Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
"Hatalar sadece Gönyeli'nin lehine"
Sentetikte şok iddia!
Liseler futbolda finalin adı: NKL-Kurtuluş
Armel, Güney'de tutuklandı...
Yakın Doğu şampiyonluğa yakın
Boğaz, gelecekten umutlu
G. Birliği - Esentepe maçı bugün oynanıyor
Masa tenisinde liderlik maçı

YORUMLANANLAR
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak [2]
Bufavento'ya hayat öpücüğü [1]
Yasayı nasıl deldiler? [1]
Maaşlar yargıda! [2]
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]
19 Nisan'da seçim var [11]
Tüp gaz krizi [5]
Erken seçime varız ! [2]
5 yılda, 1 milyon 280 bin keklik üretilecek [5]
3 milyon dolar için İpsaro'yu yok ediyorlar [2]
Tarih isyan ediyor [1]
Kim çözecek? [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [3]
Çözüm olursa yüzlerce genç adaya dönecek [17]
İsrail'den Mağusa Limanı'na yatırım talebi [10]
Rum yönetimi hesap vermeli [3]
Kocasoy: Yasada tadilat yapılmalı [2]
Diplomatik girişimler sonuç vermedi [1]



SEBZEDE KOLİFORM

Aysu Basri

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   3 Aralık 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

    Dün, gün boyunca "Aytuğ Öldü" başlıklı yazıya dair telefon aldım.

    Uzun zamandır görüşemediğimiz arkadaşlardan, çok uzakta olan dolaylı tanıdıklara kadar, bu vesileyle yeniden görüşme şansı buldum.

    Herkes bir buruk, bir üzgün ve bir acı içinde. Özellikle de benim bu konularla, bu kadar ilgilenmem daha fazla üzüyor insanları.

     Önemli bir sağlık sorunu yaşayınca, sizi gerçekten sevenler, "ölüm" sözcüğünü yasaklıyor. Sanki sadece sağlık sertifikası olanların himayesine verilebilecek bir kelimeymiş gibi, yakıştırılmıyor bu sözcük, ama tabi bu hassasiyet gerçekleri de saklamıyor.

    Dün uzun yıllar kanser tedavisi olan bir arkadaşımı kaybettiğimi ve bu kaybın arkasından çok üzüldüğümü yazdım.

   Kimseyi üzmek, ölümü çağrıştırmak, ya da kimsenin en derinindeki acınsa dokunmak değildi amaç.

    En azından tek amaç.

    Sırf üzülmek dışında yapılması gerekenlere tekrar hatırlatma yapmak istedim, sadece. Sevdiklerimizin kaybıyla, acısıyla üzülmek yerine, elimizden geldiğince doğru şeylerin yapılmasına katkı koymak çok daha anlamlıdır, çünkü.

    Bugün Gıda ve Su yasaları, hâlâ mecliste bekliyor, örneğin.

    Ve ben gıda ile satın aldığımız suda denetimi getirecek bu yasaların, bir an önce meclisten geçip, uygulamaya girmesi gerektiğini tekrarlamaktan sıkılıyorum. 

    Ama bugün yine tekrarlıyorum.

    Bu kez yeni ve trajik başka bir bilgiyle üstelik.

    Gelen bilgilere göre, bir süre önce, 29 bölgede üretilen sebzelerde bir denetim yapılmış, 12'sinde limitlerin çok üzerinde koliform bakteri tespit edilmiş.

     Yani, biz pestisitlerden şikayet ederken, aslında mikrobiyolojik olarak da güvenli olmadığımızı öğreniyoruz.

     29 bölgenin 12'sinde ortaya çıkan sonuçlar, 2400 koli ile 500 e-koli olduğunu ortaya koyuyor, üretilen bütün sebzelerde. Bunlar insan sağlığı için oldukça tehlikeli olarak değerlendiriliyor, uzmanlar tarafından.

    Bu sebzeler arasında en yüksek orana sahip olan marul. Ama aslında üretilen bütün sebzeler, sağlık için ciddi bir tehdit oluşturuyor.

    Çünkü temel sorun kullanılan suda.

    En önemli sıkıntı tahmin edilebileceği gibi Haspolat bölgesinde yaşanıyor, ama, coğrafyanın önemli bir bölümü, yer altı kaynaklarının da önemli oranda kirlendiği gerçeği ile karşı karşıya.

    Söz konusu sonuçlar, sebzeler yıkandıktan sonra ortaya çıkan sonuçlar. Geriye kalan 17 bölgede de yıkanmadan elde edilen tahlil sonuçları, yine kabul edilebilir limitlerin üzerinde. Ama temiz bir suyla yıkandığında limit dahiline ulaşıyor.

    Peki biz evde sebzelerimizi temiz bir suyla yıkıyor muyuz?

