Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
SİNEMALARDA GÖSTERİMDE OLAN FİLMLER
Gönyeli KTSYD Kupası'na da göz dikti: 7-6
Cihangir Turan ile turladı:1-0
BİR YASTIKTA 50 YIL
Rum yönetimi, 100 bin Euro'ya kadar olan mevduatlara teminat verecek
Simitis: Her iki tarafın da çıkarlarına saygı gösterilmeli
Basketbol hakemleri hazırlıklarına başladılar
Kara Kitap
DİSİ: Rumlara hizmet edecek bazı takvimler var
PORTRE BARMEN Hüseyin Dermuş

YORUMLANANLAR
Avukatlara getirilen yasak hukuka aykırı [1]
Çiftçi ve hayvancıya DESTEK PAKETİ [1]
UBP anahtarı UBP'lilerde olmalı [2]
Büyük sınav [1]
Gazimağusa'da 26 köyde elektrik kesintisi yapılacak [1]
Mahkemelerden rekor cezalar [1]
Küfür etti diye öldürüyordu [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [2]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [3]



ZENGİNLEŞEREK YOK OLMA SÜRECİ

Necdet Ergün

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   10 Ekim 2007, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Annan Planı temelinde çözüm olsaydı, birincil hukuk kabiliyetindeki deregasyonlar ve kısıtlamalarla (kotalarla), Kuzey'de, Kıbrıslı Türklerin hayatın her alanında (ekonomik, sosyal, siyasal, demografik..vb) baskın ve egemen olacağı bir devlet ve hayat kuracaktık.

Bir bakıma, referandumla çözüme ulaşmış olsaydık, Kıbrıs'ta yıllardır süren Rum ozmosis tehditine karşı, demografik erime sürecimizi durdurma, yerel kültürümüzü, sermayemizi, istihdamımızı, siyasetimizi koruma fırsatını yakalayacaktık .

Eğer, çözüm olsaydı, ayni şekilde Türkiye'nin varoş baskısına karşı da korunma fırsatımız olacaktı. Kabul edelim ki, şimdilerde, çözümsüzlük halinde Güney'e karşı kendimizi koruma ihtiyacımız çok fazla yoktur.

Ama çözümsüzlüğün devamı halinde, Anavatan Türkiye'ye karşı (güvenlik ve garantörlük anlamında değil) bahsettiğim hassasiyetler bağlamında kendimizi korumamız gerekir.

Kıbrıs adası coğrafik olarak Türkiye'nin ekonomi-politiği kapsama alanındadır. Türkiye, bölgemizde çekim gücü ve kapsama alanı etkisi en yüksek olan ülkedir. Aramızda güçlü bağlar var doğrudur, örneğin benim eşim de Türkiyelidir.

Sakın kimse, farklılıklarımızı koruma güdümüzü saptırmaya kalkmasın. Çünkü, bizimkisi, herhangi bir İstanbullu'nun, İzmirli'nin kendi yerel dokusunu koruma duyarlılığından farksız değildir.

Bakın, acı ama gerçek bir durum var. Kuzey Kıbrıs, çözümsüzlük halinde Türkiye ile "disiplinsiz bir entegrasyon ilişkisi " içinde yaşamak zorunda kalıyor. Sırf bu yüzden, yani "Türkiye ile aramızdaki entegrasyonu disiplinli ve yıpratıcı olmayan bir düzeyde tutabilmek için," erken bir çözüm bizim için önemlidir. Elbette, çözümün zamanı kadar, içeriği de bizim için önemlidir.

Bendeniz gibilerin en büyük endişe kaynağı (eşim dahil), mevcut çözümsüzlük ve disiplinsiz entegrasyon sürecinin devamı halinde, Türkiye'nin elit, medeni ve batıya dönük halkı ve kültürü ile değil; büyük bir ihtimalle " aşırı muhafazakar, İslami ve varoş kültürü" ile entegre olma riskimizdir. Ki, bu risk gittikçe artmaktadır.

Çünkü, Kuzey Kıbrıs'ın yatırım iklimi, her şeye rağmen geçmişe göre Taşınmaz Mal Yasası ve AB perspektifi ile sağlamlaştırılmıştır ve ekonomik olarak potansiyelimiz yüksektir. Bu iklimde, bireysel açıdan zenginleşme şansımızın yüksek olmasına rağmen, bir o kadar da ortada ciddi şekilde "zenginleşerek yok olma süreci" dediğimiz ve sonucunda kurtarılmış bölgelerde varlığımızı devam ettireceğimiz kaotik bir gelecek var.

