|
HER İNSAN EVLADI, çocukluğunu anne babasına bağımlı olarak yaşadıktan sonra bir bağımsızlık arayışına girer. Bağımsızlığın sağladığı özerk alanda kişiliğini oluşturma çabası sergiler. Kendisini daha iyi tanıması için bu özerk alanı, kendi aldığı kararların sonuçlarını görmek üzere kullanır. Genç bu dönemde ailesinden bağımsızlaşma kadar, her türlü otoriteden de bağımsızlaşma çabası içindedir. Ailesiyle yaşadığı mücadeleyle birlikte, bir adım ötede 'aşkın otorite'yle yüzleşmesi gerektiğinin farkındadır. Nasıl ki bir çocuk annesinin sınırlarını keşfetmek için onu zor durumlara düşürür, genç de bu dönemde Rab otoritesini kendince zorlayan bir dizi tutum takınır. Dini ilke ve değerlerin tersinden gidildiğinde kendisi için salim bir yol imkânı olup olmadığını test eder.
Gencin benliği, hür olma ve hiçbir şeye minnet etmeme arzusu içindedir. Onun için en birinci değer hürriyettir. Tıpkı ilk yaratıldığında nefsin Rabbini yaratıcısı olarak tanımaması gibi, mecbur olmadığı müddetçe Rab otoritesini kabul etmek istemez.
Genç kendisini tam şuurunda olmadan yaşadığı inanç dünyasının biraz gerisine çeker. Ve kendine duyduğu güven ölçüsünde, "Allah gerçekten var mı? Olmadığını kabul etsek (haşa!) ne kaybederiz?" "Din her istediğimizi yapmamıza engel oluyor. Her istediğimizi yapsak daha iyi değil mi?" gibi bir dizi sorular eşliğinde dinin yasakladığı alanlarda dolaşmayı dener. Vicdanı kınasa da, benliğinin bir tarafı onu denemeye iter.
Negatif sulara yelken açar. Bir süre namaz kılmayı veya varsa yaptığı başka ritüelleri terk edebilir. Din dışı yaşama denemeleri yapabilir. Arzularını sınırlandırmadan gerçekleştirmeye yönelebilir.
Pek çok anne babaya "eyvah" dedirten inanç krizini bir sağlıksızlık işareti olarak görmek doğru değildir. Sadece genç o zamana kadarki dini yaşantılarını gözden geçirmek için böyle bir mesafelenmeye ihtiyaç duymaktadır.
Bu tablonun ortaya çıkmasında, gencin artan düşünce kapasitesi ve farkındalık düzeyi etkilidir. Dini duygu, düşünce ve alışkanlıklarının oluşumunda ailesinin aktif rolünün farkına varan genç, bu şuurlanmanın sonucu olarak kendisinin 'taklit' makamında olduğunu farkeder. Bundan rahatsızlık duyar. Kendi nazarındaki benlik değerini bizzat kendisi düşürür.
Tablo bu haliyle gerçekten olumsuz görünmektedir. Fakat bu olumsuzluk gündüzü perdeleyen gece gibidir. Gencin iç dünyasında hissettiği rahatsızlık, ona bir sıçrama yapması için basamak olur. Taklit basamağından tahkik (gerçeğini tanıtlama) basamağına, genç bu rahatsızlığın onu değişime zorlaması sayesinde çıkmaya cesaret eder.
Tahkik süreci, gencin kendi inançlarını sorgulaması ve bu sorgulamanın sonucunda hakikatine inandığı bir dini-akidesi, ibadetleri ve her şeyiyle - samimiyetle benimsemesine verilen addır. Kuşkusuz bu tahkik (hakikatini sorgulama), hayatının geriye kalan kısmında da devam eder. Din ya da iman, bazılarının iddia ettiği gibi, asla dogmatik bir tabiata sahip değildir. İnançlı kimse ölene kadar inancını dinamik bir tahkik süresi içinde olgunlaştırmaya devam eder.
Genç bir süreçte dini inançlarına karşı tam bir kopuştan ziyade ihtiyaç miktarınca mesafelenir. Temel sorusu "Benim bu inana geldiğim şeylerin gerçek mahiyeti nedir?" sorusudur. Namaz, kader, ölüm, yaratıcı, peygamber , insan, kâinat... hepsi bu sorgulamadan nasibini alır. Bu sorgulama ve sorular cevaplarını buldukça gencin inanç dünyası şekillendiği gibi, şahsiyeti de karakterini bulmaya başlar.
|