|
Cumhurbaşkanı Talat, 3 Eylül öncesi son durumu TAK için değerlendirdi.
Talat, "çözüm olacaksa erken olmalı, 2009 başında çözüm olabilir, gereken malzeme de vardır, zaten uzarsa kopma ya da bozulma olabilir" diyor.
Kıbrıs sorunu, yarım yüzyıldır tartışılırken, mutlaka önemli birikim ve tecrübeleri de not ederek tartışıldı. Şimdi kurulacak olan bir masada, bütün bunlardan yararlanılacaktır.
İlk Cumhurbaşkanı Denktaş da "Kıbrıs sorunu 40 dakikada da çözülür" diyerek, önemli olanın uzlaşı olduğuna vurgu yapmıştı.
Şimdi uzlaşma potansiyeli yüksek iki lider, süreci yaralamadan, en makul zamanda çözüme ulaşabilir.
Aksi hal ise, ayrılığa kadar gidebilecek yeni formüllerin değerlendirileceği, farklı bir dönemin başlangıcını oluşturabilir bu kez.
Çünkü Talat ve Hristofias, sıradan liderler değildir.
Talat ve Hristofias, Kıbrıs sorununu çözebileceklerine yıllar içinde en fazla inanılmış, iki liderdir.
Cumhurbaşkanı, açıklamalarında toplum içindeki çözülmenin, devlete inançsızlık ile güvensizliğin ve kimlik sorununun, ciddi boyutlara ulaştığının altını çiziyor.
Bunun, toplum geneline yayılmış bir sorun olduğunu ve çözüm sürecinde de bir zafiyet yaratacağını söylüyor.
Mutlaka, müzakere masasına oturmaya hazırlanan ve kendisini tüm toplumun Cumhurbaşkanı olarak tanımlayan bir liderin bu kaygılara işaret etmesi anlaşılırdır.
Şu bir gerçek ki, Talat, taşıdığı siyasi kimliğinin zaman zaman yarattığı sıkıntıları aşmak için önemli bir direnç göstermiştir. Zaman zaman Rumculukla, vatan hainliği ile suçlamaya giden radikal unsurlar, belli ölçüde sorun yaratabilmiştir.
Bunlar ötesinde bir pazarlık arifesinde bu kaygıların dile getirilmesi de anlaşılabilir.
Ancak, yeni bir üslup ve dil geliştirmesi en fazla beklenen bir lider olarak Talat, belki böyle zamanlarda daha seçici de olabilmelidir.
Aslında bir çözümün bir barış sürecine dönüşmesi için buna ciddi şekilde ihtiyacımız var.
Cumhurbaşkanı, kimlik sorunu yaşadığımızı, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportunun övünç malzemesi yapılmaya çalışıldığını ve bunun da izolasyonların kaldırılması politikasına zarar verdiğini söylüyor. Daha da ileri giderek, gazetelerin kimlik, irade ve inanç gibi hiçbir rahatsızlık duymadan, Güney'deki ilanları yayımladığından şikayet ediyor.
Şikayet nedenlerinin ana dayanağı ise, Güney'in bunu yapmaması.
Güney'in bunu yapmaması, yanlış bir davranış olarak sunulurken, doğrusu gösterileceğine, bu yanlışın, karşılıklılık esasına uyulması gerektiği salık veriliyor.
Üstelik kimlik, irade ve inanç duyarlılığı ile gazete ilanlarını aynı portalda değerlendirmek gerçekten karşı tarafı "düşman" ilan etmek demek.
Yeni bir süreçte, yeni bir dil yaratma kapasitesi fazlasıyla olduğuna inanılan bir liderin daha farklı cümleler kurması gerektiğini düşünüyorum.
Cumhurbaşkanı güneyden alışverişler konusuna değiniyor.
Dünyanın kuralı haline gelmiş olan serbest piyasa ekonomisinin, dili, dili, ırkı yok.
Para kendi dilini konuşuyor.
Yeni dünya düzeni de çeşidi ve farklı olanı cazip kılma anlayışı üzerinden şekilleniyor.
O yüzden, ihtiyaç ile ihtiyaç harici temelli istek, aynı portalda değerlendiriliyor, dünyada.
Yoğurt almak da yurtta bulunmayan bir ilaç almak da aynı anlama geliyor aslında. Bunu böyle değerlendirmek zorundayız.
Üstelik biz bu hassasiyetimizi, sadece Güney'den alışveriş için geliştirmeye çalışıyoruz. Yani, kimse "aman İstanbul'dan almayın" demiyor.
Bugün İstanbul'a bir günlük harcama ile Güney Lefkoşa'da bir günlük alışverişe harcanan para düşünülmeye değerdir.
Şimdi alışveriş kültürü üzerinden milliyetçilik beslemek kimseye kazandırmaz.
"Kıbrıs Tük halkı kendi varlığını tescil etmezse, bu halk yoktur demektir. Nasıl eşitlik iddianız olacak! Farklı değilseniz, Rum Yönetimi'nin sizi de yönetebileceğini pratiğinizle kabul ederseniz, eşitlik iddianızın anlamı kalmaz" diyor Cumhurbaşkanı.
Tabii ki farklılıkları ortaya koyalım ve eşitliğe önem verelim. Ama farklılıkları ortaya koyarken, karşı tarafı daha fazla ötekileştirmeden, düşmanlaştırmadan bunu yapabilmeliyiz.
İşte çözüm sürecinin en hassas noktalarından biri olan bu sorunu aşabildiğimiz ölçüde, toplumların çözümü sahiplenip, barış yapabilmelerini sağlayacağız.
Bu şüphesiz, sadece Talat'ın misyonu değil, Hristofias'ın da misyonudur.
Ama her zaman diğerinden beklemek için birinin de farklı nokta yaratabilmesi gerekiyor.
Anketler federasyon temelinden uzaklaşıldığını ortaya koyarken, ayrılığın daha cazip görüldüğünü söylerken, arzu gerçekten federasyon ise, artık farklı bir dil yaratılabilmeliyiz.
Talat'ın da Hristofias'ın da farklı cümlelerle, aynı şeyleri söyleme lüksleri yoktur.
Her ikisinden de beklenen, he iki toplumun birbirine farklı bir noktadan bakabilmesini ve empati yaratabilmesini sağlayabilmektir.
Yoksa, bunu bu iki liderden bekleyemeyeceksek, kimden bekleyebiliriz ki?
|