|
Ülkemizde bazı sorunlar vardır, üzerinde konuşuruz konuşuruz, "şunu yapacağız, bunu yapacağız" deriz ama bir türlü çözemeyiz.
Cezaevindeki sorunlar da işte bu çözemediğimiz sorunlardandır.
Oradaki sorunlar, belli bir dönem patlak verir, uzunca bir süre konuşulur, sonra birdenbire unutulur.
Sanırsınız ki oralarda her şey tamam ama ansızın yine bir kıvılcımla ortalık darmadağın olur ve aslında hiçbir şeyin çözülmediğini, biraz üzerinin örtüldüğünü anlarsınız.
Üzeri örtülen sorundan da kurtulamazsınız, gelir yine başınıza bela olur.
Cezaevindeki sorunlar öyle kolay kolay bitecek sorunlar değil, öncelikle bir gerçek anlaşılmıştır ki cezaevinde gerçek anlamda bir otorite boşluğu vardır. Oralarda otorite boşluğu olduğu da birçok olayla kanıtlanmıştır. Öyle tuhaf şeyler oluyor ki oralarda şaşarsınız.
Örneğin son günlerde cezaevindeki mahkumlar, cep telefonlarıyla gazetecilere ulaşıp, bilgi veriyor.
Birisiyle ben de konuştum; cezaevinin hem mahkumlar hem de gardiyanlar açısından cehennem gibi bir yere dönüştüğünü söylüyor konuştuğum mahkum.
Bizim açımızdan iyi bir şey, içeride neler olup bittiğini öğrenebiliyoruz. Ancak, tuhaf değil mi şimdi bu?
Mahkuma, "Nereden buldun telefonu?" diye sordum, gardiyanlardan birisinin verdiğini söyledi.
Mahkum, iyi kalpli gardiyanlar, kötü kalpli gardiyanlar olduğunu, kendisinin de iyi gardiyanlardan birisinden telefonu aldığını söylüyor.
Evet, bu iddia, gardiyanları zan altında bırakıyor, biliyorum ama diyelim ki telefonu gardiyandan almadı, peki nereden buldu?
Bu telefonu gardiyandan almamışsa bile, bir şekilde mahkumun telefonla gizli gizli gazetecileri araması normal midir? Biliyorsunuz, bazı baskınlarda ise mahkumlarda akıl almaz malzemeler bulunuyor. Koğuş ağaları oluşmuş, dehşet saçıyor...
Neden böyle oluyor biliyor musunuz; çünkü cezaevinde otorite kayboldu ve gardiyanlar, mahkumlardan korkar oldu.
Kendilerine ve ailelerine zarar verileceği tehdidiyle karşı karşıya olan gardiyanların psikolojisi bozuldu.
Can güvenliğinin olmadığından kuşkulanan gardiyanlar sağlıklı çalışamıyor.
Cezaevinin bina olarak yetersiz kalması, teknik imkanların olmaması, işleri daha da zorlaştırıyor, hem mahkumlar hem gardiyanlar insani olmayan koşullarda kalıyor.
Daha önce de yazmıştım, 70 milyonluk Türkiye'nin suçlularını bu ufacık hapishane kaldıramaz.
Yeni cezaevi inşa edilmesi çalışmaları var ama inanın o da yetersiz kalacak.
Türkiye'den nüfus akımı ve suçlu akımı devam ettikçe inşa ettiğiniz hiçbir cezaevi yeterli olamaz.
Suçluların bir şekilde Türkiye'ye gönderilmesi gerekiyor, görüşülecek, Türkiye'den yetkililere yaşanılan sıkıntı anlatılacak, özel bir yasa yapılacak ve suçlular kendi ülkesine gönderilecek.
Aksi takdirde bu sorun çözülemez.
Suçluların kendi isteği dışında ülkesine gönderilmesinin insan haklarına aykırı olduğu söyleniyor ama artık Avrupa ülkeleri, suçluları kendi ülkelerine gönderiyor.
"Hükümlülerin Nakli Hukuku", milletlerarası ceza hukukunun önemli kurumlarından biridir ve buna göre, yabancı uyruklu hükümlülerin kalan cezasını kendi ülkesinde çekmesi öngörülüyor; buradaki temel görüş ise; hükümlünün aile bağları, dini, dili, kültürü, sosyal ilişkileri yönünden kendisine yakın olan toplumda infaz edilmesidir. Bu kural uluslararası alanda kabul görmüştür.
Mahkumların, ait olmadıkları bir çevrede yeniden topluma kazandırılmasının zor olduğu üzerinde duruluyor.
Şimdi bu gerçek ortadayken, "aman insan haklarına aykırı davrandık diye uluslararası alanda suçlanacağız" korkusu yaşamasın yetkililerimiz.
Ne olur bu konuda olsun yetkililer, "anavatan- yavru vatan ilişkimiz bozulur" diye düşünmesin.
Türkiye'den yetkililer de suçluları geri gönderdi diye Kıbrıslı Türklere "nankörler" demesin artık.
Yetkililerimiz, Türkiyeli yetkililere anlatsın "suçlu akımının yakıcı bir sorunumuz" olduğu gerçeğini.
Aksi takdirde, kötü şartlarda psikolojisi bozulan, çevresiyle, ailesiyle ilişkileri bozulan gardiyanlar, bu cezaevinde başarılı olamaz, olamayacak. Zaten suçluları hapsetmek, hücrelere tıkıştırmak da amaç olmamalı, amaç; onları topluma kazandırmak olmalı ama mevcut yapı ile bu çok zor, bırakın mahkumları, gardiyanları da kaybediyoruz.
|