Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Gönyeli KTSYD Kupası'na da göz dikti: 7-6
Cihangir Turan ile turladı:1-0
Rum yönetimi, 100 bin Euro'ya kadar olan mevduatlara teminat verecek
SİNEMALARDA GÖSTERİMDE OLAN FİLMLER
BİR YASTIKTA 50 YIL
Kara Kitap
Simitis: Her iki tarafın da çıkarlarına saygı gösterilmeli
Basketbol hakemleri hazırlıklarına başladılar
DİSİ: Rumlara hizmet edecek bazı takvimler var
PORTRE BARMEN Hüseyin Dermuş

YORUMLANANLAR
Çiftçi ve hayvancıya DESTEK PAKETİ [1]
UBP anahtarı UBP'lilerde olmalı [1]
Büyük sınav [1]
Gazimağusa'da 26 köyde elektrik kesintisi yapılacak [1]
Mahkemelerden rekor cezalar [1]
Küfür etti diye öldürüyordu [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [2]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [2]
Bu kez Girne zehirlendi [2]



FREKANS KAVGALARI ve YAYINCILIK

Aysu Basri

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   18 Haziran 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Rum Yönetimi'nin geçen yıl Kanal T, bu yıl da ATV, NTV, ART ve Genç TV'nin yayınları üzerine baskın frekans uygulamasının yarattığı sorun ve tartışmalar gündemdeki yerini koruyor.

   Bu yazı kaleme alındığında söz konusu kanalların karasal yayınları hala izlenemiyordu.

   Konuya, uluslararası hukuk çerçevesinde bakıldığında, ITU (International Telecommunication Union-Uluslararası Frekans Birliği) üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yayın kurumları, bu birliğin kıstasları çerçevesinde, frekans hakkını kullanmaya devam ediyor.

   Türkiye bu birliğin kurucularından.

   Bir süre önce de Güney Kıbrıs, birlik üyesi bütün ülkelerin yaptığı gibi, sınır komşusu olan Türkiye'ye frekans alanlarından herhangi bir rahatsızlık duyup duymadığını sordu.

   Türkiye'nin TC Dışişleri aracılığı ile verdiği cevap, bu alanlardan rahatsızlık duymadığı, yani, Güney Kıbrıs'ın bu frekans haklarını tanıdığı yönünde.

   Konuyu, YYK Koordinatörü Ferhat Atik ile konuştum.

   Atik, Türkiye'nin bu cevabı verirken, cevabına bir şerh koyduğunu anlatıyor.

   Cevaba göre, Türkiye, "bu soruyu, KKTC'ye sormak gerekiyor", diyerek, topu, 1963 ve 1974 sonrası mevcut duruma atfediyor.

   Ne var ki, bu durum, Güney Kıbrıs'ın frekans hakkı konusunda çok daha yasal bir zeminde olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.

   Kuzey Kıbrıs'ın yayın kurumları, mevcut durum dolayısı ile böyle bir birliğe üye olamadığından, bu yasal zemin çerçevesinde verilen frekanslardan kalan boşluklarda yayın yapıyor.

   Karasal yayınlar da oldukça düşük bir güçte verildiğinden, daha güçlü bir frekansla bu yayınlar izlenemez duruma gelebiliyor.

   Bugüne kadar bunun bilinci içinde olan Güney Kıbrıs, zaman zaman bu boşluğu istismar ederek, yayınlara daha güçlü bir frekansla müdahale etti.

   Bugün Kuzey Kıbrıs'ın devam eden yerel karasal yayınları, bir anlamda, Güney Kıbrıs'ın "iyi niyeti" ile devam ediyor.

   Yani istense, bugün fiili olarak yaşanan durum gibi, karasal yayınlar daha güçlü frekanslarla izlenemez hale getirilebilir.

   Şüphesiz ki, özellikle görüşme süreci içinde böyle bir atak, hoşgörü ve iyi niyetten yoksun olarak değerlendirilebilir.

   Buradan hareketle de tepkiler gösterilerek, konuya müdahale edilmeye çalışıldı, zaten.

   Örneğin, Türkiye'deki RTÜK gibi ve burada da benzetilmeye çalışılan YYK gibi, yayınları düzenleyip denetleyen uluslararası bir birlik olan Avrupa Düzenleyici Kurullar Platformu EPRA'ya ( European Platform of Regulatory Authorities) Türkiye üye.

   Tabii ki Güney Kıbrıs da üye.

   Yine uluslararası bir birlik olan Avrupa Yayın Birliği'ne (European Broadcast Union) de Güney Kıbrıs üye.

   Tabii ki Türkiye de üye.

   Kuzey Kıbrıs ise, sadece gözlemci statüsünde, Türkiye'nin bir alt kurumu olarak, RTÜK ile birlikte, EPRA'nın toplantılarına katılıyor.

   Söz hakkı yok.

   Son olarak, 2006 yılında ITU toplantılarına da Ulaştırma Bakanlığı'ndan bir heyet katılmış.

   Ancak Türkiye, ilkesel ve fiili olarak, her ne kadar belli şerhler koysa da Güney Kıbrıs'ın uluslararası kabul görmüş frekans hakkını kabul edip, tanımış durumda.

   Yani kabaca, Kıbrıs'ta kanal 50'den yayın yapıyorsa PIK, NTV ya da BRT, bu frekansa yayın veremiyor.

   Dış politikada olduğu gibi, yayıncılık alanında da uluslararası hukuk çerçevesine çıkamıyor kimse.

   Kuzey Kıbrıs'ı tek tanıyan ülke olan Türkiye bile.

   Ve mevcut sorunlar, ancak karşılıklı prensipler çerçevesinde çözülüyor.

