiyor, plajı kirletiyor, parka gidiyor parkta çöpünü bırakıyor.
Arabasıyla giderken sigara paketini, kola- bira şişesini, naylonunu pencereden dışarı fırlatıyor.
Otomobiliyle giderken kedileri, köpekleri basıyor, hade bir hata yaptın bastın (gerçi çoğu isteyerek basıyor ya), kaldırmak yok mu onu oradan?
Yok bırakacak orada koksun, leş olsun, koksun, ezile esile halıya dönüşsün, ülkeye gelen yabancılar hayretle seyretsin bu rezilliği, bize lanet okusun.
Yollarda basılan kedileri, köpekleri kaldıracak bir merci bile yok, çeşitli makamlar topu bir birine atıyor, anlaşılır gibi değil...
Her taraf çöp içinde, ha bire temizlesin birileri değil mi?
Biz böyle sorumsuz davranırsak biter mi bu çöpler...
Çevreye, doğaya, başkalarına hatta kendisine bile saygısı olmayan çok sorumsuz bir toplum olduk çıktık.
Kendi evimizi, kendi bahçemizi temizlemekle temizlik yaptığımızı sanıyoruz...
Adam kendi bahçesini temizleyip, çöplerini de bahçe duvarından dışarıya bırakıyor, böyle yapınca da temizlik yaptığını sanıyor.
Başka ülkelerde çevreye saygısızlığın da bir cezası bir bedeli var ama bizde nerede yasalar, kurallar işlemiş ki çevre konusunda işleyecek?
Ses kirliliği de sorun bu ülkede, insanlar kendisi eğlenirken başkalarının rahatsız olacağını zerre kadar aklına getirmiyor, kimse kimsenin umurunda değil.
Bazı gençler görüyorum, bagajına en modern, en güçlü ses sistemlerini yerleştirmiş, müziğin sesini de sonuna kadar açıyor, geçtiği yerlerde insanlar havaya fırlıyor.
Şimdi siz gelin de bunun mantığını bana anlatın, ne anlar insan böyle yaptığında?
Evet, bizde birçok çevre- doğa katliamı devlet tarafından engellenmiyor, hatta birçoğu devlet eliyle yapılıyor ama biz vatandaşlar olarak ne yapıyoruz?
Koruyor muyuz?
Hayır, biz de korumuyoruz, katlediyoruz, kirletiyoruz, sorumsuzca, pişkince...
Daha önce de yazdım, bu toplumun çevre bilinci yok, çevre kültürü yok ve bu öyle kolay kolay kazanılacak gibi de görülmüyor.
Bu arada çevre katliamına göz yumup, ondan sonra da göstermelik çevre temizliği kampanyaları düzenleyen yetkilileri de kınıyorum ve diyorum ki; ülkeyi yöneten de ülkede yaşayan da bu kadar sorumsuz, bu kadar umursamaz, bu kadar bilinçsiz olduktan sonra, yakında soluyacak hava bile bulamayacağız ve müstahakız başımıza gelecek her türlü derde...
*******************
“BİSİKLET KULLANIN” DEMEK;
“GİDİN DE ÖLÜN” DEMEK GİBİ BİR ŞEYDİR
Sayın Çevre Bakanımız Mustafa Gökmen, çevre günü münasebetiyle vatandaşlarımıza bisiklet kullanma tavsiyesinde bulundu.
Vatandaşımız arabasını kullanmayıp, bisiklet kullanacağı için hem akaryakıt kullanmayıp çevrenin daha temiz kalmasını sağlayacak, hem daha az akaryakıt kullanılacağı için milli servet korunacak hem de trafik rahatlayacak...
İlk anda insanın kulağına hoş geliyor.
Zaten birçok Avrupa ülkesinde özellikle de Hollanda’da inanılmaz derecede bisiklet kullanımı var, hatta bu durum bir kültür halini almış.
Ama “Kuzey Kıbrıs’ta bisiklet kullanın” demek, “gidin ölün demekle” eş anlamıdır.
Bir kere bu ülkede Girne’deki göstermelik yaklaşık 50 metrelik bisiklet yolu dışında bisiklet yolu yoktur.
Bisiklet yolu olmayınca da normal trafikte bisiklet kullanmak cesaret ister.
Biraz cambaz olmak, biraz da ölümden korkmamak lazım.
Kardeşim bu trafikte bisiklet kullananı ezerler, öldürürler, kullanamazsın bisikleti...
Bisikletli, motosikletli gören sürücü, şeytan görmüşe dönüyor, sanki onların hakkı değil bu yolları kullanmak.
Önünde yavaş ilerleyen bisiklete, motosiklete katlanamıyor, iki dakika dayanamıyor arkasında gitsin, sanki hayat onun için duruyor, ya öyle bir geçip de perişan ediyor bisikletli veya motosikletliyi, ya kornaya asılıp önünden çekmek istiyor, ya da çarpıp eziyor.
Görmüyor musunuz, motosiklet kazasız gün geçmiyor.
Bu kadar saygısız, sorumsuz, canavarlaşmış sürücü arasında bisiklet mi kullanılır Allah aşkına?
Otomobil sürücülerinin bir birine saygısı yok, daha büyük araç kullanan, daha küçük araç kullananı ezmek istiyor adeta, eziyor da...
Kamyon, TIR ya da arazi tipi araç kullananların diğerlerine zerre kadar saygısı yok.
Vatandaş bisiklet kullansınmış.
Söylemesi kolay, gelin de siz kullanın bakalım.
Siz bisiklet kullanılacak bir trafik, bir düzenleme yarattınız mı ki böyle bir tavsiyede bulunuyorsunuz?
Evet bisikletin çokça kullanıldığı ülkeler var ama oralarda mükemmel bisiklet yolları vardır ve bisikletli trafiğe indiği zaman da sürücüler ona saygı gösteren bir kültüre sahiptir.
Sizin ne trafiğiniz buna uygun, ne vatandaşınızın kültürü ve siz vatandaşınıza “bisiklet kullanın, işinize bisikletle gidin” diyeceksiniz.
Yapmayın, insanları ölüme yollamayın...
Sayın Gökmen, iyi niyetinizden kuşkum yok, güzel sözler söylüyorsunuz ama güzel söz, ortamında güzeldir, ortamında söylenmeyen güzel söz, değersizleşir, anlamsızlaşır ve tabii ki değer görmez...
****************
ADNAN HOCA, LTB ÇALIŞANLARINI DA KURTAR!
Lefkoşa Belediyesi’ndeki olumsuz gelişmelerle ilgili BES artık sesini çıkarmaya başladı.
Bu kadar sorun varken iyi bile dayanmış sendika yetkilileri ama tedirgin bir halleri var ve diğer sivil toplum örgütlerinden pek destek de görmüyorlar galiba.
Son dönem kahramanlarından KTOEÖS Başkanı Adnan Ersalan hocaya sesleniyorum; “hemen bu işe el at hocam, Lefkoşa Belediyesi çalışanlarını da kurtar”.
Şaka bir yana ama diğer sivil toplum örgütlerinin BES’i desteklemesi, cesaretlendirmesi gerekiyor, çünkü gerçekten ciddi sorunlar var...
|