|
Özker Özgür'ün eşi Zehra Özgür de maalesef, "amansız hastalık" denen kanserden, kaybetti hayatını, eşi gibi.
Zehra Hanım, Sevim'in matematik öğretmeniydi.
Kibar, son derece titiz ve emeğini esirgemeyen, insan hayatında iz bırakan öğretmenlerden.
Zaman zaman ders giriş ya da çıkış saatlerine ben de rast geldiğimde, güler yüzüyle hatırlıyorum, Zehra Hanımı. Özker Özgür ile babamın da ayaküstü sohbetlerde, Kıbrıs sorununu konuştukları anılar var gözlerimin önünde.
Yaklaşık on, on iki yıl öncesine dair bugün hatırladıklarım, aramızdan ayrılanlarla, hiç değişmeyip, yakamızı bırakmayanları bir yerde topluyor, ilginç bir şekilde.
Tabii ki, artık her evde yaşanan bu acı ile ilgili söylenecek çok şey var. Sevgili, Akay Cemal, geçtiğimiz gün, bu konuya yer verdiği köşesinde, özellikle yılan hikayesine dönmüş, Gıda Denetim Yasası'nın durumunu bir kez daha hatırlattı.
Çünkü yasa hala beklemede. Biz de yediğimiz ve içtiğimizi bilmeden, elimizde uzayan kanser yapanlar listesini sayamazken, tesadüfen yaşamaya devam ediyoruz.
Şüphesiz, toplum ihtiyaç ve sorunları için daha içerikli sürdürülebilir programlara ihtiyaç var. Bu da istikrarlı devlet politikaları demek.
Ama ne yazık ki, bizde, ancak iç hesaplarla geçiyor günler.
Şimdilerde de durum zaten Türkiye'nin mali olarak, ne kadar ek destek sağlayabileceği, sağlayacaksa bedelinin ne olacağı, sağlamayacak, para gelmeyecekse, hükümetin nasıl işin içinden çıkabileceğine odaklı.
Herkes ciddi işlerle uğraşıyor, yani!
Ama bütün bunların ötesinde, Zehra Özgür'ün cenaze töreninde, önemli bir fotoğraf karesi vardı, basına yansıyan.
Talat ve Hristofias'ın birlikte toprak attıkları fotoğraf.
Birbirinden farklı kültürel ve dinsel değerlere sahip, ama dünya görüşleri ve belki gelecek heyecanları, en önemlisi de insan sevgileri ortak paydada buluşabilecek, iki söz sahibi insan konumundaydılar.
Bir mezar başında, bir kürek toprakla, ağlayarak kapattıkları mezar başında, dinler, diller ve ırkların, acıyı farklılaştırmadığını, gözyaşının ve acının, her dilde, her dinde, her ırkta, aynı tatta olduğunu hatırlattılar.
O yüzden, Kıbrıs sorunu da geçmişte yaşattıkları ve olası çözümsüzlük durumunda gelecekte yaşatacaklarıyla da ortak acılar yaratacak.
İşte önemli olan bunun farkında olmak ve bunun için çaba sarf etmek. Sanırım Talat ve Hristofias'ın böyle bir farkındalıkları var. Yeter ki, bunu yapıcı bir katalizör olarak kullanabilsinler.
Çünkü, çözümsüzlük denilen noktada ortak değerleri bir araya toplamak da imkansızlaşabilme tehlikesi yaşıyor.
Hatta belki de tarihinde ilk defa, böyle bir tehlike en büyük ve ürkütücü halinde.
Biliyoruz ki, cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte, temel politikanın bir parçası olarak, Türkiye'den Kıbrıs'a nüfus taşındı. Daha yakın geçmişe kadar, bir günde, binlerce kişinin vatandaş yapıldığını hatırlamak için fazla zorlanmaya gerek yok.
Toplum içinde ciddi bir yabancılaşma ve farklı psikolojik tepkiler büyümeye devam ediyor.
Şüphesiz bu konuda uzmanların söyleyebileceği çok daha farklı şeyler vardır, ama, yıllarca savaş ortamında, sömürge yönetimi altında, kimlik bunalımı yaşamış bir toplum, yeni yüzyılda da farklı bir boyutuyla kimlik bunalımı yaşıyor.
DPÖ'nün yaptığı nüfus sayımı rakamları, KTÖS'ün bir süre önce eleştirilen okul araştırma sonuçları, değişik anketlerin ortaya çıkardığı sonuçlar, demografik yapının oldukça değiştiğini gösteriyor.
Daha da ötesi, merkezi cezaevindeki suçluların ezici çoğunluğunun yabancılardan oluşması da nüfus yapısı yanında, gümrük denetimlerinin acizliğini de ortaya koyarak, ülkedeki sosyal sorunların en açık göstergesi olarak karşımızda duruyor.
Sayılar üzerinden çok yorum yapmaya gerek yok. Pratikte yaşadığımız sorunlar ortada.
O yüzden, bu kez belki de bir çözüm için ortak bir dil yaratmak adına, kalan son şans değerlendiriliyor.
Önemli olan bu şansı heba etmemek. Yoksa, herkeste "bu kez de olmazsa, buralarda durulmaz" cümleleri yeniden büyümeye başlamışken, ortak dili yaratacak ortamı bulmakta ciddi sıkıntılar yaşanabileceğini görüyoruz.
Toplumların da yaşayan canlı birer organizma olarak, duruşlarıyla, psikolojileriyle siyaseti, siyasetin, toplumların duruşlarını ve ruh hallerini derinden etkilediğini biliyoruz.
Siyaset ve psikanaliz birbirlerini inceleyerek, uzun zamandır yeni bir bilim alanı yaratmış durumda.
Ciddi bir tepkiye dönüşen ve kendi içinde yabancılaşmayı besleyen sosyal sorunlar dahil, içinde yaşadığımız ortam için mutlaka şimdiden yapılabilecekler vardır.
Bugün Talat ve Hristofias, ortak acıları olan toplumsal sağlık sorunları alanında ortak çalışmalar üretebilmeliler.
Bugün dünyada da önemli sorun olan kanser gibi sağlık sorunları adanın bütünü için ciddi bir sorun. Korumacı sağlık politikalarının üretilmesinde ortak çalışılabilir. Ve zaten özellikle Kuzey'den Güney'in sağlık sistemine fiili olarak bir akış varken, bunun daha sağlıklı bir ortama taşınması için de çaba sarfedilebilir.
Ve aslında birlikte yaşayacaklarını bilmelerine rağmen "yerleşikler" diyerek yabancılaşmayı artıran Kıbrıslı Rumlar ve yıllardır kimlik bunalımıyla ötekileştirmeye devam eden Kıbrıslı Türklerin de ortak dilin yaygınlaştırılması için ortak çaba harcayabilmeli.
Eğer amaç bir şekilde bir ortaklık kurmaksa ve eğer günün birinde bu ortaklık kurulacaksa, bugün bunları yapmak zorunluluğumuz ama şansımız vardır.
Yarın bu şansımız olmayabilir.
|