|
İki lider bugün yeniden bir araya geliyor.
Bu görüşmeler uzun süredir, rutin ve heyecansız bir ajans başlığı olarak duruyor gündemde.
Çok uzun zamandır çözüm gerekliliği gündem değil, çünkü. Onun yerine çok farklı konuları konuşuyoruz.
Örneğin, haftalarca Cumhurbaşkanlığının Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami'nin yaptığı açıklamalar vardı gündemde.
Nami, federasyon temelinde çözümden bahsettiği için neredeyse topa tutuldu.
Oysa her iki tarafın da üzerinde uzlaştığı ana konulardan biri federasyon.
21 Mart mutabakatında da uluslararası anlaşmalar ışığında, bizzat altı çizilen temel bir unsur.
Ne var ki, özellikle Türk tarafından içi doldurulamayan çözüm şekli konusunda o kadar fazla kavram kargaşası yaratıldı ki, mümkün olan en ayrılıkçı çözüm modeli, neredeyse ortak kabul noktasına doğru tırmandırılıyor. Ve belli çevrelerin sürekli olarak bu konuları istismar etmeleri için zemin yaratılıyor.
Bu uzun zamandır böyle. Ama son günlerde yeni bir tartışma var gündemde.
"Yoldaş" tartışması.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Hristofyas'ın bir art niyetle, Talat'ın siyasi kimliğine gönderme yaptığını söyleyerek tartışmayı başlattı. Ardından Hristofyas, "isterse Bay Talat" derim dedi. Soyer, enteresan bir açıklamayla, Hristofyas'ı "günlük politikanın dalgaları üzerinde sörf yapmakla" eleştirdi. Son olarak da Hristofyas, bir kırılganlık göstergesi olarak, artık müzakere masasında konuşacağını açıkladı.
Hristofyas, Avrupa'nın tek komünist Cumhurbaşkanı.
O yüzden, adanın Kuzey'inde de benzer ideolojik temellerden gelen Talat'ın varlığı, aslında tam da bu "yoldaş" sözcüğü ile anlam bulmuştu. Sözcük, liderlerin aralarında kullandığı bir ifadeden öte, yerel ve yabancı basının, bu iki lider arasındaki "ortak hukuk"a atıf yapmak için kullandığı bir ifade halini almıştı.
Yıllardır çözülemeyen Kıbrıs sorunu, tarihinde ilk kez, birleşme ve çözüm için mesajlar veren geçmişleriyle, iki sol zeminli liderin elindeydi. İşte "yoldaş" da bununla anlamlandırılan, aslında, Kıbrıs sorununun yeni dönemini de simgeleyen önemli bir kelimeydi.
Türk tarafı, buna müdahale ederek, bu yeni dönemin ruhundan beklenenlere de müdahale etti, aslında.
Cumhurbaşkanı Talat, Cumhurbaşkanlığına geldiği günden itibaren kullandığı imaj makerlerle, herkesin kabul edebileceği ve yadırgamayacağı bir Cumhurbaşkanı modeli üzerinde çalışıyor.
Yıllarca cezalandırılma sebebi olan görüşlerin ve bir siyasi partinin temsilcisi olarak Talat'ın temsil ettiği kitle adına, tarihinde kazandığı en büyük başarıydı, Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Ve ona giderken, 2004 genel seçimleri.
Ne var ki, referandumda %65 "evet" sonucunu çıkaran Kıbrıs Türk toplumu, Talat'a ancak %55.59 oranında destek verdi.
Denktaş'ın katılmadığı bir seçimden alınan bu, aslında hiç de kötü olmayan sonuç, o dönemden bu yana, herkese ulaşılması gerektiği şeklinde okundu.
Talat, ideolojik kimliği ile değil, herkesin Cumhurbaşkanı olarak anılmayı tercih etti, her zaman.
Ve bunun için de önemli bir çaba ortaya koydu.
Eski Cumhurbaşkanı Denktaş ile yakın ilişkileri ve O'ndan aldığı övgüler yanında, Rum tarafını genelleştirerek, katı bir eleştirel dil kullanması ile dikkat çekti ve aslında geçmişte kullanılan politik dilden çok farklı bir şey yaratmadı.
Bugün hiç kimse Talat'ın çözüm istemediğini söyleyemez. Ama mevcut yapı ve dille özlenen çözümün de zorlaştığı açık bir gerçek.
Bizi ilgilendiren, şüphesiz her iki tarafın da cesareti. Ancak özellikle yoldaş kelimesinden duyulan bir rahatsızlık ortamında, Kıbrıs Türk liderliğinin, sanırım kurtulması gereken daha kalın zincirleri var.
"Asiye Nasıl Kurtulur", 1969'da Vasıf Öngören tarafından yazılmış sonra sinemalaştırılmış bir oyun. Kapitalist düzenin yıkılması gerektiğini anlatan epik tiyatroyu Türkiye'ye de ilk uyarlama denemesi olarak değerlendirilen bu oyunda, Asiye kurtulmaya ve nasıl kurtulacağı bulunmaya çalışılan bir hayat kadını.
Ama bu sistem içindeyken kurtuluşun mümkün olmadığını gösterir, "Asiye Nasıl Kurtulur" oyunu. Ve nasıl olursa olsun, hangi çareyi denerse denesin, Asiye'nin mutlu olamayacağını.
Asiye kurtulamamıştı, Talat belki kurutulur.
Çünkü kurtulmak ve bizi de kurtarmak için oy istemişti, aslında.
|