|
Ergenekon'un Kıbrıs bağlantısı var mı?
Birçok kişi olduğunu düşünüyor.
Kıbrıs'ın geçmişinde Ergenekon'u da çağrıştıracak karanlık hikayeler var mı?
Herkes olduğunu biliyor.
Türkiye demokrasi tarihinde önemli bir ilki yaşıyor. Ergenekon davası dün başladı. Dava olaylı da başlasa, sonucu üzerine çeşitli olumsuz senaryolar ve endişeler de dile getirilse, herkesin hemfikir olduğu bir konu var;
Ergenekon davasının Türkiye'de başlaması çok önemli. Çünkü bu davayla ilk defa karanlıkta kalanlar hukuk çerçevesine taşınmaya çalışılacak.
Mutlaka sonucunu belirleyecek olan, bundan sonra Türkiye'nin aydın kesimi ve toplumsal alanda oluşacak demokrasi sahipliliğidir.
Birlikte izleyip göreceğiz.
Ama bu süreçte, özellikle Türkiye'deki kutuplaşma ve davanın biraz da AKP'nin intikam tekeline alınması, dava sürecine gidilirken iddianame içindeki çok önemli eksiklikler, zaman zaman konunun önemini dağıtsa da dün, tarih açısından önemli bir gündü.
Umarım davanın sonuçlandığı gün de bugünden daha önemli olarak tarihe yerleşir.
Günün Getirdikleri'nde konuyu Mehmet Altan, Oral Çalışlar ve Baskın Oran ile konuştuk. Hepsinin ortak noktası, dava sonucu tatminkar düzeyde olmasa da böyle bir davanın başlamasının, Türkiye'de demokrasinin gelişmesi için oldukça önemli olduğu.
Ancak örneğin Baskın Oran, dava ile ilgili en önemli eksikliklerden birinin, davada Kıbrıs bacağının yer almaması olduğunu söylüyor.
Ergenekon tartışılırken ve özellikle yakın geçmişi irdelenirken, en önemli düğüm noktalarında her zaman Kıbrıs vardı. Kilit isimlerin merkezi olarak, darbe planlarında Kıbrıs sorunun oynadığı rol olarak ve bu kilit isimlerinin devletin en üstleriyle yakın ilişkisi olarak, yakın geçmişin de önemli bir bacağını oluşturuyordu, Kıbrıs.
Bugün Ergenekon ile ilişkili konuların dikkat çekici belgelerinin de yayımlandığı bütün kitaplar, bu süreç içerisinde Kıbrıs'ı özel bir yere yerleştiriyor ve ta TMT döneminden, yakın geçmişe kadar çeşitli bilinmezliklere parmak basıyor.
Şimdi belli iddialarla belli kişiler yargılanırken, bu kişilerin önemli ilişkilerinin soruşturulmadan muaf tutulması, mutlaka sonuçları hep eksik bırakacaktır.
Kıbrıs'ın Kuzey'i bir küçük Türkiye olarak çok büyük acılar çekti.
Küçük toplum baskısıyla bu acıları zaman zaman da daha yaralayıcı olarak yaşadığını biliyoruz ki, bu kendi adına küçücük, ülke sonuçları büyük olan önemli işlerin her zaman merkezinde oldu.
Mehmet Altan'ın deyimiyle, Kıbrıs, havaalanından en önemli uyuşturucu sanığının kaçırılıp, izinin yok edildiği, korsan bir ada.
Savaşların verdiği acılar kadar faili meçhul cinayetlerin ve derin hesapların can yaktığı bir ada, Kıbrıs.
Bugün hala faili meçhul cinayetlerin acısını, öldürülenlerin aileleri çekiyor. Ve biz bütün faili meçhullerde teker teker sosyal sorumluluğumuz olduğu, ölümlerin sadece ölenlere ait olmadığı gerçeğini susarak yok etmeye çalışıyoruz.
Parçalanmış, kayıplarının hesabını soramayacak kadar sindirilmiş, tehdit edilmiş, göçmüş, acı verilmiş aileler var, bu ülkenin tarihinde.
