|
Geçtiğimiz akşam Girne'de benzin alıyoruz. Beklerken, kiralık bir araçla, Türkiye'den adaya yeni geldiği anlaşılan bir müşteri giriyor, benzin doldurma yerine.
Benzinciyle aralarında şöyle bir diyaloga tanıklık ediyoruz;
"Ağbi sen Kıbrıslı mısın?
Evet.
Gerçekten mi? Gerçek Kıbrıslı mısın?
Evet!
(Heyecanla) Ağbi, çok memnun oldum. 2 gündür Kıbrıs'tayım, sen tanıştığım ikinci Kıbrıslısın. Çok memnun oldum."
Belli ki, adaya yeni gelmiş ve etrafı keşfetmeye çalışan adam, Kıbrıslıları da tanımaya çalışıyor. Ne var ki, gittiği ülkenin insanlarını bulmakta, onlarla karşılaşmakta o kadar zorluk yaşamış ki, girdiği benzinciye, özellikle sormak ihtiyacı hissetmiş.
Bu diyaloga tanık olduğumuz benzinci, özellikle yazmamı istedi, birlikte yaşadığımız bu ilginç olayı.
Bugünlerde her yerde, değişen nüfus yapısının ayrı kanıtları toplanıyor, insanların belleklerinde, çünkü.
Bu kanıtlar üzerinden hayıflanılıyor, üzülünüyor ve ne yazık ki, önemli bir tepki oluşturuluyor.
Bu tepki de tabii ki, sosyal olarak, ciddi bir ötekileştirmeyi de beraberinde getiriyor.
Hafta sonu bir öğretmen arkadaş anlatıyor;
Lefkoşa'da kökeni Türkiyeli olan öğrencilerin çoğunlukta olduğu bir okulda, her gün sınıfa giriyor. "Öğrencilerim, dün aksanımın neden farklı olduğunu sordu bana" diyor.
Ve öğrencilerine Kıbrıslı olduğunu açıkladığında, yaşadıkları şaşkınlığı, ayrı bir şaşkınlıkla paylaşıyor. Ülkesinde farklı kabul edilmesi öfkelendiriyor, çünkü, O'nu.
Bir süre önce, mayıs-haziran döneminde, bir siyasi parti, profesyonel bir araştırma şirketine bir anket yaptırmış.
Ülkenin genel profiliyle ilgili, yeni ve daha önce konuşulmadık birşey yok.
Ama anketin ilginç bir yanı var.
Anket, 1012 kişi ile yapılmış.
Bu örneklem grubun %40'ı, 1974 sonrası adaya gelenlerden oluşuyor.
%30'u, KKTC ve TC uyruklu.
%10'u ise, KKTC uyruklu ve TC kökenli bir anne babadan doğanlar.
Bu, şüphesiz adadaki durumun küçük bir örneklem grubu üzerinden karşımıza çıkan sonucu. Yapılan son nüfus sayımında da kökenlere ilişkin detay alınmamışsa da ortaya çıkan sonuç, adadaki demografik yapının, önemli ölçüde değiştiği yönündeydi.
Şimdi, zaman zaman liderleri gerginleştiren ortamlar olsa da müzakereler devam ederken, en çetrefilli konulardan biri de taraflar arasındaki vatandaş listeleri olacaktır.
Hristofias, daha önce yaptığı açıklamalarda, 50 bin kişilik bir listeye destek verebileceklerini açıklasa da bu listenin içeriği konusunda, çeşitli şartlar üzerinden tartışılıyor. Evliliklerden doğan çocuklar, ya da, evliliklerin verdiği vatandaşlık haklarının yeniden gözden geçirilmesi talebi var, Rum tarafının.
Türk tarafı ise, İnsan Hakları çerçevesinde, bunların tartışılamayacağını ortaya koyuyor. Zaten tartışılmaya açılsa ve bu listeye dahil edilse, 50 bin kişinin çok üzerinde bir rakamın ortaya çıkacağı gerçeği var karşımızda. O yüzden, bu vatandaşlıklar, doğal vatandaşlık sınıfında kabul edilip, söz konusu listeye dahil edilmesi istenmiyor ve listenin kriterlerinin, bunlar dışında tutulması gerektiği ortaya konuluyor.
Mutlaka, İnsan Hakları temelinde bakıldığında, bu konunun tartışma kabul etmemesi gerekiyor. Ne var ki, özel siyasi hassasiyetler dahilinde, nüfus yapısını değiştiren bir coğrafya söz konusuysa, konuya daha farklı bir açıdan yaklaşmak gerekiyor.
Bu konu müzakere masasında tarafları zorlayacak bir konu olarak duruyor.
Günden güne değişen nüfus yapısı, sadece sosyal dengeler üzerinde değil, aynı zamanda, siyasi dengeler üzerinde de belirleyici pozisyonda artık. Politikaların üretilme şeklinden, siyasilerin oy isteme şekillerine kadar, siyasetin her aşamasını etkiliyor, yaşanan gerçeklikler.
Bugün artık siyasetçiden yapısal ölçekli sistemin kendisine dair icraatlar beklemek, bireysel temelli günlük sorunları, özel yollardan halletmek karşısında daha da değersizleşiyor. Yapısal alanda siyasetçin atılacağı risk, anlamsızlaşırken, politikacının vaad sistemi üzerinden bireysel temelli ihtiyaçlara cevap verme zorunluluğu besleniyor, maalesef.
Bugün merkezi cezaevinden yaşananlar malum.
Cezaevinin kapasitesinin çok üzerinde çalıştığı ve mahkum ile tutukluların, neredeyse %90'a yakın kısmının, Türkiye'den adaya gelenlerden oluştuğu, çeşitli dönemlerde yapılan resmi istatistiklerde ortaya konuyor.
Hala Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasında, suçlu iadesi için bir anlaşma sağlanamaması ve suçlu ithalinin önüne geçilememesi gerçeği de karşımızda duruyor.
Bütün bunları birleştirdiğimizde, ortaya çıkan bu fotoğraf, hem siyaset kültürümüz ve sosyal gelişimimiz açısından, hem de bundan sonra yaşanacaklar sınıfında belirleyici olacaktır.
Ve bizim bunlar karşısında yapabildiğimiz tek şey, okullar, hastaneler, hapishaneler, ki, bunlar bir devletin fotoğrafıdır, şekil değiştirirken, seyretmek ve toplum arasında da garip bir öfkeyi beslemektir.
|