|
Tarih, 15 Aralık 1918...
Önümüzdeki ayın 15'inde aradan tam 90 yıl geçmiş olacak...
O günün akşamında, sanki gök delinmişti!...
Adada şiddetli yağmur yağıyor ve dinmek bilmiyordu.
Cihangir'de (Abohor) Hüseyin Çolak'ın hamile eşi Cemaliye Hanım evde doğum sancılarıyla kıvranmaya başlıyor.
Haftalardır beklenen gün nihayet gelip çatmıştı.
Evde tatlı bir telaş var.
Gazyağı lambaları ve mumların ışığında doğum hazırlığı yapılıyor.
Dışarıdan yağmurun sesi geliyor, duracağa benzemiyor.
Köy yolları su içinde.
Çok geçmeden Cemaliye Hanım bir erkek çocuğu getiriyor dünyaya.
Adını İbrahim koydular.
Ertesi gün köylüler güne açık bir havada uyandı.
Yağmur dinmişti.
Derken bir haber ulaşıyor köye.
Kanlı Dere taşmış ve şeheri su basmış...
Azgın sular dükkanlara, evlere girmiş...
Çok zarar olmuş.
***
Abohorlu Cemaliye ve Hüseyin Çolak çiftinin o yağmurlu gecede dünyaya gelen ilk çocukları kimdi biliyor musunuz?
Lefkoşa'nın renkli simalarından İbrahim Çolakoğlu.
Anımsayacaksınız, nostaljik yazılarımdan birinde size öyküsünü anlatmıştım.
Tanrı daha da ömür, iyilik sağlık versin hâlâ hayatta; 15 Aralık'ta 90 yaşını tamamlayacak.
Ne ki, İbrahim Efendi yaş günlerini hep 31 Aralık'ta, yani yılbaşı günleri kutluyor.
Çünkü babası onu, İngiliz yönetimine "yol parası" ödemeye bir yıl geç başlaması için doğum kütüğüne 31 Aralık'ta doğmuş gibi kaydettirdi. Yılın son günü doğanlar için o yıl hesaba katılmazdı.
O zamanlar, 18 yaşını tamamlayarak reşit olmuş herkes, her yıl hükümete 6 kuruş yol parası ödüyordu. Yıllarca sürmüş bu uygulama. İngilizler, adadaki yolları toplanan bu paralarla yapıyormuş.
İbrahim Çolakoğlu dostumun, yıllardan beri tanıdığım ve onun kadar sevip saydığım kardeşi sevgili Mustafa Çomunoğlu da 1926'nın yılının son günlerinde doğmasına karşın kütüğe 2 Ocak 1927'de doğmuş gibi kaydettirildi.
O yıllarda insanların ne denli yoksul oluğunu, geçinebilmek için nasıl kılı kırk yardıklarını düşünebilir misiniz?
İngiliz'in bir Kıbrıs Lirası 20 "şilin"di. Her şilin 9 "kuruş"tu. Her kuruş da 40 "para"ydı.
Bir kuruşun yarısı, yani "20 para", hatta kuruşun dörtte biri 10 paranın bile değeri vardı.
***
Kanlı Dere'ye neden 'kanlı' denildiğini çocukluğumdan beri hep merak edip durdum. Eskilerden kime sorduysam bilemedi. Bu konuda bilgi edinebileceğim yazılı bir kaynağa da ulaşamadım.
Genel kanı, Osmanlılarının Lefkoşa'yı fethi sırasında dere yatağında şiddetli çarpışmaların olduğu ve suyun kana bulandığı ya da orada meydana gelen bir olayda çok kan döküldüğü yönündeydi.
Derenin bu kötü namı almasının mutlaka bir nedeni vardı ama ne yazık ki elde gerçek ve kesin bir bilgi yok.
Halbuki Kanlı Dere'den daha küçük bazı derelerimizin isimlerinin nereden geldiği kesin olarak biliniyor.
Örneğin Cihangir'deki İsmail Deresi.
Mustafa Çolakoğlu dostumdan dinledim...
Anlattığına göre, Süvari İsmail Efendi, atıyla köyleri gezerken bir gün Cihangir'e de uğradı ve akan dereyi geçmeye çalışırken atıyla birlikte sulara kapılarak sürüklendi. O günden sonra dereye İsmail Deresi denildi.
İsmail Deresi'nin yakınındaki Mezarlık Deresi ise, ismini hemen yanında bulunan mezarlıktan aldı.
