|
Çok trajik bir olay yaşandı dün.
Genç bir kadın, doğum sonrası geçirdiği aşırı kanama sonucu, doğum yaptığı özel klinikte, hayatını kaybetti.
Ölüm nedeni, bugün yapılacak otopsi sonrasında ortaya çıkacak. Ama, sonuç ne olursa olsun, bu çağda doğum sırasında ölümleri bir şanssızlık, ya da ailenin yaşadığı bir kara kader olarak algılamamak gerekiyor.
Bu çağda, aşırı kanamadan hayatını kaybetmek, her şey yolundaymış gibi görünmesine rağmen, güle oynaya girilen kliniklerden sedye üzerinde, cansız çıkmamanın sorumluluğu, tamamen sağlık sistemine bağlıdır.
Oysa bizde hasta, sonucu ne olursa olsun, tamamen kendi kaderine teslim, kendi özel sorunu olarak yaşıyor, sistemin dayattığı sonuçları.
Yaklaşık iki yıl önce de benzer bir vakayla, aynı sonuç yaşanmış ve herkes, ortaya çıkan bu kara kader karşısında, derin üzüntülerini dile getirmişti.
O dönemde de özel klinik ve hastanelerin yeterlilikleri sorgulanmış, bir kez daha, gerekli yasal düzenlemelerin yapılıp, denetimlerin gerçekleştirileceğinden dem vurulmuştu.
Ne var ki, bugün o günden farklı değil.
Hâlâ sistemin yarattığı böylesi trajik sonuçları yaşamaya devam ediyoruz.
Bugün, birçok özel klinik, evden bozma ortamında, yeterli teçhizat ve eğitimli sağlık personeli olmaksızın, ameliyat yapıp, hayat riski alıyor. Her şey yolundaysa, sorun çıkmıyor, ancak, kriz anlarında müdahale edecek teçhizat ve belki personel kaynağına sahip olmadıkları için, sonuç vahim olabiliyor.
Bugün, sağlık reformunun sadece bir bacağı olan, ama o da tartışılan, Kamu Sağlık Çalışanları Yasası'nın ötesinde, işleyebilir bir sistem için, mutlaka, Özel Hastaneler Yasası'nın düzenlenmesi ve özel kliniklerin kriterlerinin de belirlenerek, gerekli denetimlerin etkin bir şekilde yapılması şarttır.
Bu sağlık sistemi içinde kimse hayatının hesabını soramıyor.
Ölüm, özellikle de böylesi bir ölüm, kesinlikle kader, ya da şanssızlık değildir.
Böylesi bir ölüm, kesinlikle sonucu kötü, tek başına bir doktor hatası da değildir.
Ve hiçbir şekilde, bu ölüm karşısında kahrolan ailenin dramı da değildir, sadece.
Böylesi bir ölüm, bu sistemin her şeyiyle çöktüğünün, yetkili pozisyonda olanların gerekenleri yapmadığının bir göstergesidir.
Bu olayda, eğer bir doktor hatası varsa, yeterli teçhizata sahip olmayan özel bir klinikte ameliyat yapılmasına izin veren gelmiş geçmiş, bütün yetkililerin çok daha büyük bir hatası vardır.
Bu sistem içinde yaratılan kadercilik anlayışı çerçevesinde hasta hakkını sorgulayıp soramıyor. Yaşanan trajik sonuçlar da birer dedikodu havasında gündem buluyor. Doktoru ve bu çarpık sistemi bir şekilde koruyacak mekanizmalar mevcutken, hasta haklarını sorgulayacak bir mekanizmaya da sahip değiliz.
Bugün, devlet hastanelerinde doğum yapan kişilerin kimliklerine bakıldığında, tablo ortada.
Bugün birçok Kıbrıslı Türk, belli riskleri göze alarak, doktorunun özel ilgisi ve itinasına güvenerek, özel klinikleri tercih ediyor.
Ne var ki, devlet hastanelerinde yeterli güveni ve ilgiyi bulamayan toplum, kendi seçenekleri ile oluşturduğu alternatif mekanlarda da güven içinde olmuyor.
Sistem öyle bir şey ki, içine de girseniz, dışında da kalsanız, bedelini sadece hasta olarak siz, çok ağır bir şekilde ödüyorsunuz.
Artık hasta haklarının geliştirilip, doktorun hesap verebilir ve denetlenebilir pozisyonda olması ve mutlaka özel klinik ve hastanelerin, belli kriterlerde yeterli teçhizat ve kadroyla çalışmasının sağlanması gerekiyor.
Sırf bu yüzden, iki genç kadın çok kısa zaman aralıklarıyla hayatını kaybetti.
Bu kişilerin ölümleri, sadece ailelerinin yası değil, yetkililerin mutlaka kabullenmesi gereken bir sorumluluktur.
|