|
Ersoy Bey. "...Cumhuriyet Meclisi tarafından 21.7.2008 tarihinde kabul edilen Kamu Sağlık Çalışanları Yasası, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmadan önce hukuk dairesinden bu yasanın bazı kurallarının veya tümünün Anayasa'ya uygun olup olmadığı konusunda bizden görüş istemiştir. Biz de savcılık olarak muhterem mahkeme huzurunda olan 21.7.2008 tarihli yazı ile Cumhurbaşkanlığına görüş istemine konu olan maddelerin ve bazı başka maddelerin daha Anayasaya aykırı olabileceği hususunda görüş beyan ettik. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı herhalde bizim görüşümüze tam itibar etmemiş olacak ki, ve bazı tereddütleri olduğu kanaatinde olduğundan bu maddeler ile ilgili Anaysa Mahkemesinden anayasaya aykırı olup olmadığı hususunda görüş isteminde bulunmuştur. Gerek biz, gerek Cumhuriyet meclisini temsil eden Kıvanç Bey, hitaplarımızı muhterem mahkemeye sunmuşlardır. Dün de bizim elimize saat 2 civarında Cumhurbaşkanlığı hukukçusunun hitabı gelmiştir ve hitabına baktığımız zaman Cumhurbaşkanlığının da bu maddelerin eşitlik ilkesine aykırı olmadığı görüşü mevcuttur...."
"...Cumhurbaşkanı bu yasanın Anayasaya uygun olduğu kanaatindedir. Uygun olduğu kanaatinde olduğuna göre de yasayı imzalayıp Resmi Gazetede yayımlanması gerekirdi. Bizce bu aşamada mahkemenin bu görüş istemini görüşmeyip iade etmesi gerekir. Yani geri göndermesi gerekir, incelemesi gerekir..."
Bay Mapolar: "....şu bir gerçektir Cumhurbaşkanının görüşü ile Başsavcılığın görüşü birebir örtüşmemektedir ancak Cumhurbaşkanı başsavcılığın hukuk devletinin hukuk danışmanı olarak verdiği görüşe saygı duymaktadır. Bir ikinci önemli özelliği de bu yasanın toplum içerisinde sivil toplum örgütlerinde bir takım tepkilere yol açmış olmasıdır. Cumhurbaşkanının olaya yaklaşımı şöyledir; bu toplumsal tepkiyi bir anlamda uzaklaştırabilmek için en doğru kararın yargı erki tarafından verileceğini ve yargı erkinin vereceği kararın toplum genelinde iyileştirici bir karar olacağını yatıştırıcı bir karar olacağını ve bu konuda belki yıllarca sürecek bir tartışmanın da önüne geçeceği kanaatindedir.
Av. Kıvanç "...Cumhurbaşkanı bir yasada anayasada aykırılık görmezse veya anayasanın uygunluğu hakkında tereddütü yoksa bir şüphesi yoksa yani sırf bazı sivil toplum örgütlerinden tepki geldi da bu tepki senelerce sürebilir da o tepkiyi azaltmak için anayasa mahkemesine havale edelim, yükü onlara atayım bence doğru bir şey değildir...."
Bu sözler, Anayasa Mahkemesi'nin, 21 Ağustos'ta yaptığı kapalı oturumda, Başsavcılığı temsil eden Kıdemli Savcı Ersoy Ölçter, Cumhurbaşkanlığını temsilen mahkemede bulunan Romans Mapolar ve Cumhuriyet Meclisi'ni temsil eden Av. Kıvanç Rıza'ya ait.
Mahkemenin 21 Ağustos'ta 09,45'de başlayan oturumunun tutanaklarından.
Konu, Kamu Sağlık Çalışanları Yasası.
Cumhurbaşkanı'nın anayasaya uygun olup olmadığını Anayasa Mahkemesi'ne götürdüğü yasa.
Burada öğreniyoruz ki, Cumhurbaşkanı, sırf toplumsal eleştirileri ortadan kaldırmak adına Anayasa Mahkemesi'ne başvuruyor. Aslında aykırılığı ile ilgili bir şüphesi yok.
Anayasa Mahkemesi ise, bu manevraya taraf olmak istemiyor ve topu üzerinden atmak adına, Cumhurbaşkanı'nın taraf belirlediği konularda konuşulan gerekçelerle karar üretmek istemiyor.