TÜRKİYE'den KUZEY'e BASKIN "FAKTÖR AKIMLARI"

Türkiye ile aramızdaki net "mal, sermaye ve kişi" akımları, farklı şiddet ve hacimde olmak kaydı ile baskın bir şekilde bize dönüktür. Sadece üniversite ve turizm sektörü sayesinde "hizmet" akımı ters yönlüdür.

Önemli miktarda "stok" yerel portföy sermayemizi (mevduat) Türkiye'de tutsak da (ters yönlü), gerek mali yardımlar, gerekse TC kökenli yatırımcıların direkt sermaye yatırımları ile toplamda sermaye akımı da çok net olarak Kuzey'e dönüktür.

Bence, Türkiye'den Kuzey'e yönelik faktör akımları arasında başta söylediğim yerel riskleri, tehlikeleri minimize etmek, kontrol etmek (asla engellemek değil, dozajını ve kalitesini ayarlamak adına) için regüle etmemiz gereken en önemli iki faktör konusu "sermaye ve emek" akımlarıdır.

Sermaye akımları konusunu makalenin sonuna bırakıyorum. Emek ile ilgili şunu söyleyebilirim. Türkiye ile Kuzey arasındaki "emek-kişi akım yönünü" tayin eden en temel unsur (motivasyon), "ücret ve kişi başı gelir farklılığı"dır.

Ayni dili, ırkı, dini ve kolay giriş standartlarına sahip olmak da akımı körüklüyor tabii. Şimdilerde yaklaşık 3 katı civarında lehimize olan bu fark, Türkiye'den Kuzey'e dönük "emek akımlarını" artırıyor.

Bu akımın yönü, kısa ve orta vadede değişmeyeceğine göre, yapmamız gereken emeğin fiyatı dışındaki enstrümanları kullanıp, "emek akımının kalitesi ve ülkede kalış koşulları" ile ilgili düzenlemeler yapmaktır.

Ülkeye giriş-çıkışlar ve vatandaşlık anlamında daha katı korumacı tedbirlere ihtiyacımızın olması yanında, yabancı emekle ilgili sertifika, kalifiye ve işçinin beraberinde ailesini getirmesiyle ilgili medeni standartlara da ihtiyacımız vardır.

Yabancı işgücünün, adada kalış süresine, çalışma izni ve sosyal sigorta yükümlülüklerini yerine getirme durumuna göre otomatiğe bağlanmış bir vatandaşlık hakkı, bizim gibi küçük bir ülkede geçerli uluslararası teamül değildir.

Çünkü, hem çok küçüğüz, hem de 70 milyonluk Anavatan'la bu disiplinsiz entegrasyonda baş edemeyiz. O yüzden, diyeceğim odur ki, evvela bu "emek akımı" ile ilgili fiziki bariyerleri, korumaları ve objektif standartları, piyasayı katılaştırmadan yasal açıdan güçlendirmeli ve geliştirmeliyiz.

RASYONEL KORUMACI POLİTİKALAR

Bu veri koşullar ışığında, bizim hayatın (ekonomi, sosyal, demografik, istihdam..vb) her alanında Türkiye'ye ve diğer ülkelere karşı "rasyonel koruma politikaları" uygulamamız meşru bir müdafaadır. Evvela bunda anlaşmak ve Türkiye'ye de bunu izah etmek lazım.

Gelelim ekonomide devreye koymamız gereken "rasyonel korumacı politikalara"...

Bana göre, çözümsüzlük şartlarında, yetersiz global entegrasyon düzeyimizle, içerde uyguladığımız yanlış icraatlar ve eksik piyasa sistemimizle, ekonomide istemediğimiz yönlere sapıyoruz ve bu sapmaların bize vakum etkisi ve alternatif maliyetleri oluyor.

Şimdilerde bu sapmaları en çok yaşadığımız iki sektör bankacılık ve turizm sektörüdür. Muhtemelen, çözümsüzlüğün devamında orta vadede üniversite sektöründe de yaşayacağız. Bu konuyu şimdilik erteliyorum.