Herkesin herkesi çok iyi bildiği ve herkesin bildiğini sessizce kendi arasında konuştuğu bir ülkede yaşıyoruz.
Konuşmanın hala yasak olduğu bir ülkede.
Toplum olarak, gelişmemiş demokrasinin acısını susarak hafifletmeye çalışsak da aslında biliyoruz ki, sessizlik, tek başına fayda sağlamıyor.
Bir avuç ülkede, neredeyse tek başına tamamını havaya uçuracak patlayıcılar bulunuyor. Herkes susuyor. Herkes sessizce kendi bildiği ile yetiniyor.
Başbakanların evi bombalanıyor.
Susurluktan Ergenekon'a kadar, adı kirli bütün davaların düğümü gelip Kıbrıs'a dayanıyor.
Üzerinden geçen yıllara rağmen cinayetler aydınlatılamıyor. Ve kimse, kim, neden öldürmüştü, Kutlu Adalı'yı, Ahmet Muzaffer Gürkan'ı, ya da Ayhan Hikmet'i ve daha nicelerini, deme ihtiyacı hissetmiyor, bugün.
Türkiye'de dün başlayan Ergenekon davası öyle ya da böyle, AKP'nin önemli bir başarısıdır. Bugün her şeye rağmen, bu davanın Kıbrıs iddialarının üzerinin örtülmesi de CTP'nin başarısızlığı.
Belli ki, ortadaki ince pazarlıklar, demokrasinin ancak belli oranda talep edilmesini sağlıyor. Ve bu ince pazarlıklar, Kıbrıs gibi iddiaları dava kapsamına almamayı da beraberinde getiriyor. Ama Türkiye için önemli olan, bu demokrasinin talep edilmesidir.
Ne de olmasa, Türkiye demokrasisi Kıbrıs üzerinden gelmiyor. Ama Kıbrıs'ınki ancak Türkiye'nin ölçüsünde göre biçilebiliyor.
İşte tam da bu noktada AKP'nin gösterdiği bu koşullu cesareti, keşke CTP de gösterebilseydi. Ülkenin Ergenekon bağlantılı ya da değil, kendi karanlık geçmişine dair hesap sorulabileceğinin, en azından gündeme alınmasında bir adım atılmasını beklemek, belki de bu noktada, bunun sonuçlanmasını beklemekten daha büyük bir önem taşıyor, bugün.
Farklı bir dil, farklı bir söylem geliştirilmesi şeffaflığın ütopikleştirilmemesi beklentisi herkesin en doğal hakkı.
CTP'den bu dönemde beklenen, sistemin karanlıklarının aydınlığa çıkabilmesi için en azından, çaba ortaya koymasıydı. Çıkarmaktan öte, denemesiydi. Ne var ki, geçmişten farklı bir duruş sergileyemedi ve her şey, Kıbrıs sorununa endeksleyerek ötelemeyi tercih etti.
İşte sırf o yüzden, bugün Talat Denktaş ile CTP de UBP ile bu kadar benzeştiriyorlar. Bazen ideolojileriniz, ya da icraatlarınız değil, cesaretiniz de sizi ayırır.
Mutlaka bütün bu örnekler, Kıbrıs sorununun neden çözülmesi gerektiğini de bir kez daha ortaya koyuyor. Ancak bu koşullarda çözümü ve sonuçlarını beklemeyi de Godot'yu beklemeye dönüştürmek, en önemli tehlikelerden biridir.
Baskın Oran, yıllardır, TIT başta olmak üzere, çeşitli meçhul yerlerden ölüm tehditleri alan bir aydın. Korkuyor musunuz, diye soruyorum yayında.
Anlamsız diyor soruma.
"Elbette korkuyorum. Korku çok insani, ama sırf korktuğum için doğru bildiklerimi söylemekten imtina edecek değilim. Eve gittiğimde, karımın yüzüne bakabilmeliyim, ben" diyor.
İşte, eve gittiğinde karısının yüzüne bakamayacak olanlarımız çoğaldığı için bugün bunları konuşuyoruz, biz.
|