|
Son 4-5 yıl içinde yakaladığımız yüksek büyüme temposu sırasında, doğal olarak birçok aile şirketi, "ya esas faaliyet alanında dikey ve yatay, ya da başka alanlarda" şirketler kurdu. Şimdilerde ise birçoğu, defacto olarak "şirketler grubu" çatısı altında, bu şirketleri tek merkezde toplamaya çalışıyor.
Yaşadığımız hızlı büyüme ve şiddeti artan rekabet ortamı, haliyle bu şekilde tek çatı altında kurumsallaşma ve profesyonelleşme ihtiyacını artırdı. Bu konuda başka ülkelerin tecrübelerine baktığımızda, şirketler grubu ve holdingleşme çabalarının genelde "finansal kontrol, stratejik kontrol ve stratejik planlama" amaçlı olduğunu görüyoruz.
Holding kelimesi, İngilizce'de "to holde" kavramından türemiş, yani "yönetimde etkin olma" anlamına geliyor. Bizdeki aile şirketleri de, son dönemde artan bir trendle bütün şirketleri tek bir merkezde toplayarak yönetimde etkin olma hedefi ile holdingleşme çabasına girdi.
Yine diğer ülke tecrübelerine baktığımızda, böylesi tek merkezde ve tek elden yönetme çabasının altında yatan esas dürtünün aslında, "girişimcilik/değer yaratma" ve " idari/zarar önleyici " dürtülerinin olduğunu görüyoruz.
Tabii, şirketler grubu veya holdingleşmenin, hem piyasa, hem de tüketici üzerinde olumlu algılamalar yaratması da işin cabası. Şu da bir gerçek elbette, ilk etapta piyasanın ve tüketicilerin bu şekilsel algılaması, "grup şirket yönetimlerinde aile bireylerinin yanında, profesyonel CEO'ların veya yöneticilerin de karar verici pozisyonda olmaları" durumunda, çok daha fonksiyonel ve pozitif bir algılamaya dönüşüyor.
....Gelelim niye bu tür oluşumlara "defacto "dediğime?
Çünkü, bugünün ekonomisinde, yönetim ve işletme açısından çok önemli olan bu yeni rasyonel değişimin, ne yazık bizim şirketler hukukumuzda, vergi mevzuatımızda..vs karşılığı ve yeri yoktur.
Bir çok konuda olduğu gibi, bu konuda da piyasaya ayak uyduramayan bir devletimiz ve mevzuatımız var. Halbuki, devletin esas görevi "düzenleyici-denetleyici " olarak çok önceden başka ülkelerde ne olup-bittiğine bakarak, önceden bu ihtiyaçlara cevap verecek yasal değişimleri yapması ve bu tür değişimlere gerekli ortamı ve motivasyonu sağlamasıdır.
KKTC ekonomi hukuku ve mevzuatı, hakikaten çağ dışı kalmıştır. Ve bugünün ihtiyaçlarına cevap verecek kapasitede değildir. Hatta, mevcut "mali, idari, ekonomik" mevzuat alt yapısı, serbest piyasa sistemine bir çok yönüyle uygun da değildir, hatta farklı mevzuatlar arasında çoğu zaman çelişkiler dahi vardır.
....Diyeceğim odur ki; yerel işletmelerimiz daha verimli, kurumsal, profesyonel çalışmak için "tek elden yönetime" gidiyor ama devletle şirketlerin muhataplığı tek elden değil, halen "perakente" şeklinde ayrı ayrı yapılıyor. Şirketler ortak kasaya göre hesap-kitap yapıyor ve pozisyon alıyor ama devletle ayrı ayrı hesaplaşıyor.
Yani, pratikte yönetim,finansman..vs konular şirketlerde ortak ve tek bir merkezden yapılırken; grup şirketleri, devletle ve devletin (belediyeler dahil) " mali, idari, hukuki " mevuzatına istinaden başka kurumlarla (örneğin banka) yaptığı işlemler "perakente ve şirket bazında" yapılıyor.
Hal böyle olunca; ayni hissedarlara sahip farklı şirketler, devletle girdiği bu türden perakente ilişkilerde yüklendiği kırtasiye maliyeti, verimsiz mesai harcamalarının ve bankacılık faaliyetlerinde yüklendikleri kırtasiyeciliğin ötesinde; grup şirketlerinin bir şirkette karlı, ötekinde zararda (belki yatırım aşamasındadır) olduğu bilanço pozisyonlarıyla çoğu zaman ciddi "nakit, sermaye, yönetim ve sair problemler" yaşadığı da bir piyasa gerçeği olarak karşımıza çıkıyor.
Haliyle, piyasa pratiğindeki uygulama ile yasal mevzuatımız arasındaki bu tür uyumsuzluklar, hem bu tür operasyonların etkinliğini azaltıyor, hem de ortaya başka anomaliler çıkmasına neden oluyor.
Bütün bunlar, hem bugünün ekonomi dünyasına uymuyor, hem de bu türden şirketlerin kurumsallaşmasını, büyümesini, yatırım yapmasını ve grup sinerjilerinin tam olarak ortaya çıkmasını engelliyor.
Pratikle mevzuat arasında uyumsuzluklar da var tabii. Mesela, bir taraftan bankacılık sektöründe kredilendirme ile ilgili Merkez Bankası ve bankalar yasamız gereği, grup şirketlerinin(hissedarlar) riski bağlamında bazı limitler ortaya konurken(doğru bir yaklaşım); öte yandan bu türden grup şirketlerinin devletle ilgili mali, vergi, idari..vs mükellefiyetleri ve ilişkileri perakente bazda değerlendirmeye tabi tutuluyor.
Bana göre, bu türden ince ayarlar, girişimciliğin ve yatırımın önünde en büyük görünmeyen engellerden biridir. Ve mutlaka akılcı ve bugünün ekonomisine uygun düzenlemelerle bu uyumsuzlukları gidermeliyiz..
Tavsiyem; en azından, "ayni hissedar grubuna sahip şirketlerin topyekün birleştirilmiş bilanço içinde vergilendirilmesi ve devletle olan mali, vergi, idari..vs mükellefiyetlerinin de tek çatı altında yapılabilmesi, sorumlu olabilmesi" ile ilgili düzenlemelerin yapılmasıdır. Elbette, bu konularda alternatif öneriler geliştirilebilir.
Sontahlilde, sermaye piyasamızın olmaması, holdingleşme motivasyonumuzu azaltabilir ama kesin olan bir şey var ki; o da bugünün piyasa şartlarına, eksi mevzuatımız dar geliyor.
Bu yüzden, artık başta şirketler, ticaret, borçlar, medeni hukuk..vs gibi mali, idari ve vergi konularını kapsayan mevzuatlarımızı, yani "ekonomik hayatı tanzim eden" mevzuatlarımızı eşgüdümlü olarak günün koşullarına uydurmamız lazım.
|