|
Tam da Kıbrıs sorununda bir yola girmişken, içerde ekonomi ile ilgili büyük bir tartışma çıktı ve ortalık toz-duman haline geldi. Tartışma ve eylemler, "hükümet-muhalefet-sivil toplum" üçgeninde ekonomi üzerinden yapılıyor ama işin garibi tartışmayı yapan muhalefet ve sendikalar "ekonomik akılla ve objektiflikle tartışmıyorlar" daha çok demagoji yapıyorlar.
Bunu söylerken, derdim asla CTP hükümetlerini yerel ekonomi politikalarında, icraatlarında korumak, kollamak değil; aksine toplumun bu noktaya gelmesinde CTP'nin de önemli suçu var ve özellikle ekonomi ile ilgili vizyonlarından, icraatlarından dolayı da onlara çok kızgınım.
Elbette, tartışmalarda muhalefetin ve bazı sivil toplum örgütlerinin ortaya koyduğu doğrular da var ama ortaya konan çoğu "tespit, şikayet ve öneriler" ekonomik açıdan yanlış ve asparagas. Ne yazık, bunları ayıklayacak, ayrıştırıp, objektif bilgiyi verecek, doğruyu gösterecek vizyonda ve kapasitede bir medyamız da yok. Ki, sorunlarımızdan biri de budur aslında.
Öyle bir kısır tartışmaya girdik ki, kimin ne dediği belli değil, her kafadan bir ses çıkıyor. Enteresan olan, eskiden ayni ortamda ve mücadelede hayatta bir araya gelemeyenler, şimdilerde farklı çıkarlarla birlikte mücadele ediyor. Çoğunun derdi üzüm yemek değil, bağcı dövmek.
İşin en kötüsü, bazı siyasi parti ve sivil örgütler, belki müzakere sürecini de baltalarım gizli beklentisi ile fırsatı ganimete çevirme derdinde. Ne yazık, bilinçli veya bilinçsiz buna alet olan ve ateşe odun atanlar var. Toplumu sürü psikolojisi ile yanlış mecralara sürüklüyorlar.
Toplumun önemli bir kısmı bu kısır tartışmalardan etkilenmiş durumda ve ne yazık içerdeki tartışmalar yüzünden, Kıbrıs sorununda çok tarihi bir dönemeçte toplumsal akıl tutulmasına doğru sürükleniyoruz.
Bilin ki, artık içerdeki tartışmalar, asıl meselemiz olan Kıbrıs sorunundaki duruşumuzu ve müzakere sürecini olumsuz etkileyecek potansiyele sahiptir. Hatta, toplum, içine girdiğimiz bu akıl tutulması ve öfkeyle yanlış tercihlerde yapabilir. Ki, işin en acı tarafı da budur.
Zamlar ve dolaylı vergilerde (harçlarda) artış
Gelelim tartışmaların odağı olan "zamlar ve dolaylı vergilerde artış" konusuna. Evvela, zamların ve dolaylı vergilerdeki, harçlardaki artışın nedenlerine bakalım.
Yani son dönemde hayat pahalılığı yaratan ve enflasyonda geçici artışa neden olan sebeplere. Niye bu zamlar ve dolaylı vergilerde,harçlarda,ıvır-zıvır kamusal hizmet fiyatlarında artış var? Ki, bunlar belediyelerde de var. Ama şimdilik onlar konumuz değil.
1-Genel olarak hükümetin, ekonomi politikaları, kamu maliyesi ve bütçesi ile ilgili yaptığı yanlışlar, öngörü ve vizyon eksikliği veya yapamadığı yapısal reformlardan dolayı önemli ölçüde kamu maliyesindeki açıklar nedeniyle "dolaylı vergi, harç, gümrük, sunulan kamu hizmetleri fiyatında" artışlar olmuştur.
Bunların sorumlusu hükümettir ama en az onun kadar da devleti esir alan ve bir taraftan sürekli daha fazla talep eden; öte taraftan da rasyonelleşmek için yapılması gereken yapısal reformlara karşı çıkan şimdilerde eylem yapan bazı örgütlü gruplar da sorumludur.
Neticede, bu maksatla yapılan harç ve vergi artışlarına (ehliyet, pasaport, harçlarda artış..vs) tepkiler haklıdır ve hükümet sorumludur. Bunlar, bütçe açığını finanse etmek içindir. Ama bu artışların sebebi de, "artık taşınması mümkün olmayan cari harcamaların müdavimleridir".
2-Global ekonominin ve küresel ısınmanın ekonomimizi farklı kanallardan etkilemesi ve bu dışsal etkilerin hem özel, hem de kamu tarafına yansımaları ile ortaya çıkan zamlar.
Yani, bilhassa "petrol, gıda ve emtia fiyatlarında son yıllarda ortaya çıkan düzenli ve sürekli yüksek tempolu artışların içeriye yansımasından bahsediyorum." Bu grup malların ve bu grup malların direkt ve endirekt kapsama alanında olan her mal ve hizmetin fiyatı sadece bizde değil tüm dünyada artmıştır.
Bütün dünya bu bela ile uğraşıyor. Bu gruba giren zamları değil CTP hükümeti, ABD hükümeti bile geri alamıyor. Ha, hükümetin burada tek suçu var. O da bunların direkt ve endirekt yansımalarını minimize edecek politika ve icraatları, deregülasyon politikalarını yapamamasıdır.
Örneğin, alternatif enerji ile ilgili piyasa düzenlemelerini yaparak,bu konuda gerekli "yap-işlet..vs" modelleri devreye koyarak petroldeki artışın maliyetini..vs azaltabilirdik veya enerjide kapsamlı bir bireysel-işletme bazında tasarruf ve üretim teşvikleri ile bazı konularda adım atabilirdik. Aynı şekilde, tarım politikalarında da devlet aradan çekilebilirdi, piyasaya bırakabilirdi.
3-Hükümetin bazı ekonomi politikalarında ince ayar niteliğinde yaptığı rasyonel değişimlerinin kısa vadede piyasalara pahalılık olarak yansımasının da etkisi de var.
İlk aklıma gelenler şunlar. Mesela, genelde arabalara yapılan gümrük (cc başı fiyatlama) ayarlamaları ve seyrüsefer zamları bana göre yanlış değil. Yapılan düzenlemenin ekonomik (yönlendirici, tasarruf, teşvik edici..vs), mali aklı var, hatta adaletlidir de. Ama algılama bu yönde.
Ha, mesela otomotiv sektörünün gümrük ve vergilendirilmesi politikasında, daha önce bu köşede önerdiklerimiz tam olarak ve eşzamanlı uygulanmalıdır konusu, başka mesele.
Genelde tarım, hayvancılık ve süt konusunda da (ki özelde süt ve genelde tarım konusunun global direkt yansımaları var) tam ve kapsamlı düzenlemeler olmasa da, rasyonel açılımlar yapıldı ama haliyle bunlar piyasaya başlangıçta fiyat artışı olarak yansıdı.
Ama zaten olması gereken de buydu, çünkü bu alandaki fiyatlar subvansiye ile devlet tarafından bastırılan dünyadan kopuk, suni fiyatlardı. Dünyadan kopuk suni fiyatlara dayalı sistemler ve sektörler de çökmeye mahkumdur. Çünkü, dünya, Sarayönünden ibaret değil.
|