|
Geçtiğimiz gün sabah televizyonda bir yayına takılıyorum.
Bir Arap müziği eşliğinde geleneksel kıyafetli, kalabalık bir grup arasında, Dışişleri Bakanı Avcı.
Müzik devam ediyor, kamera gelip gidiyor, ben merakla, ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Kalabalık grup, kendi aralarında konuşuyor, ama yayına verilen ses, sadece müzik sesi.
Arap melodileri devam ediyor.
Sonra yumuşak bir geçişle, klasik müzik veriliyor. Alt yazılardan da Dışişleri Bakanı Avcı'nın yeni bitmiş Katar ziyaretinde görüştüğü Başbakanı ve diğer yetkilileri anlatıyor. Bir dökümanter olarak bilgiler veriyor, dış bir sesle ve her etkinlikte de müzik değişiyor.
KKTC Katar temsilciliğinin açılışı gösteriliyor.
Ofis olarak açıldığı söylenen temsilciliğin iç dizaynına dair, yakın çekim görüntüler var, ekranda. Tamamen bina görüntüleri, ne bir ekip, ne bir amaç.
Ve bir resepsiyon.
Fonda, "Kıbrıs Yunan olamaz. Türk mücahit duramaz. Ya Türk Kıbrıs var olur ya Mücahit yaşamaz" marşı çalıyor.
Ve Dışişleri Bakanı'nın Katar temasları ile ilgili görüntüler devam ediyor.
Bütün kanallara gönderilen bu dökümanter, yaklaşık 20 dakika.
Yayın Koordinatörümüz Aylin Özkök'e soruyorum. Ve aslında, bütün dış temaslar ya da iç etkinliklerle ilgili bu tür dökümanterlerin, bakanlık tarafından düzenli olarak gönderildiğini öğreniyorum.
Bakanlıklar zaman zaman icraatlarına yönelik, tamamen iç politikaya odaklı, bu tür dökümanterler hazırlarlar. Bunu, zaman zaman Lefkoşa Belediyesi de yapıyor.
Ama bu tamamen iç politikaya yönelik olan anlayış, icraatın kendisinden fazla, reklamını ön plana çıkararak prim toplamda gailesidir.
Üstelik gelişmemiş ülkelere özgü bir reklam anlayışıdır.
Reklamın ve propagandanın da kendi içinde bir saygınlığı var, oysa. Boşuna değil, dünyada bunun için büyük bir piyasa dönüyor. Çünkü reklamın ve propagandanın da hedef kitlesine yönelik bir saygısı vardır, kendi içinde.
Ama bütün bunların ötesinde, bir Dışişleri Bakanlığı, bir dış ülke ziyaretini, nasıl olur da "Kıbrıs Yunan olamaz" naralarıyla bezeyebilir?
Bu nasıl bir anlayıştır?
Müzakerelerin devam ettiği bir ortamda, sürece zarar veriyor diye Hristofias suçlanırken, Dışişleri Bakanlığı'nın çözüm anlayışı bu mudur?
Dışişleri Bakanı'na ofis açılışında eşlik eden AKP temsilcisinin de varlığı ile aslında bunun bir siyasetten fazla, tamamen partisel şov amaçlı kullanıldığı sonucu, çıkıyor ortaya.
Ben şimdi gerçekten merak ediyorum;
Açılan bütün bu temsilciliklerde ne yapılacak? Mesela turizm ofisi olarak hizmet verecek olan Katar temsilciliğinin, tam olarak faaliyet alanı ne olacak? Bütçesi ve giderleri ne kadar olacak? Buralarda nasıl bir ekip görevlendirilecek?
Türk Dışişlerinin Avrupa vizyonu var mıdır, onu da merak ediyorum?
Ziyaretler neden hep doğu, ya da İslam ülkelerine yöneliktir de 15 ülkede temsilcilik! açabilecek Dışişleri Bakanlığımızın, Avrupa'ya ziyaretleri ön planda değildir?
Bu ziyaretlerin bir amacı var mıdır, yoksa gidip gidebileceğimiz yerler buraya kadar mıdır?
İlişkilerin geliştirilmesi, elbette gereklidir. Ama bunun bir stratejisi, özel bir haritası olması gerekmez mi?
Bu ziyaretlere ayrılan bütçenin karşılığı yeterince alınabiliyor mu mesela, bunu da merak ediyorum?
Yoksa dışişlerinin, "ya Türk Kıbrıs var olur ya mücahit yaşamaz" marşlarından esinlendiği politikası, kimseyi rahatsız etmiyor mu?
Cumhurbaşkanı böyle bir dış politika anlayışı için ne düşünüyor?
Bir süre önce basına yansıyan elçi krizinin bir sebebi var mı, yoksa biraz da bunlardan kaynaklanan bir rahatsızlığın basına yansıması mıydı yaşananlar? Öyleyse nedir bunun çözümü?
Eğer bir devlet olacaksa, o devlet, bütün kurumları ile en azından, asgari müştereklerde ortak bir paydada buluşur. Biri, bir taraftan çözüm desteği mesajları verirken, diğeri ayrılıkçı, ırkçı mesajlarla İslam turuna çıkmaz.
Burası KKTC.
Her şeye o kadar kolay alışıyoruz, her şeyi o kadar kolay kanıksıyoruz ki.
Ama ben, Dışişleri Bakanı'nın İslam ülkeleri temelli politikasında, bu kadar ırkçı ve ayrılıkçı mesajlarla, iç politikaya parti şovu yapmasını, kesinlikle kanıksayamıyorum.
|