|
Amerika Birleşik Devletleri Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, dün Kıbrıs medyayı ziyaret etti.
Büyükelçi ile kahvaltılı ve oldukça da keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Samimi tavırları ve Türkiye ile ABD ilişkilerin önemine özel vurguları dikkat çekiciydi.
Sohbet boyunca, özellikle Amerika'nın müzakere sürecindeki pozisyonunun ne olacağı sorgulandı.
Urbancic, şu anda, liderlerin yürüttükleri müzakere masasında uluslararası diğer aktörler gibi, ABD'nin de olmadığını, üzerine basarak vurguladı.
Burada altını çizdiği unsur ise, bir anlaşmayı, mutlaka halkların da sahiplenmesi gerektiği yönündeydi. Çünkü, halkların sahiplenmeyeceği bir anlaşma, yaşamayacak.
Özellikle Annan planı döneminde, bizzat mitinglere katılarak, açık destek veren Amerika'nın bu pozisyonunun, Güney'de olumsuz bir hava yaratılmasına sebep olduğu yorumları yapılıyordu. Anlaşıldığı kadarıyla benzer bir sonuç yaşamamak ve Güney Kıbrıs'ın da daha fazla damarına basmamak adına Amerika şimdilik sessizliğini koruyacak.
Peki ya bir kriz çıkarsa?
Aslında görüşler, liderler görüşecek ama bir noktaya geldikten sonra, ancak çeşitli moderatörlerin varlığı ile sonuca ulaşılabilecek yönünde birleşiyor. Buradan hareketle, olası kriz durumunda da Amerika'nın sessizliğini korumaya kararlı olup olmadığını sordum.
Burada açık kart var.
Zamanı geldiğinde, koşullara göre durum yeniden değerlendirilecek. Ancak örneğin, Türk Tarafı, ya da Türkiye, çözümün önüne set çeker bir pozisyona girerse, bu ciddi bir sorun olarak değerlendirilecek.
Urbancic, Kıbrıs'ta iki halk arasındaki Türkiye'nin pozisyonuyla ilgili endişelerin ortak noktada buluştuğunu söylüyor. Çünkü, Kıbrıs Medya'ya gelmeden az önce, bir Kıbrıslı Rum'dan, "Türkiye çözüm konusunda baskı altına alınmalı" değerlendirmesini dinlediğini anlatıyor.
Yapılan kamuoyu yoklamalarından ortaya çıkan, çözümden uzak tablonun kendilerini endişelendirmediğini vurgulayan Urbancic, liderliklerin temel görevinin, toplumlarının önüne geçmek olduğuna, özellikle vurgu yapıyor.
Herkes biliyor ki, uluslararası toplumun vereceği cesaret, sürecin ana belirleyicisi olacaktır. Ama uluslararası topluma gelmeden önce, toplumların da çözüme hazırlanması ve çözüm konusunda ortaya atılacak olan cazibeye duyarlı olması gerekiyor.
Bizim işleyebilir ve toplumlar tarafından yüzyıllarca yaşatılacak bir çözüme ihtiyacımız var. Bunun için sosyal politikalar geliştirmediğimiz gerçeği, karşımızda dururken, konuyu sadece diplomatik zemine terk etmek, referandum sürecine de zarar verebilir.
O yüzden, belki de ilk kez deneyecek liderlere bir şans vermek ve özellikle referandum sonrasında yaratılan ortama bir de dış baskı unsuru eklememek adına, Amerika'nın sessizliği anlaşılabilir. Burada şüphesiz Türkiye ile ilişkilerin seyri de pozisyonunda oldukça etkili olacaktır, Amerika'nın.
Urbancic, 2009 içinde bir çözüm konusunda umutlu olduğunu söyledi.
Umarız bu umut bu kez bir sonuca gider.
Biliyoruz ki, Türkiye AB ile ilişkilerini dondurma noktasına getirdiğinden beri, burada da AB'ye karşı olumsuz tepkiler büyümeye başladı. Oysa, bir çözüm sürecinde bu oldukça önemli.
Türkiye'nin AB ilişkileri ve gerçek üyelik konusundaki samimiyeti de bu sürecin belirleyicisi olacaktır. Eğer şu anda, Türkiye'nin işine süreci uzatmak geliyorsa ve uzatmaya devam edecekse, buradaki çözüm süreci de uzamaya devam edebilir.
Türkiye ciddi bir kazanım elde etmeden, Kıbrıs sorununu çözmek istemeyecektir.
Ve üyelik yeterli bir kazanım değilse de bu süreçte ciddi sorunlar yaşanacaktır. Ama bunun ince bir diplomasi üzerinden, özellikle de zaten yeterince büyüyen "Rum düşmanlığından" beslenerek üzeri örtülebilir.
Uluslararası toplumun müdahalesi de bir baskı unsuru olarak algılatılıp, tepki yaratılabilir. 2004 referandumunda Rum tarafı bunu yaşamıştı. O yüzden belki de uluslararası toplumun, ihtiyatlı davranmasını şimdilik olumlu bir unsur olarak da değerlendirmek gerekiyor.
Ama bununla birlikte buradaki liderliğin de olası tehlike noktalarını algılayıp, kimsenin dümen suyuna kendini teslim etmemesi gerekiyor.
İstenilen bir çözümdür. Mümkün olan en erken zamanda bir çözüm.
Artık Kıbrıs'ın ve Kıbrıslıların bu çözümsüzlük ortamında daha fazla tutunabilecek yerleri kalmadı.
|