Gelgelelim bölgede üçüncü bir dere daha var. Tam da İsmail ve Mezarlık derelerinin ortasında kalıyor.
O dereye de, adı üstünde Orta Dere deniliyor.
***
Kanlı Dere'nin isminin nereden geldiği kadar ne zaman yatağından taşıp Lefkoşa'yı sular altında bıraktığını da ortaya çıkarmayı aklıma koyunca, hayatta olduğunu bildiğim en yaşlı insanlarımızdan İbrahim Çolakoğlu dostuma başvurdum. Ne isabetli davranmışım. Bana, Kanlı Dere'nin taştığı gün doğduğunu söyleyeceğini aklımın ucundan bile geçirmezdim.
İbrahim Efendi'nin babasının ağzından dinlediklerine dayanarak anlattığına göre, Kanlı Dere'nin yatağından taştığı o 5 Aralık akşamında ve ertesi gün Lefkoşalılar neye uğradığını şaşırmış. Baf Kapısı'ndan şehre giren azgın sular önünde ne bulduysa silip süpürmüş. Özellikle, şimdiki adıyla Ermu sokağında bulunan evler ve dükkanlar sular altında kalmış. Bizim Samanbahça mahallesi dahil her taraf, çamurlu suların sürükleyip getirdiği ağaç kütükleri, keresteler, çeşitli eşyalar ve hayvan leşleriyle dolmuş.
Mustafa Çomunoğlu kardeşim de benzer şeyler anlattı. Lefkoşalılar, o güne kadar böylesine bir manzarayla karşılaşmamış. Bazı bölgeler günlerce su altında kalmış. Sonuçta sular çekilmiş ama haftalarca akmış dere.
Gazetede Sevgili Omaç Başat'in rahmetli annesinin anlattığına dayanarak söylediğine göre, Samanbahça'nın hemen dışında, Polis Sokağı'ndaki evlerine de sular girmiş ve avlu tam bir göle dönüşmüş.
***
Çok iyi anımsıyorum...
1940'lı çocukluk yıllarımda, Samanbahça'da bütün mahallelilerle birlikte, sık sık "Kanlı Dere gelmiş, neler neler getirmiş" haberiyle adeta coşar ve derenin akışını seyretmek için oraya koşardık.
O zamanlar yağmur yağdı mı dinmek bilmezdi ve mutlaka dere gelirdi.
İnanabiliyor musunuz?
O dere yıllarca fakir fukaranın "ganimet" topladığı bir mekan oldu.
Sular çekildikten sonra insanlar dere yatağına iner ve işlerine yarayacak bir şeyler arardı.
Biz çocuklar da, Coronik'e satmak için bakır ararken, Kanlı Dere yatağına gitmeden edemezdik.
***
Adamızın en büyük ve en uzun deresi Kanlı Dere, ne 90 yıl önce o kış akşamı gördüğü kadar su gördü yatağında ne de günümüzdeki kadar kuru kaldı...
Kuru kalmasını, havayı, iklim koşullarını değiştiremeyeceğimize göre doğal karşılayabiliriz ama bir zamanların bu güzelim deresini kendi ellerimizle dere olmaktan çıkarmışız.
Halbuki yıllarca aktı... Bazen sakin sakin, bazen şırıl şırıl, bazen de coşkun bir şelale gibi. Topraklarımıza hayat verdi, köylünün tarlasına, ekinine bereket getirdi.
Öyküler, masallar yazıldı üzerine; kimi güzel, kimi kötü....
Şiirlere, şarkılara konu oldu.
Ama böyle olmamalıydı sonu.
Acaba kanlı diye anılmasının cezasını mı çekiyor.
Günümüzdeki haline bakıp acımamak elden gelmiyor Kanlı Dere'yi...
Dolgularla kayboluyor yatağı... Lağım akıtıyoruz kazılan çukurlar içine.
Sayfada gördüğünüz fotoğrafları geçen gün çektim.
Ama dere yatağının ne hale geldiğini göstermeye yetmez.
***
Kanlı Dere, eskiden, eskilerden çoğu değerlerimiz gibi artık anılarda kaldı.
Yıllardır akmıyor, yatağı kayboluyor...
Nerde, o günlerce süren eski yağmurlar...
Gün ola bir gün geçmişte olduğu gibi yağışlara tanık olsak da kolayına gelmez Kanlı Dere.
Güney'deki barajlar suyu tutuyor...
Sular barajları aşacak olsa bile akacak yatak bulamayacak!
Yazık ediyoruz Kanlı Dere'ye!
|