|
"Biz dünyaya hiç çalışmayıp sadece ibadet mi edeceğiz?"
Namaz kılanın diğer mübah (günah sayılmayan) dünyevi amelleri güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır."
Buna göre, yeme, içme, uyuma, ticaret yapma gibi işler de ibadet hükmüne geçebiliyor; namazın kılınması şartıyla.
O zaman şöyle düşünmek gerekir:
Bu işler yapılırken de İnsan Allah'ı hatırlayabilir. O zaman, yaptığı işi güzel bir niyetle yapar. Yemek yiyorsa, aldığı gıdaların bu alemden süzülmüş birer hülasa, birer İlâhi ihsan olduğunu hatırlayan insanın yemesi de ibadettir. Ticaret yaparken, müşteriyi aldatmaktan korkan, yalan söylediğinde kul hakkına tecavüz etmiş olacağını düşünen, ticaretini helal yollardan yapıp aile fertlerine helâl lokma yedirmek isteyen bir insan da bu düşünceleriyle bir nevi ibadet üzeredir. Ve yaptığı işlerde ibadet hükmünü alırlar. Böylece "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım" ayet-i kerimesinin manası çok daha iyi anlaşılmış olur.
Namaz kılan kişinin dünya zevklerinin tümünü terk edip tamamen ahrete yöneleceği, gençlerimize kasıtlı ve sistemli olarak telkin ediliyor ve böylece onlar namazdan alıkonulmak isteniyor. Namaz kılan bir gencin dünya hayatına "Bir lokma, bir hırka." Anlayışıyla bakacağı sinsice vurgulanıyor.
Zevklerin terk edilmesi meselesine gelince, İslâm'da yasaklanan zevklerin gayr-i meşru olanlardır. Bunlar, namaz kılsın veya kılmasın her Müslüman'a haramdır. Şu vecize bu tip sorular için güzel bir cevap oluyor:
"Helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir, harama girmeye hiç lüzum yoktur."
Yeme, içme, evlenme, para kazanma, makam sahibi olma, müzik dinleme, seyahat etme gibi insana zevk veren neşe veren ne varsa, bunların hepsinin mutlaka meşru şekli de vardır. Ve bunlar, insanın nefsine zevk verdikleri gibi ruhunu da yaralamaz, incitmezler. Meşru olmayan zevkler ise nefsin hoşuna gitse bile, kalbi yaralar, halbuki, gerçek zevk, ruh ve kalbin aldıkları manevi zevklerdir.
Gençlerimize bu nokta hiç telkin edilmez. Sadece şehvet ve eğlencelerle nefislerine hitap edilir ve bunun ötesinde bir zevk ve saadet olabileceği hiç hatırlarına getirilmez. Halbuki, beden ruhun hanesidir. Gerçek lezzetler, ulvi hazlar, ruh ile ve kalp ile tadılırlar. Yemenin, içmenin bir zevk olduğunu bilmenin, Allah'ın rızası için çalışmanın, alçak gönüllü olmanın, başkalarına yardımda bulunmanın da kendilerine has lezzetleri vardır.
Bunlar bedenin organlarıyla değil, ruhun latifeleriyle tadılırlar.
Gerçek zevk ve lezzet de bunlardadır.
|