|
Günlerdir 20 Temmuz Fen Lisesi'ndeki kaptanlık seçimi kutlamaları konuşuluyor. Genel temelde yapılan yorumlar toplumsal dejenerasyon üzerine odaklanıyordu. Gelişim Psikologu Fatih Bayraktar bu konuda görüşlerini paylaşan bir elektronik posta gönderdi.
Özellikle anne babaların rolü ve sorumluluğunun da çok sorgulandığı, çeşitli modeller üzerinden yorum yapıldığı bir dönemde, çocuk ve aile ilişkileri üzerine bir uzman gözüyle görüşlerini paylaşan Fatih Bayraktar'ın vurgu yaptığı konuların, ilginizi çekeceğini düşünüyorum.
"Sevgili Aysu hanım,
Öncelikle sorumlu bir gazeteci olarak toplumsal sorunların üzerine çok yönlü bilgi kaynaklarını kullanarak gittiğiniz ve böylece sorunlarla ilgili daha geniş bir bakış açısı yakalamamıza yardım ettiğiniz için teşekkür ederim. Son yaşanan okulda striptiz SKANDALI!!! sizin de söylediğiniz gibi gündemimizin en tepesine oturdu ve günlerdir de tartışılıyor. Aklın yolu birdir derler ya; duyarlı birçok yurttaş ve aydın aynı noktada birleşmiş durumda: "Bu toplumsal bir yozlaşmanın sonucudur." Peki bir toplum neden ve nasıl yozlaşır? Ve yozlaşmayla neyi kastediyoruz?
Bu soruların en bilimsel ve doğru cevaplarını sanırım sosyologlarımız verebilir. Bu nedenle ben daha çok bir Gelişim Psikoloğu olarak ergenlerimizi en çok etkileyen faktör olan ebeveyn-ergen ilişkilerine odaklanmaya çalışacağım.
Bugün Kıbrıslı Türk anne babalar arasındaki yaygın bir yanlış tutum çocuğunun arkadaşı olmaya çalışma tutumudur. Oysa bir çocuğun ve ergenin arkadaşa değil anne babaya ihtiyacı vardır. Bunu hiyerarşik anlamda üstte olan ve çocuğunu ebeveyn olmanın getirdiği güçle ezmeye çalışan anne babalık anlamında kullanmıyorum. Tam tersine çocuğuna yön veren, güvenilir bilgi kaynakları olan ve kararlı bir tutumla gerekli yerlerde sınırlar koyabilen anne babalık anlamında kullanıyorum.
Bununla ilişkili olarak çoğu ergen anne babası ergene sınırsız özgürlük vererek onu sosyal ve mutlu bir insan yapacaklarına inanmaktadır. Ancak maalesef sınırsızlık beraberinde kısa süreli mutluluklar, doyumsuz ve mutsuz bir gençlik ortaya çıkarmaktadır.
Neden evler inşa ederiz? Çünkü yalnızca soğuktan ve sıcaktan korunmak için değil aynı zamanda bireysel ve ailevi sınırlarımızı oluşturmak için de evlere ihtiyaç duyarız. Çünkü sınır aynı zamanda güvenlik anlamına gelmektedir.
Bir ergen için de sınırsız bir yaşam sonu olmayan karanlık bir yol gibidir. Hele hele genç sorunlu bir akran grubu içindeyse onu uyarabilecek ne arkadaşı ne de ebeveyni var demektir. Bu nedenle bazı psikolog ve psikiyatristlerin belirttiği gibi genç bazen ebeveynlerine karşı çıkarken aslında ebeveynlerin kendilerine sınır koymaları için zemin hazırlamakta ve bilinçli olmadan bu sınırları talep etmektedir. Çünkü her insan gibi ergenin de sınıra dolayısıyla güvene ihtiyacı vardır.
Son olarak yukardaki tutumlarla zıt gibi görünen aşırı koruma ve kollama davranışlarına değinmek istiyorum. Bir yandan gençlerimize sınırsız özgürlükler ve maddi olanaklar sağlarken diğer yandan onları yaşam süreçlerinde karşılaştıkları sorunlarla baş etmeleri için cesaretlendirmek yerine her hatalarını örtbas etmek, suçu üzerimize almak yolunu seçiyoruz. Sonuçta yetişkin görünümlü çocuklar meydana çıkarıyor ve karşılaştığı en küçük sorunda arkadaşıyla, sevgilisiyle ya da eşiyle ilişkisini bitiren "sorun çözemeyen" bir nesil yaratıyoruz.
Tabii ki her zaman üstüne basa basa söylediğim gibi iş yalnızca ailelerde bitmiyor. Gençliğinin ve toplumunun moral (ahlaki) yapısını ekonomik girdiler uğruna feda edebilecek maddeci ve kapitalist zihniyetler tarafından yönetildiğimiz sürece bu üst yapı aileleri dolayısıyla bireyleri etkilemeye maalesef devam edecektir. Ahlaki açıdan çökmüş bir toplumun ise var olma şansı ne yazık ki yok gibidir. Ancak düşünen, sorgulayan ve sorgulatan insanlarımız var oldukça umudumuz da var olacaktır. Aydınlığın tüm insanlarımıza yayılması dileğiyle.
Fatih BAYRAKTAR
DAÜ Psikoloji Bölümü Öğretim Görevlisi"
***
Dün 24 Kasım Öğretmenler Günü'ydü.
Sevgili Hüseyin ile Atatürk Öğretmen Akademisi'ndeki törene katıldık. Buradaki törenin bir özelliği vardı, çünkü.
30 küsur yılı aşkın çabasıyla, yeni kuşağın yetişmesine çok değerli katkılar sağlayan, Sevgili Mustafa Anlar'ın, emeklilik dolayısı ile veda konuşmasını dinledik.
Akademi'deki tören, duygu yüklüydü. Hem Mustafa Hoca'nın hem de öğrencilerinin gözünde yaşlar vardı. İçten ve samimi konuşmasında, temelin, kitabi bilgide değil, insanın yüreğindeki ve beynindeki değerlerin çoğaltılmasında olduğu mesajını verdi.
Mustafa Anlar benim hocam olmadı.
Ama özellikle kemoterapi tedavim döneminde, internet paylaşım sitelerinden Facebook'da adıma bir destek grubu açan ve verdiği destekle çok şey öğreten hayatımdaki öğretmenlerden biri olacak herzaman.
Dün, ilk defa bu veda konuşması vesilesiyle tanıştık.
Ve dün benim kemoterapi tedavisine ilk kez başladığım gündü!
Birşeylere nokta koyarken, biryerlere veda ederken, insanın yanında böyle güzel sevgiler kazanması, yanında böylesi değerler götürmesi, arkasında da böyle büyük bir saygı bırakması çok güzel birşey.
|