Tarafları dinleyen Anayasa Mahkemesi Başkanı Nevvar Nolan, mahkemenin önüne bu haliyle ilk kez bu haliyle böyle bir konu geldiğini vurgulayarak, yargının taraflara arasındaki ihtilafı çözen bir mekanizma olduğunu belirtiyor ve taraflar arasında bir ihtilaf yoksa, mahkemenin karar üretmesinin anlamsızlığına işaret ederek, tarafları pozisyonlarını değerlendirmeye davet ediyor.
İşte Başkan'ın düşünceleri;
Başkan. "...Meclis bir yasa yapıyor, söylemeye gerek yok tabi, inanarak Anayasaya aykırı olmadığına inanarak bir yasa yapıyor, gayet doğal, meclisin iadesi o. Cumhurbaşkanı konu yasanın Anayasaya aykırı olmadığını, Mahkemeye söylüyor ama aynı zamanda Anayasa Mahkemesi'nin de karar vermesini istiyor. Yani, iki çatışan görüş olmadan hukuksal bir ihtilaf ortada bulunmadan mahkeme aynı görüşü paylaşan tarafları dinledikten sonra bir karar verirse hukuken bu ne kadar sağlıklı olur? Biraz şüphe kaldırır. İhtilaf olmayan bir yerde, her iki tarafın hemfikir olduğu bir konuda o görüşlerle uyum içinde bir görüş verirse Anaysasa Mahkemesi acaba bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra o anayasada belirlenen kurumlar tarafından bu yasanın herhangi bir hükmünün anayasaya aykırı olduğu iddiası ile açılacak olan bir davayı olumsuz etkiler mi veya böyle olumsuz bir görünüm mü verir ki verir, açıkça itiraf etmem gerekirse, bu konu ilk defa bu şekli ile mahkemenin önüne gelmektedir. Varsa bir ihtilaf çözelim. Ama ihtilaf yok. Mahkeme önünde farklı görüşler olmadan mahkemenin tarafların hemfikir olduğu görüş doğrultusunda karar vermesi de çok yargı ile bağdaşmaz.
Oturuma verilen yarım saatlik aranın ardından, bakın taraflar nasıl bir pozisyon belirliyor;
Bay Mapolar. "... Biz hitabımızın özetinde sadece iki maddeye atıfta bulunduk. Yasanın 44'üncü maddesine bir de yasanın 103'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının B maddesine atıfta bulunduk. Eşitlik ilkesi açısından.
Başkan. "... 14. madde 30 ve 65 (1) (A)'ya burada anayasaya aykırılık var iddiası var savcının katılıyorsunuz. Diğer katılmadıklarınız anayasaya aykırı değil denilen de 41. 44 ve 103 (1) dedir.
Bay Mapolar. Evet.
Başkan. Ben sizi doğru mu anladım, bu mahkemeden 14. 30 65 (1) A için bu maddelerin anayasaya aykırı olup olmadığı hakkında mahkemenin görüşünü istiyorsunuz, doğru mu anladım?
Bay Mapolar. Evet.
Başkan. Bir kez daha formüle ediyorum bir yanlışlık olmasın. Anayasa mahkemesinden aşağıdaki maddelerin anayasaya aykırı olup olmadığı hususunda görüş istiyorsunuz? 14-30, 65 (1) (A)
Bay Mapolar. Evet.
Av. Kıvanç. Benim itirazım yok efendim.
Üç kez verilen teyitten de anlıyoruz ki, taraflar, kamuda ikinci iş konusu dahil, esas tartışma konularından feragat edip, mahkemeye diğer konuları sunuyorlar.
Yani Cumhurbaşkanı, topu üzerinden atmak adına Anayasa Mahkemesi'ne başvururken, mahkeme de bu sorumluluğu almayarak, konuyu Cumhurbaşkanlığı ile birlikte teyet geçiyor.
Şimdi bir taraf, Cumhurbaşkanı'nı bir taraf mahkemeyi eleştirirken, aslında her iki tarafın da üzerlerine düşen tarafsız pozisyonu ve erki yeterince doğru kullanamadığını görüyoruz.
İşte siyasetin çalkantısı ve hukukun tutukluğu bu olsa gerek.
|