|
UBP'de gündem yoğun.
Kurultay öncesi, özellikle eski Başkan Derviş Eroğlu'nun yeniden aday olması, başkanlık yarışı heyecanını artırdı.
UBP'nin bu kadar yıl yönetimde kalmasına rağmen, şimdi, hangi yeni söylemle iktidara oynadığı, ya da, 17 yıl başbakanlık yapmış eski genel başkanın, daha yeni ne söyleyebileceği tartışmaları bir tarafa, gerçek olan şu ki, UBP, uzun süren sessizlik sonrasında, yeniden gündemde.
Meclisi boykot edip, yaklaşık 2 yıl meclise girmeyen, çeşitli eylem şekilleri deneyip, halktan destek toplamaya çalışıp da hiç gündem olamayan UBP, bugün, başkanlık yarışıyla yeniden gündemde.
Yapılan anketler, farklı rakamlarla da olsa, CTP ile UBP'yi at başı gösteriyor.
UBP, genellikle kemik oylarını koruyan ve birçok ankette de ilk sırada olan bir parti durumunda, genel seyre göre. Tabii ki, henüz oluşmamış bir seçim ortamında şekillenen bu öngörüler, değişebilme payını saklı tutsa da bugün, UBP'nin yeninden sokağa taşındığının da bir göstergesi olarak duruyor, karşımızda.
Bu dönemde CTP'nin en büyük şansı, ya da belki de en büyük şanssızlığı, UBP'nin başarısız muhalefetiydi. Bugüne kadar muhalefete alışık olmayan parti, aslında bir muhalif parti adına malzemesi bol bir gündemde, sözünü söyleme alanını açamadı kendisine.
Şüphesiz, geçmişten biriktirmiş olduğu kötü puanların da bunda etkisi vardı, ancak aylarca meclis dışında kalıp da rüşvetle kurulduğunu iddia ettiği bir parti karşısında, ne sayıp döktüğü iddialarını bir düzleme çekebildi, ne de genel sekreterine sahip çıkamayan parti, konumunu aşabildi.
Ama toplumların hafızaları çok güçlü değildir.
Bugün, eski genel başkanıyla hiçbir yeni söylem geliştiremeyen bir parti, iktidara oynayabilirken, bu biraz da toplumsal talep noktasında değerlendirilmeli.
Çünkü, aslında, yeni bir başlangıç adına bir kenarda bekletilen bir partiydi, UBP. Değişmesi talep edildi, kendini ve söylemlerini revize etmesi istendi, ki, kendi çerçevesinde bunu yaşadı da ama, hep bekledi.
UBP sistem bekçisiydi. Sistem değişmezse, bu sistemi en iyi bekleyebilecek olan.
Bugün Güney Kıbrıs'a gidebiliyorsa, Rum siyasi partilerle ilişki kurabiliyorsa, bu da ancak zamanın geliştiğini gösterir, sistemin değiştiğini değil.
Toplum içinde siyasete karşı yaratılan hayal kırıklığı, maalesef, toplumsal beklentileri de sığlaştırıyor.
CTP, yeni iktidar döneminde yeni bir anlayış ve söylem geliştiremedi.
Aksine mevcut sisteme kurban gitti.
Verdiği yanlış kararlar, etrafında yarattığı işlevsellikten uzak kontrolsüz bürokrasi ve birçok alanda yaratılan göbek bağı, kurucusu olmadığı sistemi, kurucusu edasında sahiplenmeye yöneltti ister istemez, CTP'yi.
Bugün, bakanlıklardan müdürlüklere kadar, birbiriyle kavgalı ve çıkar hesaplarıyla kavgasını besleyen bir iç yapı göze çarpıyor, partide.
Ve sokakta en azından, "kurucudan bir şey olabilir mi" beklentisi doğuyor yeninden.
UBP, bugüne kadar kemik oylarından kaybetmemişti. Ancak, CTP sırf yeni bir düzen ümidiyle iktidara gelirken, toplumsal beklentileri de yükselterek ve yücelterek gelmişti. Zaman içindeki yanlış icraatlar, üstelik koalisyon ortaklarının payını da üstlenmesiyle, ancak UBP'nin gücünü besledi.
Kıbrıs Türk siyasi tarihinde UBP ve onunla birlikte sağ partiler, bugüne kadar, düzenin simgesi olmaktan öteye geçemediler.
CTP ve sol partiler ise, bu düzene itiraz eden, değiştirmeye talip, ama iktidarlarına izin verilmeyen, fırsat bekleyen tarafı simgelediler.
CTP bu fırsatı bu kadar güçlü yakalayan ilk sol parti olarak simgelediği beklentileri maalesef, yerine getirmemekle kalmadı, düzenin yıkıl(a)mayacağını da gösterdi. O yüzden şimdi, yapılan anketlerde UBP ilk partiye oynarken, sağ kanadın da güçlendiği gerçeği çıkıyor, karşımıza. Yapılan anketlerin ortak noktası, sağ kanatta toplanan oylar ile soldakiler arasında, ortalama %10'a yakın bir fark olduğu.
Şüphesiz bunu sadece CTP'nin sırtına yüklemek anlamsızdır. Ne var ki, yeni denemenin simgesi olan parti, beklentilere cevap veremediği ölçüde, sol anlayışı simgeleyen diğerleri için de bir dezavantaj yaratarak, sistemi meşrulaştırdı.
Aslında hiç de sevmediğimiz, "işte bunlar da geldi ne değişti?" söylemi, sistemin meşrulaştırılmasından öte değildir.
Bugüne kadar kemikleşmiş siyaset anlayışında, toplumun mevcudu koruma güdülerinin payı yadsınamaz. İlk defa, sistemin kendisine karşı bir hareket gelişmişken, bunun gerçek bir felsefeye dönüşmesi ve bir anlayış algılayış şekli olması, maalesef sağlanamadı. Oysa başından bunun bilincine varılıp, toplumsal gelişim adına birlikte çaba harcanmalıydı. Ama gerçek şu ki, sistemi paylaşma kavgası, ağır bastı.
Şimdi, eğer çözüm alanında da gelişme yaşanmazsa, bu yeni dönem, statükonun karşısında yıkılanların arkasından ağlayacağımız dönem olacak.
|