Bunların içinde, bana göre en hayati olan ve acil müdahale gerektiren sektörler sırasıyla "bankacılık ve turizmdir." En kritik olan da bankacılık sektörüdür. Evvela buradan başlamak lazım.

Çünkü, bankacılık sektörü ekonomide dönüştürme (ekonomik omurga) görevi var ama mevcut bankacılık sektörü bizi yanlış dönüştürüyor, hatta esas amacına da hizmet etmiyor. Bize tüketiciye kredi değil; yerli yatırımcıya, işadamına ve esnafa "yatırım ve işletme" kredisi sağlayacak bankalar lazım.

Kimse, napalım şartlar ve piyasa sistemi böyle demesin, çünkü rasyonel korumacı politikalarla (standartlar, filtreler ve prensiplerle) önce bu sektörü, devamında da ekonomiyi mümkün olabildiğince yönlendirebiliriz, etkileyebiliriz.

Ne yazık, mevcut şartlarda uyguladığımız politikalar (kumar-büyük otel açmazı, beleş arazi, teşvik..vb) bizi turizmde de yanlış yere saptırıyor. Yerli istihdam yaratmayan, katma değeri düşük, vakum etkisi ve alternatif maliyeti yüksek bir turizm ve yatırım politikası kumpasına girdik.

Son tahlilde, hayatın her alanında ama bilhassa ekonomiyi ilgilendiren konularda "rasyonel korumacı politikalara" ihtiyacımız var ama özellikle ekonomide "yasakçı olmayan, objektif standartlarla, filtrelerle ve serbest piyasa sistemine uygun" politikalar ve araçlar kullanmaya özen göstermeliyiz. Bu konuları konuşmaya devam edeceğiz.

   1018 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Ekim 2008, Çarşamba   GLOBAL KRİZİN BİZE BULAŞMA KANALLARI ve ETKİLERİ
06 Ekim 2008, Pazartesi   ALAÇATI DERSLERİ
24 Eylül 2008, Çarşamba   KUZEY'in MÜLTECİ BROKERLERİ ve EKONOMİSİ
22 Eylül 2008, Pazartesi   Global kriz ve evlere şenlik pür halimiz!
17 Eylül 2008, Çarşamba   KILAVUZU KARGA OLANIN...!
15 Eylül 2008, Pazartesi   ŞİMDİ GERÇEK MÜTEAHHİTLERİN ZAMANI
10 Eylül 2008, Çarşamba   Kamu arazilerinin (Sanayi Bölgeleri) satışı
08 Eylül 2008, Pazartesi   BELÇA'yı özelleştirin, yoksa "PEYAK" olacak
03 Eylül 2008, Çarşamba   Belça'da "KTÖS-DEV İŞ" tartışması ve öğretileri
01 Eylül 2008, Pazartesi   TAŞOCAKLARI'ndaki "Bermuda Şeytan Üçgeni"


Yorum Sayısı:   2
  Halil         - Lefkosa 13 Ekim 2007, Cumartesi 03:03 
Tebrikler sayin yazar,cok ciddi bir konuyu islediniz.En buyuk tehlike irkciligin giderek yukselmesidir ve burda en buyuk suclu KKTC[KAGIT UZERINDE]hukumetidir.Bu ucuz is gucunu kayit altina alarak onlara vatandaslik hakki vermistir.Her ulkenin yabanci is gucune ihtiyaci vardir ,ama konturollu olmalidir.Son bir senede yazilan veya gonderilen yorumlarda irkciligin ne kadar tehlikeli boyutlara ciktigni gormemek basi kumun icine gomulmus olan deve kusuna benzer.
  deli gibrizli         - lefkosa 12 Ekim 2007, Cuma 06:08 
Necdet bey sizi politikacilardan ve de ozellikle 'idare edenlerden' okuyan varmi acaba? Okusalardi bu kadar kötü bir durumun icinde olmazdik. Kaleminize ve akliniza saglik


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

ÇIKARLAR MI KORKULAR MI?

Ali Baturay

EROĞLU DÖNMELİ MİYDİ?

Hasan Hastürer

Şimdi obir taraftan ucuz olduk... Tamam mı...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Desmond Tutu'yu kim tutar?..

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Okurlardan güncel konulara ilişkin görüşle...

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Cevap hakkı...

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Mali kriz ve AB

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital