Bu savurganlığın bir sınırı olmalı

Bilbay Eminoğlu

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   8 Şubat 2012, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

  Toplumumuza ciddi bir endişe hakimdir…
   Dıştan gelen büyük yatırımlar giderek küçükleri yutacak ve Kıbrıs Türkü bu topraklarda tutunamayacak.
   Bu endişe yersiz mi?
   Pek değil.
   Yatırımlar plansız programsız yapılırsa, dileyenin dilediğini yapmasına olanak sağlanarak işler kontrolden çıkarsa vatandaşın endişe duyması doğaldır.
   Ancak bu, yatırımları elimizin tersiyle itelim anlamına gelmez.
   Pek tabii yatırımlara ihtiyacımız var.
   Nitekim yöneticilerimiz yıllardır, Türk ve yabancı işadamlarını buraya yatırım yapmaya çağıyor.
   Önemli olan, küçük ülkemizde ‘dört başı mamur’ plan ve programlar yapılması, yatırımların ihtiyaç duyulan alanlarda yapılması, büyüğün yanında küçüğün de ekonomideki yerini alması…
   Büyüme sürecinin doğru ve adil parçaları olarak sisteme eklenmesi…
   Gerçek anlamda ‘win-win’ (kazan-kazan) formülünün işlemesidir.
   Bunun aksi, küçük işletmelerin, esnafın sonu olur.
   Bir örnek verelim:
   İngiltere’de, çoğu ülkede olduğu gibi dev marketler, dev alışveriş merkezleri var…
   Ama bunların yanında bir o kadar da ‘Corner shop’ olarak bilinen küçük işyerleri, dükkanlar yer alır.
   Kurulan sistemin vazgeçilmezidir bu dükkanlar.
   Şehrin bir güzelliğidir ayrıca.
   İnsanlar, marketler kapandıktan sonra, almayı unuttuğu ya da hemen ihtiyaç duyduğu bir ürünü atılıp
köşe başındaki dükkandan alabilmelidir.
   Kabul edelim ki, bizim buralarda böyle bir sistemden pek söz edilemez.  
   Dileyen dilediği yerde süpermarket açar…
   Hatta aynı yerde ya da mevcut olanın hemen yakınında bir başka süpermarket bulunduğunu dikkate almayanlar var.
   Hal böyleyken, bir de kalkıp bu marketlerin yakınlarındaki bir araziyi dev bir alışveriş merkezi kurulması için tahsis ederseniz, küçükleri büyüklerin yutmasına bal gibi yol açmış olursunuz.   
                                                                    
                                                                        ***
   Sözü yine, Vakıflar İdaresi’ne ait 200 dönümlük arazinin, yılda 100 TL karşılığında kiralanması ve şu külliye meselesine getireceğiz.
   Ortada henüz bir plan, program, proje bulunmamasını bir kenara bırakalım.
   Gerçekten böyle bir yatırıma ihtiyacımız var mı?
   Bu soruya çoğu insanımızın, en azından  “Olmasa da olur” diye ılımlı yanıt vereceği açıktır.
   Oysa o araziye hayırsever bir işadamının yapacağı yatırım için ayırdığı ileri sürülen milyonlarla bu ülkede neler yapılmaz.
   Çok daha önemli ve çok daha acil olan nice ihtiyaçlarımız var.
   Elektrik santrallerinin, yıllardır insanlarımızı zehirleyen bacalarına filtre takamıyoruz.
   Rüzgardan ya da güneşten elektrik enerjisi üretemiyoruz…  
   Çöplüklerimizi ıslah edemiyoruz…
   Trafik alt yapımız eksik; çok gerekli yerlere bile üst geçit yapamadık…
   Trafik ışıklarını yenilemekte bile zorlanıyoruz…  
   Bakıma alınması gereken okul binaları var…
   Sağlık servislerimiz hala bir takım olanaklardan yoksun.
   Bir yangın helikopterimiz yok…  
   “Olmasa da olur” diyemeyeceğimiz, acilen giderilmesi gereken ihtiyaçlarımızı daha da sıralayabiliriz.
   Dış yatırımlar bu ihtiyaçlarımıza yönelik olsa öper de alnımıza koyarız.
   
                                                                        ***  
   Konunun bir de çevre yönü olduğunu unutmayalım…
   Her fırsatta doğa güzelliğinden dem vurduğumuz, ‘cennetten bir köşe” diye söz ettiğimiz topraklar,
özellikle Annan planının Rum tarafınca reddedilmesinden sonra yeşilini büyük ölçüde yitirmeye başladı…
   Bir uçtan öteki uca beton yığınlarıyla dev bir şantiyeyi andırıyor ülke.
   O araziye, bu araziye, şöyle yatırım böyle yatırım derken bir avuçluk yeşil bırakmayacağız!
   Bu savurganlığın bir sınırı olmalı.
 

   701 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
17 Mayıs 2012, Perşembe   Belediyedeki sorunu böyle mi çözeceksiniz?
16 Mayıs 2012, Çarşamba   Deli Dumrul’un köprüsü
15 Mayıs 2012, Salı   Felaketin görünmeyen yüzü
13 Mayıs 2012, Pazar   Öfke seli
12 Mayıs 2012, Cumartesi   Trajikomik film gibi
11 Mayıs 2012, Cuma   Anketler yalan söylemez
10 Mayıs 2012, Perşembe   Çamlıbel bizim mi?
09 Mayıs 2012, Çarşamba   Ciddi sonuçlar doğma dan…
08 Mayıs 2012, Salı   Neden bizim de olmasın?
05 Mayıs 2012, Cumartesi   Basın dişi kabağa!


Yorum Sayısı:   2
  Vatandaş         - KKTC 12 Şubat 2012, Pazar 23:26 
Sayın Bilbay\'ın söylediklerinin doğru olduğunu dıştan gelen her baskıya boyun eğenler kendilerini oylarıyla seçenlerin sesisini dinlemiyor. Oylarıyla kendilerini seçenlerden daha kıymetli ne var? Halka bunu vijdanlarına ellerini koyarak anlatsalar iyi olmaz mı? Yazık oluyor mu bu ülkeye,doğasına ve insanına? Herşeye boyun eymek insan vijdanının rencide etmiyor mu?
  mustafa siyami karaman         - girne 12 Şubat 2012, Pazar 12:01 
canını yeme bilbaycım.. bu adamlar iktidarda kalmak istiyormu istemiyormu..sen ona bak.koltuk tatlı ctp si ubp si dayanaklı.. iktidarlar. bunların arkasında halkmı var sanırsın..birsürü yalan dolan vaatler var..dayanaklı dedim de.. elbette canım.. akp den daha sağlam bir koltuk değneği varmı..at da sahibine göre kişner derler.. akp dinci bir iktidar partisi değilmi türkiyede..bunlarda bol bol cami külliye medrese vs vs.. açacaklar ki akp nin bol bol duasını alsınlar..onlar kendi çıkarlarına bakacaklar tabii. vallahi ben bu kıbrıs halkına acımam. zira ahmet gider mehmet gelir . bunlar başka isim bilmezler. sanki ülkede başka parti yok denesinler. çıkar için oy vereceksen bilki yarın kendinin de kafası çıkar için bu parti tarafından cellata satılacaktır...daha bu bişey değil. lüks düşkünü bu toplumu daha kötüleride bekliyor...