|
Önümde iki gazete.
Bir Yenidüzen.
Bir de Kıbrıs.
Tarih 16 Nisan 1997.
Yenidüzen, ilk sayfadan, sürmanşetten vermiş, haberi.
"Bebeğini göremeden öldü" diyor.
Kıbrıs da ilk sayfadan veriyor.
"Sezeryanla doğum yapan kadın öldü"
Bir insanın ölümü karşısında ne söylenir?
Özellikle de sebepsiz. Özellikle de hiç beklenmeyen bir ölüm karşısında!
Peki, bir insan hayatının bedeli nedir?
Değeri?
Dün, 1997'de kız kardeşini doğumdan hemen sonra, geçtiğimiz hafta yaşanan olaya benzer şekilde kaybetmiş olan Hatice Özpaşa ziyaretime geldi.
Yine bir özel klinikte yaşanan bu olayı, geçmişten bugüne biriken sorunları tekrar hatırlatmak için paylaşmak istediğini söylüyor, Hatice Hanım.
Ve aradan geçen 11 yılını anlatıyor, ailenin.
11 yaşındaki oğlunun, ne kadar çok anne acısı yaşadığını, kız kardeşini böyle sorgusuz sualsiz ve çaresiz şekilde kaybetmenin ızdırabı karşısında nasıl ezildiğini.
İki yıllık karısının ölümü karşısında, yalnızlığı seçen bir kocanın, tarifsiz acısını anlatmaya çalışıyor.
Ve kızını kaybeden bir annenin feryadını.
Aradan geçen 11 yılın bu acıyı dindirmeye yetmediğini anlatıyor.
Acısını hissediyorum, Hatice Hanımın. Ve tek kelime edememenin çaresizliği ile midemin hemen üstünde yumruk olan bir ağrıyla, durup düşünüyorum.
Hatice Hanım, son 10 yılda kendisinin benzer şekilde özel kliniklerde ölen, en az, 5-6 kişinin varlığını bildiğini söylüyor.
Biz zaten hafızamızı biraz zorlasak, son 3 yıl içinde 3 ölüm olayını hemen hatırlayabiliriz.
Hatice Hanım, kız kardeşinin ölümünden sonra, soruşturmalardan bir sonuç alamadıklarını ve konunun üzerinin örtüldüğünü söylüyor. Geçtiğimiz yıl, benzer şekilde hayatını kaybeden Gamze Fellahoğlu'nun ailesi de 2 yıl içinde otopsi raporuna ulaşamadıklarından şikayet ediyor.
Son olayla ilgili de ölüm sebebini açıklayamayan bir otopsi raporu, sunuluyor kamuoyuna.
Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, bundan sonra, özel kliniklerde, kesinlikle ameliyat yapılmayacağını açıkladı. Beklenen özel hastaneler yasasının da en geç, sene başına kadar, hayata geçmiş olacağının altını çizdi.
Buraya kadar tamam.
Evden bozma kliniklerde ameliyat yapıp, hayat riski alma lüksü, kimseye verilmemeli.
Ama ya hastanın yaşam hakkı, doktorun yaşam sorumluluğu ne olacak?
Burada, sadece ölümle neticelenen olaylarda değil, her tülü yanlış teşhisin de takibi yapılamıyor. "Doktor da insandır, hata yapabilir" mantığından hareketle, sorumluluk sorgulaması yapılmasının önüne geçiliyor.
Bugüne kadar çeşitli nedenlerden hayatını zamansız kaybeden, yüzlerce vaka yansıdı, basına.
Peki kaç doktorun hatası bunlar içinde sorgulandı?
Bu sistemde doktor, dokunulmazlığını koruyor.
Ve günün sonunda, dedikodu zemininde, "falanca doktor, falancaya şunu yapmış" gibi soyut bir noktada kalıyor, konu.
İşte bizdeki hasta hakkı bu kadar.
Hayatınızı teslim ettiğiniz ve iki dudağı arasından çıkacak her cümleye kendiniz bıraktığınız insanın, hayatınızı teslim alırken, üzerine aldığı, vicdanından öte bir sorumluluğu olmayabiliyor.
Sağlık sisteminde, artık Kamu Sağlık Çalışanları yasasının çarpıklıklarını tartışırken ve doktor koşullarının iyileştirilmesi konuşulurken, hastanın da merkezde olabileceği, yaşam hakkına gereken değerin verilebileceği bir sistem için gerekenlerin yapılması konusunun da mutlaka tartışılması gerekiyor.
Hasta yakınları, çoğu zaman yaşadıkları acı karşısında sorgulama ve ısrar etme gücünü kendilerinde bulamıyor ve sistemin duyarsızlığı karşısında çaresiz kalıyorlar.
Günün sonunda da kayıpları, sadece ailenin özel sorunuymuş gibi bir acı olarak kalıyor.
Bu ülkede, yıllardır sağlık sistemini tartışıyoruz. Tabipler Birliği gibi, doktorun meslekten men hakkını da elinde bulunduran bir örgütlenme olmasına rağmen, her sistem, maalesef, öncelikli olarak, sorgusuz sualsiz doktoru koruyan şekilde, dizayn edilmiş.
Sivil troplum örgütlerinin de üzerlerindeki sorumluluğun bilincine varıp, artık hastanın da her koşulda yaşam hakkı olduğunu hatırlaması gerekiyor.
Ve bir sağlık sistemi tartışılacaksa, kesinlikle bu sistem içinde, doktorun sorumluluğu ve şeffaflığının da temele yerleşmesi gerekiyor.
Ben, Hatice Hanım'a, acısı karşısında söyleyecek tek kelime bulamadım.
28 yaşındaki kız kardeşini, her şey yolundayken, hiç nedenini anlamadan, doğumdan hemen sonra kaybetmenin acısı karşısında söylenebilecek bir söz yok.
Ama 11 yıl boyunca, tek sorgulama dahi yapılmadan, bu nedenin hala ailenin kendi özel meselesiymiş gibi, ört bas edilmesi karşısında söylenebilecek bir şeyler olmalı.
Bir insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı.
|