|
Kıbrıs sorunu, Kuzey Kıbrıs'ta yaşadığımız bütün ekonomik, siyasi, hukuki, kültürel, demografik, demokratik... vb anomalilerin ve bozuklukların anasıdır, kaynağıdır.
Uzun yıllar, Kuzey'de bahse konu sorunların çözülebilmesi açısından daha optimist bir yaklaşım içindeydim, hatta bu konuda iflah olmaz bir iyimserliğim dahi vardı. Ama 40'lı yaşlara yaklaştığım şu günlerde, artık kesin olarak şuna inanıyorum; Kuzey'de ana sorunu çözmeden, herhangi bir konuda reform, sağlıklı ve sürdürülebilir yapısal değişim sağlamak mümkün değildir.
Bu tespitin sosyal bilimlerde güçlü sebepleri vardır. Mesela, bozuk ortam ve zeminde (meşru olmayan sistemlerde) insan davranışlarının ve beklentilerinin sapma gösterebileceğini biliyoruz (ki topyekün gösteriyoruz); veya demokrasi ve piyasa sistemi birlikteliğinde bilinen anlamda otokontrol dengeleyici dinamiklerin, araçların, Kuzey Kıbrıs gibi meşruiyet sıkıntısı olan bozuk ortamlarda sağlıklı çalışmadığını da biliyoruz.
Bildiklerimizi ve sebepleri çoğaltabiliriz... Neticede, öyle veya böyle, bilhassa son 3-4 yılda bahse konu sorunlarımızı kökten çözme hevesinden vazgeçtim. Artık, toy değilim ve bunun mümkün olamayacağını anladım. Bazılarına göre geç kalmış olabilirim!
"KANAYAN YARALARLA" MÜCADELE POLİTİKASI
Evvela beklentimizi ortaya koyalım. Kıbrıslı Türkler olarak, bugüne kadarki mücadelemizin amacı, hatta çözümden beklentimiz, "Kuzey Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türk işadamlarının (ekonomisinin), kimliğinin, siyasetinin, demografik yapısının, kültürünün ve sosyal ilişkilerinin baskın ve egemen olduğu bir hayattır."
Elbette, beklentisi böyle olmayanın bu konuda kaygısı da olmaz. İşte bu amaçla, belli bir süreden beri Kıbrıslı Türkler açısından (elbette bütün vatandaşları açısından) Kuzey Kıbrıs'ta ekonomik, siyasi, hukuki, demokratik, sosyal..vs hayatın, en azından çözüme kadar daha fazla kötüye gitmemesi için, sadece "kanayan yaralarımızla" ilgileniyorum.
Yani bir bakıma, önceliğim çözüme ulaşana kadar mümkün olduğunca bu yaralara pansuman tedbirler veya tıpalar konulmasıyla uğraşmaktır. Bu yaralarımızın derinleşmesini engelleyici politikaların oluşması için her platformda mücadele etmektir. Bu yüzden bu "vizyonu ve cesareti " görmediğim hiçbir ortamda enerjimi harcamıyorum.
EMEK (İNSAN) AKIMLARINI FİLTRELEMEK
Elbette, TC ve 3.ülkelerden Kuzey'e dönük emek akımlarının filtrelenmesinden bahsediyorum. Bu konunun çözüme kadar, "kanayan en büyük yaralarımızdan bir tanesi olduğuna inanıyorum". Çünkü, sorunun dışsal maliyetleri, bugün itibarı ile beklentimizin gerçekleşmesini engelleyecek kadar çoktur ve her geçen gün göreli artmaktadır.
Kabul edelim ki; Kuzey Kıbrıs coğrafyası, çözümsüzlüğün getirdiği disiplinsiz ve kontrolsüz emek (insan) akımlarının etkisi altındadır. Ve bu disiplinsiz ve kontrolsüz akımların Kuzey'de ekonomik, siyasi, sosyal, demografik, kültürel, sağlık, eğitim..vs alanlarda tahribatında ciddi bir göreli artış vardır.
Sırf bu yüzden bile, bizim için çözüm herzamankinden daha acildir. Hiçbir coğrafya sosyo-ekonomik ve ekonomi-politiği anlamında taşıyamayacağı, masedemeyeceği, emek (kişi) akımlarına maruz kalmak istemez. Maruz kalırsa, o coğrafyada yaşayan toplumun kendini koruma refleksi ortaya çıkar, yani meşru müdafa hakkı doğar. Bizim de bu konuda meşru müdafa hakkımız doğmuştur.
Çünkü, bahse konu sorun artık "Kuzey Kıbrıs'taki yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir ve son yıllarda refah artışına ters bir korelasyonla göreli olumsuz etkisi de artmaktadır". Hepimiz de biliyoruz ki, ne yazık Kuzey Kıbrıs'a Türkiye'nin en geri kalmış bölgelerinden insanlar gelmektedir.
Bu yüzden, örneğin KKTC vatandaşları açısından kamusal eğitim ve sağlık hizmetlerinin maliyeti artmış ve kalitesi düşmüştür. Örneğin, eğitim hizmetini ilkokuldan itibaren özel okullarda; sağlık hizmetleri özel hastanelerde veya Güney Kıbrıs'tan temin eder hale gelmiştir. Elbette, her iki kamusal hizmetin kalitesinde ve temininde kendi yönetim yanlışlarımız da vardır. Bunları kabul ediyoruz.
Ama bunlar esas gerçekleri görmemizi engellemez. Kabul edelim ki, gittikçe Kıbrıslı Türkler hayatın her alanında Kuzey'de kurtarılmış bölgelerde yaşamaya itilmektedir.
Öğretmen sendikaları, ilkokullarda vatandaş olmayan öğrenci sayısının % 40'lara ulaştığını; benzer şekilde doktorlar da devlet hastanelerinden hizmet alanların baskın bir şekilde vatandaş olmayanların olduğunu söylüyor.
...Bakın, ekonomide "her arz kendi talebini yaratır" diye bir kural vardır. Bu akımlar da, haliyle Kuzey'de kendi piyasasını, talebini yaratıyor. Bu akımların etrafında birbirini besleyen başka hayatlar, sosyo-ekonomik ilişkiler çörekleniyor. Bu konuda, asla bu zavallı insanları suçlamıyorum ve yadırgamıyorum.
Kimse alınmasın ve gücenmesin! Çünkü, bizimkisi son derece insani bir kaygıdır. Hatta, varlığımızla alakalı bir kaygıdır. Nasıl ki, bir İstanbullu kendi değerlerini ve özünü kaybetmemek için, yaşadığı bölgeye dönük Türkiye'nin farklı bölgelerinden çok fazla insan gelmesini istemez. Ortalama bir Kıbrıslı Türk'ün de kaygısı aynidir. Ve bu kaygının anlayışla karşılanmasını bekliyoruz.
CTP hükümetlerinin muhaceret, yabancı işgücünü kayıt altına alma, vatandaşlık gibi konularda yaptıkları önemli icraatlar var ama yetersizdir. Ve bahse konu sorun için mutlaka eşzamanlı tamamlayıcı regülasyonlara ihtiyaç vardır. Çarşamba günü konuya devam edeceğiz ve konu ile ilgili önerilerimizi sunacağız.
|