    Çünkü kullandığımız şebeke suyunun ciddi şekilde tehdit oluşturma olasılığının oldukça yüksek olduğu gerçeği var karşımızda.

    Düşünün;

    Kabul edilebilir limitler, 210, ama biz 2400'e ve 500'e dayanıyoruz.

    Bu şu demek;

    Bu adanın en azından Kuzey tarafında kullanılan temel madde olan su, kullanılamaz durumda.

     Sağlık ve Tarım Bakanlıkları konuyla ilgili kısa bir açıklama yaptı. Açıklamada bir kısım sebzenin sağlık tehdidi ile imha edildiğini, piyasadakilerin tüketilmesinde sorun olmadığını söylüyor. Ama temel sorun, temel madde olan suda olunca, bu denetimler ve imhalar ne kadar yapılsa da sorunun önüne bütün su rezervlerini yenilemedikten ya da arıtmadıktan sonra geçilemeyeceğini anlıyoruz. 

    Örneğin, hayvanların içtiği suyun kirli olduğunu düşünecek olursak, bu zincir gibi hayvanların gübresinden tarlaya, kirli olan sudan sebzeye, muazzam bir geçişle kirliliği aktarıyor demek.

    Yani aslında denetim yapılsa ve söz konusu üreticilerin, bütün ürünleri imha dahi edilse, sorunun çözümü için yeterli olamayacak kadar vahim bir durumdayız.

    Çünkü neredeyse %40 oranında üretim alanında, sudan kaynaklanan önemli bir sorun yaşanıyor. Ve bunun suçlusu üretici değil, bu kez. 

    Çeşmelerinizden akan suyu hiçbir şekilde kullanmamanız gerektiği gerçeği bu, karşımızda duran.

    Bu ülkede sağlık bu kadar ciddi tehdit altındayken ve her geçen gün, boyumuzu aşan duruma gelmişken, hâlâ geniş ölçekli çözümler üretememek ve sadece hastalananlarla, ölenlerle üzülmek, sonra da gözyaşımız dindiğinde tekrar ezberlerimize bıraktığımız yerden başlamak, kesinlikle kabul edilmezdir.

    Bugün yetkililer, konuyu kısa bir basın açıklaması ile geçiştirme noktasında dururken, kesinlikle toplumun bu duyarlılığın denetleyicisi olup, kesin çözüm talep etmesi gerekiyor.

    Yoksa Güneyden alışveriş yapmak, evine de bir arıtma cihazı takmakla sorun çözülmüyor.

    Çünkü bu yüzden bu kadar ağlıyoruz ve ölüm haberleri karşısında bu kadar buruluyoruz. Artık kimsenin canının yanma hakkı olmadığı bir noktadayız.

     Ve yetkililerin artık yatıştırıcı basın açıklamalarının ötesine geçip, gerçek iş yapabilme yetisini kullanmaları gerekiyor.

   454 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
07 Ocak 2009, Çarşamba   TARİH KİMİN ESERLERİNİ KORUYACAK!
30 Aralık 2008, Salı   TUVALET MESELESİ
26 Aralık 2008, Cuma   KAYBETTİĞİMİZ NESİLLER
25 Aralık 2008, Perşembe   NEDEN SURİÇİ'NE GİTMİYORUZ?
24 Aralık 2008, Çarşamba   GÜNEY'DEN ALIŞVERİŞLER
20 Aralık 2008, Cumartesi   1 YILDIZLI ÜLKENİN 5 YILDIZLI OTELLERİYLE TURİZM
19 Aralık 2008, Cuma   GAVUR BİZİ İSTEMİYOR BİZ NİYE İSTEYELİM Kİ?
18 Aralık 2008, Perşembe   KRİZ SADECE EKONOMİK Mİ?
16 Aralık 2008, Salı   PAPADOPULOS'U AFFETMEK
05 Aralık 2008, Cuma   ÇÖZÜM İÇİN ORTAK MÜCADELE


Yorum Sayısı:   1
  Vildan Kara         - Lefkosa 03 Aralık 2008, Çarşamba 16:30 
Acaba birileri kalkip halki dusunmeye baslayana dek bu sebzeleri kullanmadan once sirke koyulan bir suda bekletmek biraz fayda eder miydi? En azindan mikrobiyolojik olarak....Merak ettim...


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5145 1.5252
1 STERLİN 2.2171 2.2336
1 EURO 2.0281 2.0424



YAZARLAR : .

Reşat Akar

İnanılır gibi değil

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

KKTC'de sağlık olayı ve Veteriner Fakü...

Hasan Hastürer

Sevgi çemberiyle ortak insani dayanışma

Bilbay Eminoğlu

Hangi "Necati"ye oy vereceğiz?

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Ahmet Tolgay

CTP - UBP KOALİSYONU TARİHİ BİR İHTİYAÇ...

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

TARİH KİMİN ESERLERİNİ KORUYACAK!

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Trajik bilanço

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital