|
Müzakere süreci ilerlerken, iki toplumun birbirine ve çözüm modellerine bakış açısını mercek altına alan, yeni bir anket yayımlandı, Rum basınında.
Anket, Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi (Centre for European Policy Studies) tarafından, adanın her iki tarafında yapıldı. Kısa adı CEPS olan, Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi, Avrupa Birliği'nin en büyük ve en önemli düşünce merkezi. Brüksel'de faaliyet gösteren ve 1983'de kurulan merkez, misyonunu, "Avrupa'nın karşı karşıya olduğu sorunlara yapıcı çözümler bulmak ve akılcı politikalar üretmek" olarak anlatıyor.
Nisan- Mayıs döneminde Kıbrıs'ın her iki tarafında da yapılan anketin sonuçları, çarpıcı.
Buna göre, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar birbirlerine güvenmiyorlar. Ancak Kıbrıslı Rumlar, Türklere göre, karşı tarafa daha fazla güven duyuyor.
Örneğin, Kıbrıslı Türklerin, sadece %28'i Rumlara güvenirken, Kıbrıslı Rumların, %51'i Kıbrıslı Türklere güveniyor.
Ancak Kıbrıslı Rumlar, aynı güveni, Cumhurbaşkanı Talat'a duymuyor. Kıbrıslı Rumların Talat'a güven oranı, sadece %17. Türkler ise, Hristofias'a sadece %28 oranında güveniyor.
Ama her iki toplumun da ortak bir yönü var. Kıbrıslı Rumlar, dünyaya kendilerini daha yakın hissedip, daha fazla güvense de uluslararası topluma ve AB'ye güvenmeyen Kıbrıslı Türkler gibi, Onlar da en fazla kendi öz ailelerine güveniyorlar.
Araştırmayı yapan akademisyenlerden biri olan, DAÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Dr. Erol Kaymak ile konuştum ve araştırmanın orijinal metnini okudum.
Kaymak, aslında sonuçların sürpriz olmadığını, daha önce yapılan KADEM ve diğer araştırma şirketlerinin sonuçlarına paralel olduğunu ortaya koyuyor ve çok önemli bir tespitte bulunuyor.
Toplumlar birbirlerine güvenmiyorlar, ancak doğru zemine çekilebilecek ve olası bir çözümün parametreleri konusunda ikna edilebilecek düzeydeler.
Yeter ki doğru adımlar atılabilsin.
Her ne kadar her iki toplumda da çözüme inanç oldukça düşük bir seviyede olsa da Kaymak, özellikle oluşturulacak güven yaratıcı önlemlerle bunları aşmanın mümkün olabileceğini söylüyor.
Ve dikkat çekici bir başka tespiti de Kaymak'ın, her iki liderin de hem bu alanda çalışma anlayışından, hem de halktan uzak bir çizgi seyrettikleri yönünde.
Dr Erol Kaymak, Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasındaki temel farklılıklarından birinin de Kıbrıslı Rumlar, Türkleri yönetim ve liderliklerinden ayrı olarak görür ve sıradan Kıbrıslı bir Türk'e daha fazla güven belirtirken, Kıbrıslı Türklerin, daha genelleyici bir bakış açısında olup, Papadopluos ile Hristofias'ı ayırmadıkları gibi, Kıbrıslı Rumları da birbirinden ayırmamaları olduğunu söylüyor.
İki tarafta, gelişmeleri kimin etkileyebileceği ve karar alabileceği konusundaki yaklaşım da farklı.
Kıbrıslı Rumların yüzde 84'ü, kararların Türk hükümeti, yüzde 76'sı, Türk ordusu tarafından alınacağını savunuyor, yalnızca yüzde 21'i Talat'ın, karar vermeye muktedir olduğuna inanıyor.
Kıbrıslı Türkler ise, önemli kararların Hristofias tarafından alınacağını savunuyor.
Ve Kıbrıslı Türkler de kendi siyasetçilerine ve kurumlarına güvenmezken, %98 oranında askere güven belirtiyorlar. Daha önce de değişik anketlerde ortaya çıkan bu sonucun, özellikle askersizleştirme ve sivilleşme alanında ciddi sıkıntılar yaratabilecek, iki toplum arasındaki en belirgin uçurumlardan biri olarak görülüyor.
CEPS, ortaya çıkan sonuçlar ışığında çeşitli çözüm formülleri de öneriyor.
Örneğin, böyle bir güvensizlik ortamında, oluşturulacak "Toplumsal Birlikte Yaşam Komitesi'nin oldukça önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor.
Bunun yanında adadaki organize suçlarla işbirliği oluşturulması ve Ledra Palace'daki tampon bölge binalarının restore edilerek ortak kullanıma açılması gibi öneri maddeleri sıralıyor.
Kaymak da Papadopulos ve Talat arasında varılan 1 Temmuz mutabakatında zaten buna benzer önlemler olduğunu hatırlatırken, örneğin, her ne kadar siyasileştirilse de hala eğitim ve spor alanlarında ortak bir zeminin yaratılabileceğini, mesela, ortak bir üniversite kurulabileceğini, Kuzey'deki üniversitelerin Erasmus ve Bologna süreçlerine katılımlarının sağlanabileceğini anlatıyor.
Ortak bir havaalanının, direk uçuş ve yeşil hat tüzüğünün genişletilmesiyle, direk ticaret ve Maraş'ta açılımlar yapılmasının da kesinlikle ortama katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.
Ayrıca çözüm sonrası ekonomik gelişme planlarının üretilmesinin de çözüm her iki tarafa da refah getireceği konusunda, toplumların güvenini kazanmak açısından, oldukça önemli bir ortam yaratıp, müzakere sürecini destekleyeceği de yine bu çalışmada altı çizilenler arasında.
Güney Kıbrıs'ta, özellikle AKEL'in, çeşitli köy gezileriyle, çözüm konusunda nabız oluşturmak için şimdiden çalışmalara başladığı belirtiliyor. Biz, hem çözüm anlayışından uzaklaşıyoruz, hem de birlikte yaşama kültüründen yoksunuz. Ve bunun için de hala çalışma yapılmıyor.
Oysa, bütünlüklü çözüme giderken, en doğal ve olması gereken ortak bir hedef yaratmak.
Çeşitli güven yaratıcı önlemlerle, toplumları hazırlamak, hem liderlerin elini güçlendirecek, hem de toplumları işleyebilecek olan bir çözüme hazırlayacaktır.
Talat ve Hristofias'ın misyonu, bir çözüm anlaşması imzalamak değil, çözümün sahiplenilmesini de sağlamak.
Umarım, uluslararası kuruluşların ortaya koydukları bu gerekçeli ve akılcı çözüm formülleri, her iki tarafta da liderlerce benimsenir ve bir an önce gereken adımlar atılır.
Yoksa, ne farkı kalır bu müzakere masasının da diğerlerinden ve masadaki liderlerin eskilerinden?
|