   Konu, tabii ki, bütünsel olarak bir çözümle halledilebilecek bir şey. Mevcut koşullarda frekans yarışının sonu yok, çünkü.

   Yerel kanallar frekanslarını güçlendirse bile, istendiği takdirde karşı güç kullanılabilir.

   Kısa süre içinde çözülmesi beklenen sorun, yine niyet edildiği takdirde tekrarlayabilir.

   Yine de komitelerde konunun ele alınması ve yayıncılık alanları konusunda da bir çerçeve çizilmesi şart.

   Ancak buraya gelene kadar, yayıncılık alanında bir çözümü beklemeden bizim de yapmamız gereken çok fazla şey var.

   Frekans güçlendirilmesi için çalışılması ve mevcut tesisler, Selvili Tepe ile Kantara'nın içler acısı koşullarının düzeltilmesi, bunlardan biri, mesela.

   Medya, bir ülkenin en önemli gücüdür.

   Dördüncü kuvvet olarak anılan medya araçlarının en önemlilerinden biri de televizyondur.

   Biz, yayıncılık anlayışı alanında baktığımız zaman, ne yazık ki, kağıt üzerinde özel televizyonların kurulumunu desteklesek de genel anlamda yayıncılığın gelişimini destekleyemedik.

   Ülke şart ve gerçekleri dikkate alınmadan özel yayıncılığın teşvik edilmesi kapsamında birçok kanala yayın izni verildi. Oysa, destek, herkese izin vermek değil, yayıncılık ilke ve kurallarını düzenleyip, gelişmesine katkı sağlayabilmekti.

   Biz, denetleyici ve izinlendirici poziyonunda olan YYK'ya da gerekli yasal düzenlemelerle, gerekli yetkileri veremedik, bir türlü.

   Her gelip giden yönetim, bir sonrakine şüpheyle bakıp, kontrolü dışında bir yetki alanı yaratmaktan çekindi nedense!

   Çünkü, Kuzey Kıbrıs'ta yayıncılık, politikacının sesini duyurmak anlamından öteye geçemedi.

   Oysa bir toplumun dünyayla bütünleşmesini sağlayan, kültürünü yaşatan ana unsurlardan biridir, medya. Biz, toplum olarak bu alandaki boşluğu da maalesef yine, Türkiye kanalları ile dolduruyoruz.

   O kadar ki, yeterli yayını üretmekten aciz yayın kuruluşları, belgesel olarak da ilginç bir zihniyetle, "ülkemizin en önemli zenginliklerinden" diyerek, Türkiye'nin herhangi bir zenginliğini yayınlanabiliyor.

   Filmler, klipler hiçbir telif hakkı ödenmeden korsan olarak yayınlanıyor.

   Ve biz bedava malzemelerle de bu alanın gelişimine katkı sağlamaktan aciz kalıyoruz. Yoksa bir de telif hakkı ödemek zorunda olsak, kim nereden bulacak bu mali kaynağı?      

   Bir gün yasallaşsak, çözüm olsa, ne yapacağız?

   Program adı altında, yayıncılık ilke ve kuralları ile uzak yakın ilgisi olmayan yayınlar izlemek zorunda kalıyoruz.

   Kimse ses çıkaramıyor.

   Ve her yıl üniversitelerimizden, yüzlerce Radyo Televizyon mezunu veriyoruz.

   Mezun olup geldiklerinde, asgari ücrete yasal kayıt ve yatırımını yapmadan çalıştırıyoruz.

   Birçoğu, çok farklı alanlarda kendine iş imkanı aramak zorunda kalıyor, hayatını idame ettirebilmek için.

   Bugün, Kuzey Kıbrıs genelinde bile izlenemeyen kanallar var.

   Bazı kanallar, bir elin parmaklarını geçmeyecek personel ile yayın yapmaya çalışıyor.

   Bu ülkede frekans patronluğu yapıyor, yayın kuruluşları. Çünkü, frekans tutmak, her durumda gücü elinde bulundurmak ve siyasetin içinde olmak demek. 

   Bir mikrofon bir kamera bir de adam yeterli!

   Amaç, siyasi arenada aktör kalabilmek. Şimdilik mevcut durum yeterli herhalde bu ses için.

   Yoksa yayın yapmışız, yayıncılık geliştirmişiz, belli ki, kimsenin umurunda değil!

   457 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ
10 Ekim 2008, Cuma   ÖLMEDEN GÖREBİLECEKLER Mİ?
09 Ekim 2008, Perşembe   AVRUPALILIK KAÇ PARA?
08 Ekim 2008, Çarşamba   DOKTOR KEMAL'E AŞK MEKTUBU
07 Ekim 2008, Salı   KADINA SEKSİLİĞİNİ, ERKEĞE GÜCÜNÜ KAYBETTİREN YASA
27 Eylül 2008, Cumartesi   Eylüle veda ederken
26 Eylül 2008, Cuma   Anayasa Mahkemesi ve Cumhurbaşkanı'nın Sorumluluğu
25 Eylül 2008, Perşembe   NE KORUYABİLİYORUZ NE DE KURTULABİLİYORUZ AMA BATIYORUZ
24 Eylül 2008, Çarşamba   TABİBLER BİRLİĞİ YENİ YÖNETİMİNİN DÜŞÜNCELERİ
23 Eylül 2008, Salı   TABİBLER BİRLİĞİ ESKİ YÖNETİMİ'NİN DÜŞÜNCELERİ



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

ÇIKARLAR MI KORKULAR MI?

Ali Baturay

EROĞLU DÖNMELİ MİYDİ?

Hasan Hastürer

Şimdi obir taraftan ucuz olduk... Tamam mı...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Desmond Tutu'yu kim tutar?..

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Okurlardan güncel konulara ilişkin görüşle...

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Cevap hakkı...

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Mali kriz ve AB

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital